DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Derviş Mehmed/Bir mi Bin mi Bu Kubbenin Kapusu
Nefes · 17. yüzyıl

Bir mi Bin mi Bu Kubbenin Kapusu

Nakaratı bir bilgi yasağı formülü olan nefes: söyleyen bilmez, bilen söylemez. Her bent yeni bir sır sayıp aynı sessizliğe teslim ediyor — cennetin yapısı, on sekiz bin âlem, arşa yazılı iki ad.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Bir mi bin mi bu kubbenin kapusu

    Deyen bilmez bilen demez ne

    Nur mu sır mı o uçmağın yapusu

    Deyen bilmez bileen demez ne

    1Bir mi, bin mi bu kubbenin kapısı?

    2Söyleyen bilmez, bilen söylemez — ne seyir!

    3Nur mu, sır mı o cennetin yapısı?

    4Söyleyen bilmez, bilen söylemez — ne seyir!

    Nakarat bir bilgi yasağı formülü kuruyor: bilen susar, konuşan bilmez. İki soru da cevapsız kalmak üzere sorulmuş; şiirin konusu cevap değil, cevabın söylenemezliği. “Uçmak” Türkçenin eski cennet karşılığıdır. Kaynakta dördüncü dize “bileen” diye dizilmiş, düzeltilmedi.

  2. 2

    Kulu içün halk eyledi cenneti

    Anların kimseye yoktur minneti

    Ali ile Muhammed'in sünneti

    Deyen bilmez bilen demez ne

    1Kulu için yarattı cenneti;

    2onların kimseye minneti yoktur.

    3Ali ile Muhammed'in sünneti —

    4söyleyen bilmez, bilen söylemez, ne seyir!

    Cennet burada bir ödül değil, kuruluşundan beri kulun payı: “kulu içün halk eyledi”. İkinci dize bunu pekiştiriyor — minnetsizlik, verilenin borç doğurmadığı demektir. Üçüncü dize nakaratın nesnesini değiştiriyor: bu kez söylenemeyen şey Ali ile Muhammed'in yolu.

  3. 3

    Yaratmıştır on sekiz bin âlemi

    Cebrâil arşdan indirdi kelâmı

    Dört kitabın yazıldığı kalemi

    Deyen bilmez bilen demez ne

    1On sekiz bin âlemi yaratmıştır;

    2Cebrâil arştan indirdi sözü.

    3Dört kitabın yazıldığı kalemi —

    4söyleyen bilmez, bilen söylemez, ne seyir!

    Üç dize üç ayrı ölçek veriyor: âlemlerin sayısı, vahyin iniş yolu, kitapların yazıldığı kalem. Üçü de nakaratın yuttuğu birer bilinmezliğe dönüşüyor. “On sekiz bin âlem” halk tasavvufunda yaratılışın toplamını anlatan kalıp sayıdır; dört kitap Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an'dır.

  4. 4

    Hak aşkına sadâ eden sâkiyi

    İns ü cinne sadâ veren makiyi

    yüzünde nişan duran ikiyi

    Deyen bilmez bilen demez ne

    1Hak aşkına seslenen sâkiyi,

    2insana ve cinne ses veren “makiyi”,

    3arşın yüzünde nişan duran ikiyi —

    4söyleyen bilmez, bilen söylemez, ne seyir!

    Üç nesne sayılıyor ve üçü de nakaratın nesnesi; bent, söylenemeyen şeylerin envanteri gibi işliyor. “Arş yüzünde duran iki” Bektaşî tasavvurunda arşa yazılı Muhammed ve Ali adlarına bakar. İkinci dizedeki “makiyi” kaynakta bu haliyle duruyor; okunuşu belirsiz olduğu için karşılıksız bırakıldı.

  5. 5

    Derviş Mehemmed'im şemsî çırağı

    Her kes bilür bu dünyâda gereği

    eğlendiği durağı

    Deyen bilmez bilen demez ne

    1Derviş Mehemmed'im, güneşin çırası;

    2herkes bilir bu dünyada gereğini.

    3Hak Teâlâ'nın eğleştiği durağı —

    4söyleyen bilmez, bilen söylemez, ne seyir!

    Mahlas bendi şairin tam imzasını taşıyor: “Derviş Mehemmed”. İkinci dize bir an için nakaratı çürütür gibi yapıyor — “her kes bilür” — ama bilinen şey yalnızca dünyanın gereği. Asıl bilgi, yani Tanrı'nın durağı, son dizede yine nakaratın altında kalıyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 151140 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Sayfa numarası işareti (— 7 —) metne alınmadı. İlk bendin dördüncü dizesi kaynakta “bileen” diye dizilmiş; dizgi kazası düzeltilmedi. Dördüncü bentteki “makiyi” kelimesinin okunuşu belirsiz, karşılığı verilmeden bırakıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirGerçek Olan Yolun Evvelin İzler
Gerçek olan yolun evvelin izler
Derviş Mehmed · Nefes

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

uçmağ

cennet (eski Türkçe)

seyran

gezinti; seyredilecek manzara

minnet

iyilik borcu, gönül borcu

arş

göğün en yüksek katı

sâki

içki sunan; tasavvufta feyz veren

ins ü cin

insanlar ve cinler; bütün yaratılmışlar

çırağ

kandil, ışık

Hak Taâlâ

yüce Tanrı