Verin Zavallılara!
Depremle yıkılmış bir köyün tablosunu ayrıntı ayrıntı tarif eden, sonra o tabloyu okurun vicdanına bir sınav gibi koyan manzume. Fikret sahneyi karla örtüp sefaletini gizleyen bir levhaya çeviriyor ve son bentte üç kez tekrarlanan "verin" emriyle dul ve yetimler için doğrudan yardım istiyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
bir köy; şu yanda bir çatının
Çürük direkleri dehşetle fırlamış; öteden
Çamur yığıntısı şeklinde bir zemin katının
Yıkık temelleri , uzakta bir mesken
Zemine doğru eğilmiş, hemen sukut edecek;
Önünde bir kadın.. Oof, artık istemem görmek!
1Depremle yıkılmış bir köy; şu yanda bir çatının
2çürük direkleri dehşetle fırlamış; öteden
3çamur yığını hâlinde bir zemin katının
4yıkık temelleri görünüyor; uzakta bir ev
5yere doğru eğilmiş, şimdi yıkılacak;
6önünde bir kadın… Of, artık görmek istemiyorum!
- 2
Bu levha kalbimi tahrik içinse kâfidir,
Tasavvur eyliyemem bir yürek, velev münkir,
Velev haşîn ü mülevves, ki böyle bir hâli
Görüp de sızlamasın!.. Şimdi siz bu timsâli,
1Bu tablo kalbimi kımıldatmaya yeter;
2düşünemiyorum ki bir yürek, inkârcı bile olsa,
3katı ve kirli bile olsa, böyle bir hâli
4görüp de sızlamasın!.. Şimdi siz bu görüntüyü,
İkinci bent tabloyu bir vicdan ölçüsüne çeviriyor: en inkârcı, en katı yürek bile bunu görüp sızlamalıdır. Cümle bentte kapanmayıp "siz bu timsâli" diye yeni bir buyruğa bağlanıyor; okur seyirci konumundan çıkarılıp kendisinden iş beklenen kişi hâline getiriliyor.
- 3
Bu levh-i matemi her türlü dehşetiyle alın,
Şu muhterem vatanın bir kenâr-ı bâridine;
Bütün o manzara-i can şikâfı bir de kaim
ile örtün ki titresin de yine
– İçinde saklıyarak sûziş-i felâketini
– Yabancı gözlere göstermesin sefâletini…
1bu matem levhasını bütün dehşetiyle alın,
2şu muhterem vatanın soğuk bir köşesine koyun;
3o yürek yaran manzaranın hepsini bir de duran
4bir kar örtüsüyle örtün ki titresin, yine de
5– felaketin yangısını içinde saklayarak –
6– yabancı gözlere sefaletini göstermesin…
Emir kipiyle bir sahne kurma talimatı veriliyor: tabloyu al, vatanın soğuk bir köşesine koy, karla ört. Kar hem gerçek kış hem örtü; felaketi görünmez kılan da o. Kaynaktaki "kaim", örtünün kalınlığını anlatan bir sıfatın bozulmuş hâli görünüyor; tahminle onarmak yerine olduğu gibi bırakıldı.
- 4
Nasıl tahammül eder sonra karşısında bunun,
Bunun, bu sahne-i pür-ye’s-i girye-meşhûnun
Biraz hamiyyet ü rikkatle sızlıyan dil-i pâk?
1Sonra bunun karşısında nasıl dayanır,
2bunun, bu ümitsizlik dolu, gözyaşıyla yüklü sahnenin,
3biraz hamiyet ve acımayla sızlayan temiz gönül?
Soru cümlesi öznesini en sona bırakıyor: dayanamayacak olan "dil-i pâk", yani temiz gönül. "Bunun, bunun" tekrarı ile dizeyi dolduran uzun tamlama cevabı geciktirip sabırsızlığı biçimle kuruyor. Hamiyyet, o devrin yardım kampanyalarının anahtar kelimesidir.
- 5
Derin, iniltili çarpıntılarla sîne-i hâk
Teessürâtım söyler bu levh-i âlâma;
Sizin de kalbiniz elbet acır, değil mi? Verin,
Verin şu dullara, yoksul kalan şu eytâma
Verin enînine gaayet şu bir yığın beşerin!..
1Toprağın göğsü, derin, iniltili çarpıntılarla
2benim üzüntülerimi söyler bu acı levhasına;
3sizin de kalbiniz elbet acır, değil mi? Verin,
4verin şu dullara, yoksul kalan şu yetimlere,
5verin şu bir yığın insanın iniltisine bir son!..
Son bentte konuşan şair değil toprağın göğsü: yer, çarpıntılarıyla şairin üzüntüsünü levhaya söylüyor. Ardından üç kez "verin" geliyor ve istek dul, yetim, "bir yığın beşer" diye somutlaşıyor. Son dizedeki "gaayet" bu dizgide çift a ile yazılmış; "son verin" anlamında okunuyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 172160 numaralı sürüm esas alındı; şiir Rübâb-ı Şikeste sayfasının bir bölümü olarak kayıtlı. Kaynakta "bir de kaim / Ridâ-yi berf" ibaresindeki "kaim", son dizedeki "gaayet" ve vezni doldurmayan "Teessürâtım söyler bu levh-i âlâma" dizesi dizgi bozukluğu izlenimi veriyor; hiçbirine dokunulmadı. Kafiye düzeni baştan sona bütün olduğu için metin eksiksiz sayıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Sâkin bir akşamın tütuk-i erguvânınıTevfik Fikret · Sone→
Bent bir tabloyu parça parça tarıyor: çatı, zemin katı, uzaktaki mesken, en sonda bir kadın. Cümle noktalanmadan ayrıntıdan ayrıntıya atladığı için bakış gezinen bir gözü taklit ediyor; sıralamayı kesen "artık istemem görmek" ise seyredenin dayanağını yitirdiği anı işaretliyor.