Ya Gazi Ol, Ya Şehit
Bir anne oğlunu savaşa uğurlarken doğum, tarla ve nişanlıya veda gibi özel hayat ayrıntılarını gazi ya da şehit olma buyruğuna bağlar; nakarat fedakârlık ile yasın aynı anda konuşmasını sağlar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Haydi yavrum! Ben seni bugün için doğurdum,
Hamurunu yiğitlik duygusuyle yoğurdum;
Türk evlâdı o dur ki, yurdu olan toprağı
Ana ırzı bilerek ayağı bastırtmaz;
Bir yabancı bayrağı
Ezan sesi duyulan hiç bir yere astırtmaz.
1Haydi yavrum! Seni bugün için doğurdum,
2Mayana yiğitlik duygusu kattım;
3Türk evladı, yurdu olan toprağı
4Annesinin namusu sayıp yabancı ayağı bastırmayandır;
5Yabancı bir bayrağı
6Ezan sesi duyulan hiçbir yere astırmayandır.
- 2
Git evlâdım, yıllarca ben oğulsuz kalayım;
Şu yaralı kara taşlar çalayım!..
Haydi oğlum, haydi git;
Ya gazi ol, ya şehit!..
1Git evladım; ben yıllarca oğulsuz kalayım,
2Yaralı bağrıma kara taşlar basayım!..
3Haydi oğlum, git;
4Ya gazi ol ya şehit!..
İlk nakarat, oğula gitme buyruğuyla annenin yıllarca oğulsuz kalma ve bağrına kara taş basma yasını aynı anda söyler. ‘Ya gazi ol, ya şehit’ ikiliği sağ dönmenin tek kabul edilebilir biçimini zafer, ölümün biçimini ise şehitlik olarak sınırlar.
- 3
Haydi yavrum! Köyüne, nişanlına veda et;
Sabanını, tarlanı, her şeyini feda et;
O silâha sarıl ki, böyle günde bir erkek
Bu dualı demirden başka bir şey kullanmaz;
Bunu tutan bir bilek
Köleliğin uğursuz zincirine uzanmaz.
1Haydi yavrum! Köyünle ve nişanlınla vedalaş;
2Sabanını, tarlanı ve bütün varını savaş uğruna gözden çıkar;
3Öyle bir silaha sarıl ki böyle bir günde bir erkek,
4Bu dua edilmiş demirden başka bir şey kullanmaz;
5Onu tutan bir bilek,
6Köleliğin uğursuz zincirine el sürmez.
Köy, nişanlı, saban ve tarla birer birer feda edilir; savaş yalnız canı değil üretimi ve kurulacak aileyi de ister. Silahın ‘dualı demir’ oluşu şiddete dinî meşruiyet verirken onu tutan bilek kölelik zincirini reddeden erkeklik ölçüsüne dönüşür.
- 4
Git evlâdım, yıllarca ben oğulsuz kalayım;
Şu yaralı kara taşlar çalayım!
Haydi oğlum, haydi git;
Ya gazi ol, ya şehit!...
1Git evladım; ben yıllarca oğulsuz kalayım,
2Yaralı bağrıma kara taşlar basayım!
3Haydi oğlum, git;
4Ya gazi ol ya şehit!...
İkinci nakarat ilk yas sözlerini değiştirmeden döndürür. Üretim araçları ve nişanlı geride bırakıldıktan sonra ‘kara taş’ imgesi daha somut bir kayıp bedeli kazanır; annenin buyruğu kendi özel hayatını da feda eder.
- 5
Haydi yavrum! kendine sen de: «Yiğit er!» dedir;
Büyüdüğün gaziler ocağına can getir.
O cenkleri kazan ki, senin büyük Türk adın
, dört bucak içersine ün salsın.
Beş yüz yıllık ecdadın
Kabirlerde titreyen kemikleri öç alsın.
1Haydi yavrum! Kendine ‘yiğit er’ dedirt;
2İçinde büyüdüğün gaziler ocağına canlılık getir.
3Öyle savaşlar kazan ki büyük Türk adın,
4Yedi iklime, dünyanın dört bucağına ün salsın.
