Yeri göğü ins ü cinni yarattın
On beş dörtlük boyunca Tanrı'ya sorulan sorular hep aynı kalıba dökülüyor: her ilâhî iş bir esnaf adıyla karşılanıyor — eyvancı, iskâncı, harmancı, külhancı, bakkal, kervancı. Sonlara doğru alay yerini savunmaya bırakır ve şair Tanrı'yı kendi isimleriyle bağlar. Ergun bu metni nefes diye kaydeder; tür bakımından bir şathiyedir. Metindeki tarihsel etnik kalıp ve cehennem bedduası dönemin polemik dilidir; güncel bir yargı ya da çağrı olarak sunulmaz.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Yeri göğü ins ü cinni yarattın
Sen ey mimar başı mısın
Ayı günü çarhı burcu var ettin
Ey mekân sâhibi mısın
1Yeri göğü, insanları ve cinleri yarattın;
2ey mimarbaşı, sen eyvan ustası mısın?
3Ayı güneşi, feleği, burçları var ettin;
4ey mekân sahibi, sen parlatıcı mısın?
- 2
Denizleri yarattın sen kapaksız
Suları yürüttün elsiz ayaksız
Yerleri temelsiz göğü direksiz
Durdurursun aceb mısın
1Denizleri kapaksız yarattın;
2suları elsiz ayaksız yürüttün.
3Yerleri temelsiz, göğü direksiz
4ayakta tutarsın; acaba iskâncı mısın?
Dörtlüğün üç dizesi eksiltmeyle kurulmuş: kapaksız, elsiz, ayaksız, temelsiz, direksiz. Yaratılış burada bir yapıdan çok, olması gereken parçaların yokluğuyla anlatılıyor. Kaynakta “direksiz” için “Dayaksız” diye bir nüsha farkı da kayıtlı; metne alınmadı.
- 3
Kullanırsın kanadsızca rüzgârı
Kürekle mi yaptın sen bu dağlan
Ne yapıp da öldürürsün sağları
Can verüb alırsın sen cancı mısın
1Rüzgârı kanatsızca kullanırsın;
2bu dağları kürekle mi yaptın?
3Sağ olanları ne yapıp da öldürürsün?
4Can verip alırsın; sen can satıcısı mısın?
Sorular el işinden ölüme geçiyor ve dörtlük burada sertleşiyor. “Cancı” diye bir meslek yok; şair Tanrı'yı tanımlamak için kelime uydurmak zorunda kalıyor. Kaynakta “dağları” kafiye yerinde “dağlan” dizilmiş; dizgi kazası düzeltilmeden bırakıldı.
- 4
Sekiz cennet yaptın sen âdem içün
Adın büyük bağışla anın suçun
Âdemi cennetten çıkardın niçün
Buğday nene lâzım harmancı mısın
1Sekiz cenneti insan için yaptın;
2adın büyüktür, onun suçunu bağışla.
3Âdem'i cennetten niçin çıkardın?
4Buğday sana ne lâzım; harmancı mısın?
Cennetten kovulma bir avuç buğday yüzünden çıkmış bir alacak davası gibi anlatılıyor. İslâm tefsir geleneğinde yasak ağaç çoğu zaman buğdaydır, “harmancı” sorusu oradan doğuyor. İkinci dizedeki af dileği iki sorunun arasına sıkışıp kalır.
- 5
Bir iken bin ettin kendi adını
Görmedim sen gibi iş üstâdını
Yaşardırsın kurudursun odunu
Sen bahçevan mısın ormancı mısın
1Bir olan adını bin ettin;
2senin gibi iş ustası görmedim.
3Odunu yeşertir, sonra kurutursun;
4sen bahçıvan mısın, ormancı mısın?
İlk dize esmâ-i hüsnâ öğretisini bir sayım hatasına indiriyor: bir olanın bin adı olması. Kuru odunun yeşermesi peygamber mucizelerinin ortak imgesidir; burada bahçe işine dönüşür. Dörtlük şiirin imzası olan çifte meslek sorusuyla kapanıyor.
- 6
Cibrîl’e perde altında söylerdin
İnüb Beytullah’da kendin dinlerdin
Bu ateşi cehennemi neylerdin
Hamamın mı vardır mısın
1Cebrail'e perde arkasından söylerdin;
2inip Beytullah'ta kendin dinlerdin.
3Bu ateşi, bu cehennemi ne yapardın?
