Tehi görmen siz beni dost yüzün görüp geldim
On dört beyit boyunca peygamber kıssalarını birinci ağızdan sayan bir devriye. Nuh, Zekeriyya, Eyyub, Mansur, İsa, Musa, Âdem ve Muhammed’in başından geçenler "geldim" redifiyle tek bir dönüş hikâyesine bağlanır; son beyit bu "ben"in kim olduğunu söyler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
görmen siz beni dost yüzün görüp geldim
Bâkî devlet dost ile sürüp geldim
1Beni eli boş görmeyin; ben dostun yüzünü görüp geldim.
2Kalıcı saltanatı ve ömrü dost ile sürüp geldim.
- 2
Oldur söyleyen dilde varlık dostundur kulda
Varlığım her ol ilde ben bunda garip geldim
1Dilde söyleyen odur; kuldaki varlık da dostundur.
2Benim varlığım hep o ülkededir; ben buraya garip geldim.
Beyit fâili değiştiriyor: dilde söyleyen kul değil dostun kendisi. Varlık kula ait sayılmıyor, emanet gibi tutuluyor. "Dilde, kulda, ilde" iç kafiyesi cümleyi üç yere dağıtıyor ve son yarım dize gurbet mazmununu kuruyor — asıl yurt burası değil.
- 3
Bazergânım mata’ çok destgirum üstadım Hak
Ben ziyanum assıya anda denşirup geldim
1Tüccarım, malım çok; elimden tutanım ve üstadım Hak’tır.
2Ben zararımı orada kâra çevirip geldim.
Ticaret sözlüğü tasavvufa taşınıyor: bazergân tüccar, mata' mal, assı kâr demek. Şair sermayesini kendinden saymıyor, elinden tutanı üstat diye anıyor. Alışverişin sonucu son yarım dizede duruyor: zarar orada kâra çevrilmiş, dönen kişi kârla dönmüş.
- 4
Yedi gök yaradıldı aşk ile bünyâd oldu
Toprağa nazar oldu durup geldim
1Yedi gök yaratıldı, aşk ile temellendi.
2Toprağa bir nazar değdi; ben aksırıp ayağa kalkarak geldim.
Yaratılışın harcı aşk sayılıyor; yedi kat gök bu maddeyle temellendiriliyor. İkinci dize Âdem kıssasına geçiyor: toprağa bakılıyor, ruh üfleniyor ve "ahsırmak" (aksırmak) fiiliyle beden ilk hareketini yapıyor. Şair o ilk aksırığı kendine mal ediyor.
- 5
Gördüm yedi tamusun sekiz kamusun
Korkudan günahımı anda sızırup geldim
1Yedi cehennemin, sekiz cennetin hepsini gördüm.
2Korkudan günahımı orada eritip damlata damlata geldim.
Yedi cehennem ile sekiz cennet klasik sayımdır; ikisini birden görmek yolculuğun öte dünyayı da kapsadığını söylüyor. "Sızırmak" eritip damlatmak demek: günah bir yükten çok, korkunun ateşinde eritilen bir madde gibi düşünülmüş.
- 6
Nuh oldum Tufan için çok duruştum din için
Fir’avnı Mûsâ ile suya boğdurup geldim
1Tufan için Nuh oldum, din için çok çabaladım.
2Firavun’u Musa ile birlikte suya boğdurup geldim.
Peygamber silsilesi burada başlıyor ve şair her kıssaya "oldum" diyerek giriyor. Nuh'un tufanı ile Musa'nın denizi aynı beyitte duruyor; ikisi de suyla hükmeden anlatılar. "Duruşmak" çabalamak, direnmek demek; verilen emek gemiyle aynı cümleye giriyor.
- 7
Zekerriyyâ ben oldum kaçtım ağaça girdim
Kanım dört yana saçtım depem dildirüp geldim
1Zekeriyya ben oldum; kaçıp ağacın içine girdim.
2Kanımı dört yana saçtım, tepemi yardırıp geldim.
Zekeriyya'nın kaçıp bir ağacın içine girdiği ve ağaçla birlikte biçildiği rivayeti anlatılıyor. "Depem dildirüp" tepesini yardırıp demek; şiir kıssanın en sert ayrıntısını atlamıyor. Kanın dört yana saçılması, tek bedenin dört yöne dağılmasıdır.
- 8
Eyyup oldum tenime cefâ kıldum canıma
Çağırdım Sübhân’ıma kurtlar doyurup geldim
1Eyyub oldum; tenime, canıma cefa ettim.
2Sübhan’ıma seslendim, kurtları doyurup geldim.
Eyyub kıssasının sabrı burada edilgen değil: cefayı kendi tenine kendisi yapıyormuş gibi söyleniyor. Yaralarındaki kurtları "doyurmak" fiili çekilen acıyı bir konukseverliğe çeviriyor. Sübhân'a çağırmak ise sabrın sessiz değil sesli olduğunu gösteriyor.
- 9
Bir çöp oldum basıldım Mansur oldum asıldım
Hallaç panbuğu gibi bunda atılıp geldim
1Bir çöp oldum, ayak altında ezildim; Mansur oldum, asıldım.
2Hallaç pamuğu gibi burada atılıp geldim.
