Yol Türküleri
Hereke'den başlayan yolculuk İzmit, Arifiye, Adapazarı, Hendek, Düzce, Bolu ve Gerede üzerinden Zonguldak limanına uzanır. Anlatıcı kendi gözlemlerini yöresel türküler, Köroğlu sesleri, askerlik anıları ve emek manzaralarıyla iç içe geçirir; yol hem gurbeti taşıyan bir mesafe hem de Anadolu'nun farklı konuşma ve çalışma biçimlerini buluşturan hareketli bir hafıza olur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
"Hereke'den çıktım yola,
Selâm verdim sağa sola,
Haydi, benim bu dünyaya garip gelmiş şairim,
Yolun açık ola!"
1"Hereke'den çıktım yola,
2Selam verdim sağa sola,
3Haydi, benim bu dünyaya garip gelmiş şairim,
4Yolun açık olsun!"
- 2
İzmit sokakları yaprak içindeydi;
Başımda, unutamadığım şehrin havası;
Dilimde hep oraların şarkıları;
Ellerim ceplerimde,
Bir aşağı, bir yukarı.
Sonbahar;
İzmit sokakları yaprak içindeydi.
1İzmit sokakları yapraklar içindeydi;
2Başımda unutamadığım şehrin havası;
3Dilimde hep oraların şarkıları;
4Ellerim ceplerimde,
5Bir aşağı, bir yukarı.
6Sonbahar;
7İzmit sokakları yapraklar içindeydi.
İzmit'te eller cepte yapılan aşağı yukarı yürüyüş, ilerleyen yolculuğun içinde kısa bir duraksama yaratır. Yapraklarla örtülü sokakların ilk ve son dizede yinelenmesi, unutulamayan şehir havasını ve sonbaharın kapalı devresini anlatıcının çevresinde tamamlar.
- 3
"İzmit'in köprüsü betondur beton,
Nasıl kadrin bilmez yanında yatan,
Sensin gece gündüz gözümde tüten.
Yüreğim yanıktır, ciğerim delik,
Of of, kemirir bağrımı of, ince hastalık."
1"İzmit'in köprüsü betondur beton,
2Yanında yatan kıymetini nasıl bilmez,
3Gece gündüz gözümde tüten sensin.
4Yüreğim yanık, ciğerim delik,
5Of of, ince hastalık bağrımı kemiriyor."
Beton köprüyle başlayan türkü, sağlam bir şehir nesnesini verem hastalığına bağlanan kırılgan bedenle yan yana getirir. Gece gündüz gözde tüten sevgiliye karşı kıymet bilmeyen yakın kişi, yanık yürek ve delik ciğer imgeleriyle ağır bir ayrılık siteminin hedefi olur.
- 4
Arifiye!
Şoför durdu, , dedi.
Süleyman Edip bey müdürün adı.
Bir yol da burada duralım;
Ellerinde nasır, yüzlerinde nur,
Yarına ümitle yürüyenlere
Bir selâm uçuralım.
1Arifiye!
2Şoför durdu, Enstitü Mektebi, dedi.
3Müdürün adı Süleyman Edip Bey.
4Bir kez de burada duralım;
5Ellerinde nasır, yüzlerinde nur,
6Yarına umutla yürüyenlere
7Bir selam uçuralım.
Arifiye durağı, şoförün okul duyurusundan emek ve gelecek övgüsüne açılır. Nasırlı eller eğitim alan gençlerin çalışmasını, nurlu yüzler ise yarına duyulan umudu görünür kılar; şairin selamı yol kenarındaki kuruma değil orada değişen hayatlara yönelir.
- 5
"Ada yolu kestane
Aman dökülür tane tane."
1"Ada yolu kestane
2Aman, tane tane dökülür."
İki dizelik kestane türküsü Adapazarı yönünü tat ve hareketle işaretler. Tane tane dökülenler ağaçlar değil, yol kenarındaki kestane taneleridir; bu küçük düşüş görüntüsü aracın ilerleyişine ritmik bir eşlik verir ve kısa nakarat sonraki şehir sahnesine canlı bir geçit kurar.
- 6
Ada demek, Adapazarı demek;
Kadehler şişe olur 'ın başında;
Zaten efkârlısın,
Ayağını denk al, şekerim.
