Sır şiirleri
50 şiir · 32 şair
Tekke şiirinde sır bir bilgi değil, bir yasaktır. Yunus Emre'nin “Bir sâkiden içdik şarap, arşdan yüce meyhânesi” diye açılan nefesi altı beyit boyunca bir meclisi anlatır, sonra bu sözlerin câhillere söylenmemesini öğütleyerek kapanır: şiir, anlattığı şeyi kimin duymaması gerektiğini söyleyerek biter. Muhyiddin Abdal “Ariflerin sohbeti candan olur” derken aynı hareketi tersinden yapar — kendini gevherin çıktığı maden ilan ettikten hemen sonra bulduğunu açığa vurmayı yasaklar.
Bu yasak zamanla şiirin biçimi hâline gelir. Derviş Mehmed'in “Bir mi bin mi bu kubbenin kapusu” nefesinde her bent yeni bir sır sayar — cennetin yapısı, on sekiz bin âlem, arşa yazılı iki ad — ve her bent aynı nakaratla, söyleyenin bilmediğini bilenin söylemediğini bildiren dizeyle kapanır. Seyyid Nesîmî'de sır bir mensubiyet sınırıdır: “Erenler şahtan gelirler” diye başlayan nefes topluluğu Ali ve On İki İmam üzerinden tanıtır ve münkirin oraya eremeyeceğini söyler. Kul Mustafa'da ise sır dua konusudur; şair sırlarının yâd ellere söylenmemesini diler.
Divan tarafında sır saklanamaz, çünkü onu ele veren bedendir. Recaizade Mahmut Ekrem'in “Hûn-ı ciger ki gamzesini mest-i nâz eder” gazelinde kanlı gözyaşı âşığın râzını dosta da yabancıya da açar. Aynı şairin “Mestâne-i peymâne-i meyhâne-i aşkım” gazelinde şair kendini kazânın sırlarına mahrem ilan eder ama görünüşte aşka yabancı kalır. Tekke şairi sırrı korumaya uğraşır; divan şairi sırrının kendisini ele vermesinden yakınır.
Orhan Veli'de kelime bütün bu yükten kurtulur ve bir çocuğun boyuna iner: “Kargalar, sakın anneme söylemeyin!” Saklanacak şey artık ilâhî bir bilgi değil, bayram sabahı evden kaçmaktır; sır emanet edilen de erenler değil kargalardır. Bu sayfadaki şiirler aynı kelimenin nasıl önce bir disiplin, sonra bir yakınma, sonunda küçük bir suç ortaklığı olduğunu gösteriyor.