4Hamamın mı var; külhancı mısın?
İlk iki dize vahyi kapalı bir devre gibi çiziyor: söyleyen de dinleyen de aynı. Sonra cehennem bir hamamın külhanına iniyor; külhancılık Osmanlı şehrinde en aşağı görülen işlerdendi, düşüşün sertliği tam da bu seçimden geliyor.
- 7
Hafâya çekilüb seyrâna durdun
Aklı ermezlerin aklını urdun
Kıldan ince köprü yaptın da kurdun
Akar suyun mu var bostancı mısın
1Gizliliğe çekilip seyre durdun;
2aklı ermeyenlerin aklını çeldin.
3Kıldan ince köprüyü yapıp kurdun;
4akarsuyun mu var; bostancı mısın?
Sırat köprüsü bir bostanın suyu üzerine atılmış tahtaya dönüşüyor. Dörtlüğün asıl iddiası ilk dizede: perdenin arkasına çekilip seyreden bir Tanrı. “Aklı ermezler” ise şathiyenin kime karşı söylendiğini gösterir — şaşırtılan, sorgusuz inanandır.
- 8
Bu kışlara bedel bu yazı yaptın
Evvel bahara karşı güzü yaptın
Mîzânı iki göz terâzi yaptın ,
Bakkal mısın yoksa dükkâncı mısın
1Bu kışlara karşılık bu yazı yaptın;
2ilkbahara karşı sonbaharı yaptın.
3Mîzânı iki gözlü terazi yaptın;
4bakkal mısın, yoksa dükkâncı mısın?
Mevsimler karşılıklı iki kefe gibi dizilince, ahiretteki Mîzân da doğallıkla bakkal terazisine benziyor. Denge fikri hem kozmolojide hem çarşıda aynı aletle ölçülüyor. Üçüncü dize kaynakta kaçak bir boşluk ve virgülle bitiyor; öyle bırakıldı.
- 9
Kazanlarda katranların kaynarmış
Yer altında balıkların oynarmış
On bu dünyâ kadar ejderhan varmış
Şerbet mi satarsın yılancı mısın
1Kazanlarda katranların kaynarmış;
2yer altında balıkların oynarmış.
3On bu dünya kadar ejderhan varmış;
4şerbet mi satarsın, yılancı mısın?
Dörtlük baştan sona duyulmuş geçmiş zamanla kurulu: katran, balık, ejderha hep “-mış”la anlatılıyor, yani şair bunları görmüş değil, anlatılmış sayıyor. Kapanışta bütün bu tasvir panayır çadırına iniyor; yılancı hem yılan oynatır hem şerbet satar.
- 10
Esirci misin koydun cehenneme Arab
Hoca mısın okur yazarsın kitab
Aslın kâtib midir görürsün hisab
İhtisâbın mı var yok hancı mısın
1Esirci misin; cehenneme Arap koydun.
2Hoca mısın; kitap okur yazarsın.
3Aslın kâtip midir; hesap görürsün.
4İhtisâbın mı var, yoksa hancı mısın?
Bu kez sıra kayıt tutan mesleklerde: esirci, hoca, kâtip, muhtesib, hancı. Halk tasavvurunda cehennemi bekleyen zebânîler “Arap” diye anılır, ilk dize oraya bakıyor. Aynı dize on bir yerine on üç hecede; kaynaktaki bu taşma düzeltilmedi.
- 11
Yüzbin tamun olsa korkmam birinden
Rahmân ismi nâzil değil mi senden
Gaffâr-üz-zünûbum demedin mi sen
Afv et günâhımı yalancı mısın
1Yüz bin cehennemin olsa birinden korkmam;
2Rahmân adı senden inmedi mi?
3“Günahları bağışlayanım” demedin mi sen?
4Affet günahımı; yalancı mısın?
Şiirin dönüm noktası: alay bırakılıp delil getirilmeye başlanıyor. Yöntem kelâmın kendi yöntemidir — Rahmân ve Gaffâru'z-zünûb senin adlarınsa af zaten söz verilmiştir. “Yalancı mısın” en cüretli dize olduğu kadar en itikatlı olanıdır, çünkü Tanrı'nın yalan söyleyemeyeceğini varsayar.
- 12
Beni afv eylesen düşen mi şandan
Şahlar bile geçer böyle isyandan
Ne dökülür ne eksilir haznenden
Afv et günâhımı yalancı mısın
1Beni affetsen şanından bir şey eksilir mi?