1Ada demek, Adapazarı demek;
2Çark'ın başında kadehler şişe olur;
3Zaten dertlisin,
4Ayağını denk al, güzelim.
Adapazarı'nın halk arasındaki Ada adı açıklanırken Çark çevresindeki içki âlemi abartılı bir kadeh-şişe dönüşümüyle canlandırılır. Anlatıcı, zaten efkârlı yolcuyu bu eğlenceye kapılmaması için samimi bir hitapla uyarır; mizahın altında ölçüyü koruma kaygısı vardır.
- 7
" önünden geçtim,
Oturdum bir kahve içtim,
Hendek'te bir güzel gördüm,
Yavuklumdan vazgeçtim;
Hendeğin yolları taştan,
Sen çıkardın beni baştan."
1"Hükümet önünden geçtim,
2Oturdum, bir kahve içtim,
3Hendek'te bir güzel gördüm,
4Sevgilimden vazgeçtim;
5Hendek'in yolları taştan,
6Sen çıkardın beni baştan."
Hendek türküsü hükûmet binası, kahve ve taş yol gibi gündelik durakları ani bir gönül macerasına bağlar. Bir güzel görülür görülmez eski sevgiliden vazgeçildiğini söyleyen ses ciddi sadakat beyanından çok, yolculuğun her kasabada ürettiği şakacı baştan çıkmayı sergiler.
- 8
Sabahları erken kalkılıyor yolculukta;
Doğan güneşe karşı,
Dertler biraz daha unutulmuş,
Gurbete biraz daha alışılmış,
Yapılacak işler düşünülüyor.
1Yolculukta sabahları erken kalkılıyor;
2Doğan güneşe karşı,
3Dertler biraz daha unutulmuş,
4Gurbete biraz daha alışılmış,
5Yapılacak işler düşünülüyor.
Sabah erken kalkmak, yolcunun gurbetle kurduğu ilişkinin değiştiği eşiktir. Doğan güneş dertleri tümüyle silmez; onları biraz geriye çeker, yabancılığı azaltır ve zihni yapılacak işlere yöneltir. Böylece manzara, geçim sorumluluğuna hazırlanan iç disiplinle birleşir.
- 9
"Düzce yolu düz gider,
Aman bir edalı kız gider."
1"Düzce yolu düz gider,
2Aman, bir edalı kız gider."
Düzce'nin düz yolu ile yürüyen edalı kız arasındaki ses benzerliği, yalnız iki dizede hem coğrafyayı hem de insan figürünü yakalar. Yolun engelsiz akışı, kızın kendinden emin yürüyüşüne aktarılır; kısa türkü aracın penceresinden görülen anlık bir şehir izlenimi gibi belirir.
- 10
Düzce'deyim Yeşil Yurt otelinde.
Otelin önü çarşı,
Salepçiler salep satar otele karşı.
1Düzce'de, Yeşil Yurt Oteli'ndeyim.
2Otelin önü çarşı,
3Otelin karşısında salepçiler salep satar.
Yeşil Yurt Oteli'nin konumu, önündeki çarşı ve karşıdaki salepçilerle üç noktalı bir kent krokisine dönüşür. Aynı sözcüğün yinelenmesi sıcak içeceğin kokusunu ve satıcı seslerini öne çıkarırken anlatıcı, Düzce'deki geçici konaklamasını somut bir sokak köşesine sabitler.
- 11
Yine dertli geçirdim geceyi,
Şarkılar, türkülerle:
1Geceyi yine dertli geçirdim,
2Şarkılar ve türkülerle:
Dertli geçen gecenin ardından gelen iki nokta, anlatıcının kendi sözünden halk şarkılarına geçileceğini haber verir. Şarkı ve türkü, uykusuzluğu süsleyen arka plan değildir; yolcunun söyleyemediği kırgınlığı ödünç dizelerle dışarı çıkaran ortak bir ifade deposu işlevi görür.
- 12
"Evlerinin yüzü aşı boyası,
İnsaf bilmez yüreğine acı değesi,
Duyduğumdan beterini duyası."
1"Evlerinin cephesi aşı boyalı,
2İnsafsız yüreğine acı değsin,
3Duyduğumdan beterini duysun."