5Beş yüz yıllık atalarının,
6Mezarlarda titreyen kemikleri öcünü alsın.
‘Yiğit er’ diye anılma, gaziler ocağını canlandırma ve adını bütün dünyaya duyurma tek askeri ataların uzun hafızasına bağlar. Mezardaki kemiklerin öç alması, yaşayan oğlun bedenini geçmiş kuşakların tamamlanmamış hesabına araç yapar.
- 6
Git evlâdım, yıllarca ben oğulsuz kalayım;
Şu yaralı kara taşlar çalayım!
Haydi oğlum, haydi git;
Ya gazi ol, ya şehit!...
1Git evladım; ben yıllarca oğulsuz kalayım,
2Yaralı bağrıma kara taşlar basayım!
3Haydi oğlum, git;
4Ya gazi ol ya şehit!...
Üçüncü nakarat kamusal şöhret ile özel kaybı yeniden karşılaştırır. Oğlun adı yedi iklime yayılacak olsa da anne yine oğulsuz kalacağını söyler; tekrar, kahramanlık anlatısının aile içinde ödenen bedelini bastırmaz.
- 7
Haydi yavrum! bugün de dertli ninen ağlasın;
Ayrılığın yüreğini dağlasın.
O yaşları saçsın ki, senin aslan göğsünde
Benim kanlı göz yaşım düşman için kin olsun;
Kara yerin yüzünde
Ayağının bastığı dağlar, beller leş dolsun.
1Haydi yavrum! Bugün dertli büyükannen de ağlasın,
2Ayrılık ateşiyle yüreğini yaksın.
3O gözyaşlarını saçsın ki senin aslan göğsünde,
4benim kanlı gözyaşım düşmana karşı kin olsun;
5Yeryüzünde,
6Ayağının bastığı dağlar ve geçitler cesetlerle dolsun.
Büyükanne ile annenin gözyaşları oğlun göğsünde düşmana karşı kine dönüştürülür ve dağlar cesetlerle doldurulur. Düşmanı insanlıktan uzaklaştıran bu sert imgeler tarihsel savaş propagandasının parçasıdır; şiddetin güncel onayı olarak okunmamalıdır.
- 8
Git evlâdım, yıllarca ben oğulsuz kalayım;
Şu yaralı kara taşlar çalayım!
Haydi oğlum, haydi git;
Ya gazi ol, ya şehit!...
1Git evladım; ben yıllarca oğulsuz kalayım,
2Yaralı bağrıma kara taşlar basayım!
3Haydi oğlum, git;
4Ya gazi ol ya şehit!...
Son nakarat, gözyaşı ve ceset görüntülerinden sonra aynı kesin seçeneği yeniden dayatır. Annenin ‘git’ buyruğu ile kara taşlı yasının birlikte sürmesi, şiirin seferberlik coşkusu kadar bastırılmış korku ve kaybını da son sese taşır.
Metnin kaynağı
165461 ana oldid'i, kalite-3 Sayfa 81–82 üzerindeki 40 dizelik tam şiiri aktarır. Başlık, ithaf ve ilk on altı dize Sayfa 81 oldid 163786'da; devam ile son nakarat Sayfa 82 oldid 163787'dedir. Atlas Kitabevi Üçüncü Baskı (1979) PDF görüntü 81–82, Page metnindeki açık hataları çözer: iki yerde “bağnma”→“bağrıma”, “b ir”→“bir”, “alsm”→“alsın”. Bu modern baskı yalnız okuma tanığı olarak kullanıldı; eserin kendisi kamu malıdır. Kaynak sayfası bir kalıp adı vermez; kırk dizenin yirmi sekizi 14, on ikisi 7 hecedir ve 14 heceliler yedişer heceli iki yarıya bölünür.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Her bir mahluk, her gün gibi, bugün deMehmet Emin Yurdakul · Felsefi manzume→
Anne oğlunun doğumunu savaş gününe bağlayarak anneliği asker yetiştirme göreviyle sınırlar. Toprağın ‘ana ırzı’ sayılması yurdu kadın bedeni üzerinden kutsallaştırır; bu dönemsel milliyetçi ve cinsiyetçi düşünce doğal ya da evrensel bir aile sorumluluğu değildir.