Kulluk şiirleri
25 şiir · 14 şair
Divan şiirinde kulluk bir aşağılanma değil, bir rütbedir. Bâkî'nin “Ezelden şâh-ı aşkın bende-i fermânıyüz cânâ” diye açılan gazeli kul ile sultanı aynı beyte koyar ve ikisini karşıt değil ardışık sayar: aşkın kulu olmak, sevgi ülkesinin sultanı olmanın şartıdır. Beytin başındaki “Ezelden” de bunu bir tercih olmaktan çıkarıp baştan verilmiş bir konuma çevirir.
Aynı sözü gerçekten taht sahibi olan biri söylediğinde mecaz yerinden oynar. Muhibbî'nin “Cânı mı var kimsenün eyleye cânân ile bahs” diye başlayan gazelinde kul ile sultan karşılaştırması saray dilinden alınmıştır ve karşılaştırmayı kuran kişi padişahtır; “Karşında ben pervâneyem” murabbaında ise her bent yeni bir eşitsizlik maddesi ekler. Şah İsmail Hatâyî'nin “Dilberâ hüsn ü ruhin gülzâr ü cennet bilmişem” gazeli de kahrı rahat, cefayı hürmet diye yeniden adlandırır ve mahlas beytinde kulluğu sultanlık sayar.
Hatâyî'nin “Ezelden aşk ile dîvâne geldim” gazeli aynı teslimiyeti bir varış anlatısına çevirir: mekânsız olmakla övünen ses, dördüncü beyitte kulluğunun eksik olduğunu itiraf eder ve şah unvanını kapıda bırakıp meydana kalender derviş olarak girer.
Tekke nefesinde ise kulluk bir pazarlık diline kavuşur. Kul Nesîmî'nin “Gel beni ağlatma şahım” nefesinde kul, ağlatmanın efendisinin şanına yakışmadığını söyleyerek seslenir; yalvarışın içine yerleştirilmiş ince bir baskıdır bu. Korkulan şey de bağın kopmasıdır. İstenen şey serbest kalmak değil, bağlı kalmaya devam etmektir. Bu sayfadaki şiirler kulluğun neden bir alçalma değil, bir yer değiştirme sayıldığını gösteriyor.