Beyit bir kelime oyunu üstünde duruyor: hallaç pamuk atan zanaatkârdır, Hallâc-ı Mansûr'un lakabı da odur. Asılmak ile atılmak aynı imgede birleşiyor; çöp gibi ezilmekten dâra çekilmeye giden yol, pamuğun didiklenmesiyle aynı işlem sayılıyor.
- 10
İsâ oldum Kudretten bahâne bir avretten
İnâyet oldu Hak’dan ölü dirgürüp geldim
1Kudretten İsa oldum; görünürdeki sebep bir kadındı.
2Hak’tan inayet erişti, ölü diriltip geldim.
İsa'nın babasız doğumu iki kaynağa bölünüyor: fâil Kudret, "bahâne" ise Meryem. Bahane kelimesi burada küçültmüyor, görünür sebebi işaret ediyor. Ölü diriltme mucizesi de şairin kendi işi değil, Hak'tan gelen inayetin sonucu olarak veriliyor.
- 11
Mûs- oldum Tûr’a ağdım bin bir kelime kıldım
Halâyık ne olasın ben anda bilüp geldim
1Musa oldum, Tûr dağına çıktım, bin bir söz söyledim.
2Ey halk, siz ne olacaksınız; ben orada bunu bilip geldim.
"Ağmak" yükselmek demek; Tûr'a çıkış ile kelâmın alınışı tek dizeye sığdırılmış. Kaynakta peygamberin adı "Mûs-" diye eksik dizilmiş ve hece de bir eksik kalıyor; imlâ düzeltilmedi. İkinci dize halka dönüp soruyor: bilgi orada alınmış, buraya getirilmiş.
- 12
Âdem oldum durmadım nefs boynunu burmadım
Yanılup buğday yedim uçmakdan sürlüp geldim
1Âdem oldum, duramadım; nefsin boynunu bükmedim.
2Yanılıp buğday yedim, cennetten sürülüp geldim.
Silsile Âdem'e en sonlarda geliyor; şiir zamanı düz bir çizgi saymıyor. Yasak meyve İslam anlatılarında çoğu kez buğdaydır. Beyit suçu üstleniyor: nefsin boynu bükülmemiş, yanılgı sahiplenilmiş, sürgün de ceza gibi değil güzergâh gibi anılmış.
- 13
Muhammed’i bir gece Hak okudu Mi’race
Serteser ucdan uca bile yüz sürüp geldim
1Bir gece Hak, Muhammed’i Miraç’a çağırdı.
2Baştan başa, uçtan uca ben de birlikte yüz sürüp geldim.
Silsile Miraç'ta doruğa çıkıyor. Anlatının öznesi peygamber, ama beyti şaire bağlayan tek kelime var: "bile", yani birlikte. Serteser ile uçtan uca aynı şeyi iki kez söyler; yolun tamamlığı vurgulanır ve şair kendini o yolun her noktasına koyar.
- 14
Yalınız Sübhân idi peygamberler cân idi
Yunus'da idi sûret değşirüp geldim
1Yalnız Sübhan vardı; peygamberler birer candı.
2O can Yunus’ta gizliydi; suret değiştirip geldim.
Mahlas beyti bütün silsilenin anahtarını veriyor: tek olan Sübhân, peygamberler ise tek bir can. O can Yunus'ta gizlendiğine göre önceki "ben oldum" dizeleri övünme değil, suret değiştirerek gelen aynı canın sayımıymış. Redif de burada anlamını buluyor.
Metnin kaynağı
Ergun'un 1930 matbu derlemesi şiiri Yunus Emre başlığı altında verir; Tatcı'nın yalnız kontrol için kullanılan tenkitli neşrinde 191 numarayla ve F, T, NO, YE, K, Rt ile bir Millî Kütüphane mecmuası tanığıyla yer alır. Nüsha çeşitliliği güçlüdür, fakat müellif nüshası yoktur.
Atıf kanıtını aç ↗Türkçe Vikikaynak'taki 143955 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" derlemesinin Yunus Emre bölümünden geliyor ve bu bölümdeki bütün metinler tek sayfada dizildiği için bu partideki üç şiirin künyesi aynıdır. Ergun metni Yunus Emre'ye mal eder; tekke cönklerinde "Yunus" mahlasıyla dolaşan şiirlerde aidiyet tartışması olağandır, bu kayıt derlemenin atfına uyar ve tartışmayı çözmez. On birinci beyitte peygamberin adı kaynakta "Mûs- oldum Tûr'a ağdım" diye eksik dizilmiş; hece de bir eksik kalıyor. Okunuşu açık olduğu için şiir atlanmadı, ama dize düzeltilmedi ve karşılığında ad tamamlanarak verildi. Kesme işareti kaynakta tutarsız: metnin çoğunda kıvrık (Hak'dan, Sübhân'ıma), yalnız son dizede düz (Yunus'da); ikisi de olduğu gibi bırakıldı. Ölçü kaynakta yazılı değil, hece sayılarak çıkarıldı: 7+7 duraklı on dörtlü.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Miskin Âdem oğlanı, nefse zebun olmuşdurYunus Emre · Tekke şiiri→
Redif "geldim" bütün şiiri tek bir fiile bağlıyor; her beyit bir yerden dönüşün haberi olacak. "Tehi" boş, eli boş demek: şair önce kendisine yöneltilebilecek hükmü reddediyor, sonra elindekini saymaya başlıyor. "Rûzigâr" burada rüzgâr değil zaman.