2Şahlar bile böyle bir isyanı bağışlar.
3Hazinenden ne dökülür ne eksilir.
4Affet günahımı; yalancı mısın?
Şimdi delil hesap kitaba dönüyor: af hiçbir şeye mal olmuyor. Yeryüzü hükümdarıyla kıyas münacât geleneğinin bilinen hamlesidir, ama burada baskı kuruyor — sultan bile geçiyorsa, yukarısı geçmezlik edemez. Nakarat ikinci kez tekrarlanır.
- 13
Sânına düşer mi noksan görürsün
Her gönülde oturursun yürürsün
Bunca cam alup gene verirsin
Götürüb getiren kervancı mısın
1Şanına eksiklik yakışır mı, sen görürsün.
2Her gönülde oturur, yürürsün.
3Bunca canı alıp yine verirsin;
4götürüp getiren kervancı mısın?
İkinci dize “yere göğe sığmadım, mü'min kulumun kalbine sığdım” sözüne bakıyor: Tanrı'nın mekânı gönüldür. Üçüncü dizede canlar yükleniyor, boşaltılıyor, yeniden yükleniyor. Kaynak burada “cân” yerine “cam” dizmiş ve dize bir hece eksik kalmış; ikisi de korundu.
- 14
Bilirsin ben kulum sen sultanımsın
Kalbde zikrim dilde tercemânımsın
Sen benim canımda can mihmanımsın
Gönlümün yârısın yabancı mısın
1Bilirsin, ben kulum, sen sultanımsın;
2kalpte zikrim, dilde tercümanımsın.
3Sen benim canımda can misafirimsin;
4gönlümün yârisin; yabancı mısın?
On üç dörtlük süren mahkeme dili burada bırakılıyor ve yerini yakınlık alıyor. Soru kalıbı aynı kalıyor ama işi değişti: “yabancı mısın” artık iğneleme değil, sitem. Şiirin bütün cüreti zaten bu yakınlığa güveniyordu.
- 15
Beli delîl eyler kendin söylersin
İçerden Azmî'yi pazar eylersin
Yücelerden yüce seyrân eylersin
İşin seyran kendin seyrancı mısın
1“Belî” sözünü delil edersin, onu da kendin söylersin;
2Azmî'yi içerden pazara çıkarırsın.
3Yücelerden yüce bir yerden seyre dalarsın;
4işin seyran, kendin seyrancı mısın?
“Belî”, ezel meclisinde ruhların verdiği “evet”tir; şair onun aleyhine delil olarak kullanılmasına itiraz ediyor, çünkü o sözü söyleten de aynı ağızdır. Altıncı dörtlükteki kapalı devre böylece kapanır. Mahlas dizesinde şair kendini içerden pazara çıkarılmış bir mal olarak anar.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144604 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Bölüm başlığı (“AZMΔ), Ergun'un tanıtım paragrafı ve gövdenin başındaki sıra işareti (“— 1 —”) metne alınmadı, geriye altmış dize yani on beş dörtlük kaldı. Kaynakta üç nüsha dipnotu var — “direksiz” için “Dayaksız”, “Mîzânı iki göz terâzi yaptın” için “İki gözlü mîzan terazi yaptın”, “tamun” için “Cehennemin” — dipnot numaraları metinden çıkarıldı, nüsha farkları metne işlenmedi. Üçüncü dörtlükte “dağları” kelimesi “dağlan” dizilmiş, on üçüncü dörtlükte “cân” kelimesi “cam” dizilmiş, sekizinci dörtlüğün üçüncü dizesi kaçak bir boşluk ve virgülle bitiyor; üçü de olduğu gibi bırakıldı. Ölçü on birli hece, ama onuncu dörtlüğün ilk dizesi on üç, on üçüncü dörtlüğün üçüncü dizesi on hecede kalıyor.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir mi bin mi bu kubbenin kapusuDerviş Mehmed · Nefes→
Şathiyenin yöntemi daha ilk dörtlükte kuruluyor: yaratma fiilleri sayılıyor, sonra sonuna bir esnaf adı iliştiriliyor. Eyvancı kemer örer, rahşancı yüzey parlatır; küfür yapan şey soru değil, ölçek farkıdır. Hitap da tekke dilinin senli benli “sen”iyle geliyor.