Aşı boyalı ev cephesiyle başlayan kıta hızla sert bir bedduaya dönüşür. Sevgilinin insafsızlığına aynı acıyı ve daha beterini dilemek, ayrılığın ölçüsünü karşı tarafa yaşatmak isteyen yaralı sesin öfkesini gösterir; sıcak ev rengi bu karanlık dilekle keskin biçimde çatışır.
- 13
Alışamıyacak mıyım,
Unutamıyacak mıyım?
Güneşten sonra yattım,
Güneşten önce kalktım;
Pencereden dışarıya şöyle bir baktım:
Ufuk, yeşil yeşil, ağarıyordu.
1Alışamayacak mıyım,
2Unutamayacak mıyım?
3Güneşten sonra yattım,
4Güneş doğmadan önce kalktım;
5Pencereden dışarı şöyle bir baktım:
6Ufuk yemyeşil ağarıyordu.
Alışma ve unutma soruları cevap beklemekten çok bitmeyen gurbetin baskısını duyurur. Güneşten sonra yatıp ondan önce kalkmak uykusuzluğu ölçerken penceredeki yeşil ağarma, zihnin karanlığına rağmen yeni günün kendiliğinden gelişini sessizce kaydeder.
- 14
Sevgilim, dedim,
Dördüncü uykudadır şimdi;
Galata Köprüsü açılmak üzeredir;
Kül rengi sulara
Kirli bir gün ışığı dökülecektir.
Çatanalar, mavnalar, kayıklar,
1Sevgilim, dedim,
2Şimdi dördüncü uykusundadır;
3Galata Köprüsü açılmak üzeredir;
4Kül rengi sulara
5Kirli bir gün ışığı dökülecek.
6Küçük buharlı gemiler, mavnalar, kayıklar,
Anlatıcı uzaktaki sevgilisini uykunun derinliğinde hayal ederken Galata Köprüsü'nün açılışıyla İstanbul sabahını kurar. Kül rengi suya dökülen kirli ışık ve hareketlenmeye başlayan küçük gemiler, özlenen kenti güzel olduğu kadar yorgun ve gündelik yüzüyle gösterir.
- 15
Limanda sıra bekliyen gemilerin arasında
İnsanlar hayat mücadelesinde;
Adamlar, kadınlar, çocuklar;
Ellerinde yemek çıkınları,
Rejiye giden işçi kızlar.
1Limanda sıra bekleyen gemilerin arasında
2İnsanlar hayat mücadelesinde;
3Adamlar, kadınlar, çocuklar;
4Ellerinde yemek çıkınları,
5Reji'ye giden işçi kızlar.
Liman manzarası gemilerden insan emeğine yaklaşır: erkekler, kadınlar ve çocuklar ellerindeki yemek çıkınlarıyla işlerine yetişir. Reji'ye giden işçi kızların özellikle seçilmesi, İstanbul özlemini kartpostal görüntüsünden çıkarıp fabrika düzeni ve geçim mücadelesiyle ilişkilendirir.
- 16
"Benden selâm olsun Bolu Beyi'ne,
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır;
Ok gıcırtısından, kalkan sesinden,
Dağlar seda verip seslenmelidir."
1"Benden Bolu Beyi'ne selam olsun,
2Çıkıp şu dağlara yaslanmalı;
3Ok gıcırtısından, kalkan sesinden,
4Dağlar yankı verip seslenmeli."
Köroğlu türküsünden alınan sesleniş, Bolu Beyi'ne meydan okurken dağları bir siper ve yankı alanı yapar. Okun gıcırtısı ile kalkanın sesi doğayı uyandıracak kadar büyütülür; yolcu, tarihsel başkaldırının ritmini kendi dağ geçişine ödünç alır.
- 17
Hey, hey!
Hey dağlar, hey dağlar, Bolu'nun dağları, hey!
Savulun geliyorum, hey Bolu beyleri!
Böyle olur yüksek yerin rüzgârı;
Böylesine söyletir insanı.
Yokuş çıkar, döne döne;
1Hey, hey!
2Hey dağlar, hey dağlar, Bolu'nun dağları, hey!
3Çekilin, geliyorum, hey Bolu beyleri!
