Bir mi Bin mi Bu Kubbenin Kapusu
Nakaratı bir bilgi yasağı formülü olan nefes: söyleyen bilmez, bilen söylemez. Her bent yeni bir sır sayıp aynı sessizliğe teslim ediyor — cennetin yapısı, on sekiz bin âlem, arşa yazılı iki ad.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bir mi bin mi bu kubbenin kapusu
Deyen bilmez bilen demez ne
Nur mu sır mı o uçmağın yapusu
Deyen bilmez bileen demez ne
1Bir mi, bin mi bu kubbenin kapısı?
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez — ne seyir!
3Nur mu, sır mı o cennetin yapısı?
4Söyleyen bilmez, bilen söylemez — ne seyir!
- 2
Kulu içün halk eyledi cenneti
Anların kimseye yoktur minneti
Ali ile Muhammed'in sünneti
Deyen bilmez bilen demez ne
1Kulu için yarattı cenneti;
2onların kimseye minneti yoktur.
3Ali ile Muhammed'in sünneti —
4söyleyen bilmez, bilen söylemez, ne seyir!
Cennet burada bir ödül değil, kuruluşundan beri kulun payı: “kulu içün halk eyledi”. İkinci dize bunu pekiştiriyor — minnetsizlik, verilenin borç doğurmadığı demektir. Üçüncü dize nakaratın nesnesini değiştiriyor: bu kez söylenemeyen şey Ali ile Muhammed'in yolu.
- 3
Yaratmıştır on sekiz bin âlemi
Cebrâil arşdan indirdi kelâmı
Dört kitabın yazıldığı kalemi
Deyen bilmez bilen demez ne
1On sekiz bin âlemi yaratmıştır;
2Cebrâil arştan indirdi sözü.
3Dört kitabın yazıldığı kalemi —
4söyleyen bilmez, bilen söylemez, ne seyir!
Üç dize üç ayrı ölçek veriyor: âlemlerin sayısı, vahyin iniş yolu, kitapların yazıldığı kalem. Üçü de nakaratın yuttuğu birer bilinmezliğe dönüşüyor. “On sekiz bin âlem” halk tasavvufunda yaratılışın toplamını anlatan kalıp sayıdır; dört kitap Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an'dır.
- 4
Hak aşkına sadâ eden sâkiyi
İns ü cinne sadâ veren makiyi
yüzünde nişan duran ikiyi
Deyen bilmez bilen demez ne
1Hak aşkına seslenen sâkiyi,
2insana ve cinne ses veren “makiyi”,
3arşın yüzünde nişan duran ikiyi —
4söyleyen bilmez, bilen söylemez, ne seyir!
Üç nesne sayılıyor ve üçü de nakaratın nesnesi; bent, söylenemeyen şeylerin envanteri gibi işliyor. “Arş yüzünde duran iki” Bektaşî tasavvurunda arşa yazılı Muhammed ve Ali adlarına bakar. İkinci dizedeki “makiyi” kaynakta bu haliyle duruyor; okunuşu belirsiz olduğu için karşılıksız bırakıldı.
- 5
Derviş Mehemmed'im şemsî çırağı
Her kes bilür bu dünyâda gereği
eğlendiği durağı
Deyen bilmez bilen demez ne
1Derviş Mehemmed'im, güneşin çırası;
2herkes bilir bu dünyada gereğini.
3Hak Teâlâ'nın eğleştiği durağı —
4söyleyen bilmez, bilen söylemez, ne seyir!
Mahlas bendi şairin tam imzasını taşıyor: “Derviş Mehemmed”. İkinci dize bir an için nakaratı çürütür gibi yapıyor — “her kes bilür” — ama bilinen şey yalnızca dünyanın gereği. Asıl bilgi, yani Tanrı'nın durağı, son dizede yine nakaratın altında kalıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 151140 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Sayfa numarası işareti (— 7 —) metne alınmadı. İlk bendin dördüncü dizesi kaynakta “bileen” diye dizilmiş; dizgi kazası düzeltilmedi. Dördüncü bentteki “makiyi” kelimesinin okunuşu belirsiz, karşılığı verilmeden bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gerçek olan yolun evvelin izlerDerviş Mehmed · Nefes→
Nakarat bir bilgi yasağı formülü kuruyor: bilen susar, konuşan bilmez. İki soru da cevapsız kalmak üzere sorulmuş; şiirin konusu cevap değil, cevabın söylenemezliği. “Uçmak” Türkçenin eski cennet karşılığıdır. Kaynakta dördüncü dize “bileen” diye dizilmiş, düzeltilmedi.