4Yüksek yerin rüzgârı böyle olur;
5İnsanı böyle söyletir.
6Yokuş döne döne çıkar;
Arka arkaya gelen hey nidaları, aracın yükseldiği Bolu dağlarında nefes ve rüzgâr etkisi yaratır. Savulma buyruğu eski destanın cesaretini bugünkü yolcuya taşırken döne döne çıkan yokuş, coşkulu sesin altında gerçek yol eğimini sürekli hatırlatır.
- 18
Yokuştan bir Döne çıkar;
İsa Balı'nın ardından
Hanoğlu Kocabey çıkar;
Ayvaz çıkar, Hoylu çıkar;
Bir yardan Köroğlu çıkar:
1Yokuştan bir Döne çıkar;
2İsa Balı'nın ardından
3Hanoğlu Kocabey çıkar;
4Ayvaz çıkar, Hoylu çıkar;
5Bir yamaçtan Köroğlu çıkar:
Döne, İsa Balı, Hanoğlu Kocabey, Ayvaz ve Hoylu birer birer yokuştan çıkarak manzarayı destan kişileriyle doldurur. Sonunda Köroğlu'nun yardan belirmesi, coğrafi geçidi bir halk anlatısı sahnesine dönüştürür; yolcu artık yalnız dağ değil kültürel hafıza içinden geçer.
- 19
"Hemen Mevlâ ile sana dayandım,
Arkam sensin, kalem sensin, dağlar hey!"
1"Hemen Mevla'ya ve sana dayandım,
2Arkam sensin, kalem sensin, hey dağlar!"
Mevla ile dağa aynı anda dayanılması, ilahi güven ile coğrafi sığınağı tek nefeste birleştirir. Dağa yöneltilen arka ve kalem sözleri, hem korunma hem söyleme kudreti ister; iki dizelik yakarış, destansı kabarmanın ortasında kişisel dayanak arayışını açığa çıkarır.
- 20
Kır At'a nal mı dayanır?
Dağlar uykudan uyanır,
Yer gök kızıla boyanır.
Bu dağlardan geçmedinse,
Bu sulardan içmedinse,
1Kırat'a nal mı dayanır?
2Dağlar uykudan uyanır,
3Yer gök kızıla boyanır.
4Bu dağlardan geçmedinse,
5Bu sulardan içmedinse,
Kırat'ın nal tanımaz gücüyle uyanan dağlar ve kızıla boyanan yer gök, Köroğlu evreninin olağanüstü ölçeğini kurar. Ardından gelen şartlı cümleler, bu dağları aşmayı ve sularını içmeyi gerçek yaşantının sınavı sayarak dinleyiciyi deneyimin içine çağırır.
- 21
Yaşadım deme be, ahbap.
El dayanmaz, diş dayanmaz pınar başlarında
Kavaklar yatar, boylu boyunca.
Ovaya kereste indiren arabalardan
Ses gelir, inceden ince:
1Yaşadım deme, dostum.
2Pınar başlarında el dayanmaz, diş dayanmaz
3Kavaklar boylu boyunca uzanır.
4Ovaya kereste indiren arabalardan
5İnce ince ses gelir:
Yaşadım deme hitabı, yaşam bilgisini serin pınarlara, uzun kavaklara ve kereste taşıyan arabalara bağlar. Elin ve dişin dayanmadığı su bedensel bir ölçü verirken ovaya inen ince araç sesi, dağ ekonomisinin uzak ama sürekli işleyen ritmini duyurur.
- 22
"Arabalar yük indirir ovaya,
Arabacı değnek vurur düveye,
Başın döner, bakamazsın havaya."
1"Arabalar ovaya yük indirir,
2Arabacı düveye değnek vurur,
3Başın döner, havaya bakamazsın."
Arabaların ovaya yük indirmesi üretim zincirini gösterirken düveye vurulan değnek emeğin sert yüzünü açar. Havaya bakınca baş dönmesi, hem dik dağ yolunun fiziksel etkisini hem de hayvanla sürücünün ağır yük altında kurduğu dengesiz ilişkiyi sezdirir.
- 23
Arabacı nasıl kıyar düvesine?
Varı yoğu bir çift öküzü,
Gelinlik bir kızı,
Üç tane kuzu;
Her şey ateş pahasına.
1Arabacı düvesine nasıl kıyar?
2Varı yoğu bir çift öküzü,
3Gelinlik çağında bir kızı,
4Üç kuzusu;
5Her şey ateş pahasına.
Anlatıcının arabacıya yönelttiği kıyma sorusu, hemen ardından sıralanan dar mal varlığıyla yanıtlanır. Bir çift öküz, evlilik çağındaki kız ve üç kuzu, ailenin bütün dünyasını oluşturur; ateş pahası hayat şiddeti mazur göstermez ama yoksulluğun sıkışmasını görünür kılar.
- 24
yaptık yolda posta ile,
Canım posta, gülüm posta,
Selâm götür eşe dosta.
1Yolda postayla korozman yaptık,
2Canım posta, güzelim posta,
3Eşe dosta selam götür.
Korozman sözcüğünün anlamı kaynak yüzeyinden kesinleşmediği için modern satırda korunur; buna karşılık posta doğrudan sevilen bir yol arkadaşına çevrilir. Eşe dosta selam taşıma isteği, yolcunun hareketini geride kalan toplulukla haber bağı kuran sıcak bir göreve dönüştürür.
- 25
Şehirliden vilâyete ilâm verilmiş,
Belediye meydanına radyo kurulmuş;
Verdiğimiz haberlerin özeti...
Falan filân;
Bir teneke benzin aldık karaborsadan,
"Dayan!" dedik.
1Şehirliden vilayete bildirim verilmiş,
2Belediye meydanına radyo kurulmuş;
3Verdiğimiz haberlerin özeti...
4Falan filan;
5Karaborsadan bir teneke benzin aldık,
6"Dayan!" dedik.
Vilayete gönderilen resmî bildirim ile meydana kurulan radyo, yol boyunca dolaşan haberlerin bürokratik ve teknolojik kanallarını yan yana getirir. Karaborsadan alınan tek teneke benzin ise büyük duyuruları aracın basit yakıt sıkıntısına indirerek dönemin darlığını gösterir.
- 26
Gerede'nin yolu,
Reşadiye gölü.
Bir göl ki...
İnsanın şair olup şiir söyliyeceği geliyor.
1Gerede'nin yolu,
2Reşadiye Gölü.
3Öyle bir göl ki...
4İnsanın şair olup şiir söyleyesi geliyor.
Gerede yolu Reşadiye Gölü'nün adıyla kesilir ve anlatım üç noktayla manzara karşısında duraklar. Gölün ayrıntıları sayılmaz; asıl etki, sıradan insanın birden şair olup söz söyleme arzusu duymasıdır. Doğa görüntüsü şiirin kendi doğuşunu açıklayan bir eşik olur.
- 27
"Akşam oldu yine bastı kareler."
1"Akşam oldu, yine bastı kareler."
Tek dizelik türküdeki kareler sözcüğü bağlam içinde saydam değildir ve olası bir karalar düzeltmesi kanıtsız kalır. Bu nedenle yüzey korunur; kesin okunabilen akşamın basması, gün ışığının çekilmesiyle anlatıya çöken ağırlığı ve bir sonraki anı bölümünün kapısını taşır.
- 28
Oturdum sırtın üstüne.
Geçmiş günleri düşündüm.
Askerdim, Adilhan köyündeydim;
Böyle bir akşamdı yine;
İçimde yine İstanbul hasreti,
Dalmış düşünmüştüm;
1Sırtın üzerine oturdum.
2Geçmiş günleri düşündüm.
3Askerdim, Adilhan köyündeydim;
4Yine böyle bir akşamdı;
5İçimde yine İstanbul özlemi,
6Düşüncelere dalmıştım;
Bir sırtın üstünde oturmak, yolculuğun ileri hareketini durdurup anlatıcıyı askerlik günlerine çevirir. Adilhan köyündeki benzer akşam ve İstanbul hasreti bugünkü manzaraya bindikçe, iki ayrı zaman aynı gün batımında birbirini yankılayan gurbet deneyimleri hâline gelir.
- 29
"Bu dağlar Koru dağları değil,
Bu köy Adilhan köyü değil;
Ne şu değirmen Ferhat ağanın,
Ne de bu türkü hazin;
Ne açım, ne susuz,
Ne de gurbet elde yalnız.
Hele güneş bir çekilsin,
1"Bu dağlar Koru Dağları değil,
2Bu köy Adilhan köyü değil;
3Şu değirmen de Ferhat Ağa'nın değil,
4Bu türkü de hüzünlü değil;
5Ne açım ne susuz,
6Ne de gurbette yalnızım.
7Hele güneş bir çekilsin,
Art arda gelen değil sözleri, şimdiki dağ, köy, değirmen ve türküyü askerlik anısındaki yerlerden ayırır. Açlık, susuzluk ve yalnızlığın da reddedilmesi bugünü daha güvenli kılar; yine de güneşin çekilmesi beklenerek geçmişten İstanbul'a açılan düş sürdürülür.
- 30
Gideceğim bir ahçı dükkânına
Bu akşam da orada içeceğim;
Hele şu Haliç vapuru
İskeleye yanaşsın,
Yolcular çıksın hele;
En güzel saati şimdi Eyüp'ün."
1Bir aşçı dükkânına gideceğim
2Bu akşam da orada içeceğim;
3Hele şu Haliç vapuru
4İskeleye yanaşsın,
5Yolcular bir çıksın;
6Eyüp'ün en güzel saati şimdi."
Aşçı dükkânında içme düşüncesi, zihni dağ başından Eyüp kıyısına taşır. Haliç vapurunun yanaşması ve yolcuların çıkması sabırla beklenen bir şehir saati kurar; anlatıcı, İstanbul özlemini büyük anıtlardan çok iskele hareketi ve akşam alışkanlığıyla somutlaştırır.
- 31
Haydi yavrum, yolcu yolunda gerek.
1Haydi yavrum, yolcu yolunda gerek.
Yolcu yolunda gerek atasözü, Eyüp hayalini tek hamlede kesip anlatıcıyı yeniden araca ve güzergâha çağırır. Yavrum hitabı buyruğun doğrudanlığını korurken ona yakın ve sevecen bir ton katar; şiirin uzun düşünce sapması bu kısa gündelik sözle yeniden ileri harekete bağlanır.
- 32
Nihayet göründü Ibrıcık köyü.
— Selâmün aleyküm kahveci dayı!
— Aleyküm selâm, evlât,
Bir hastamız var, makine bekliyor.
Bir hastaları varmış, makine bekliyor .
1Sonunda İbrıcık köyü göründü.
2— Selamünaleyküm, kahveci dayı!
3— Aleykümselam, evlat,
4Bir hastamız var, araç bekliyor.
5Bir hastaları varmış, araç bekliyormuş.
İbrıcık'ın görünmesiyle şiir gözlemden karşılıklı konuşmaya geçer. Kahveci dayının araç bekleyen hastayı söylemesi, yolculuğun kişisel macerası yanında acil bir köy ihtiyacını açar; anlatıcının aynı haberi tekrar etmesi duyduğu çaresizliği içinden yinelediğini gösterir.
- 33
Gübre kokuyor kahvenin peykeleri.
— Herkesin derdi başka;
— Memleket, hemşeri?
— Sinop.
1Kahvenin tahta sedirleri gübre kokuyor.
2— Herkesin derdi başka;
3— Nerelisin, hemşeri?
4— Sinop.
Gübre kokan tahta sedirler köy kahvesini idealize etmeden duyulara taşır. Herkesin derdi başka sözü hastalık haberini genelleştirirken memleket sorusuna verilen tek kelimelik Sinop cevabı, yolcular arasında yakınlık kuran kısa ama kesin bir kimlik işareti olur.
- 34
"Uy neyimiş neyimiş, aman aman,
Kaderim böyle imiş,
Yâr üstüne yâr sevmek, aman aman,
Ateşten gömleğimiş."
1"Uy, neymiş neymiş, aman aman,
2Kaderim böyleymiş,
3Bir sevgilinin üstüne bir başkasını sevmek, aman aman,
4Ateşten bir gömlekmiş."
Aman nidalarıyla ilerleyen türkü, bir sevgilinin üstüne başka birini sevmenin yükünü ateşten gömleğe benzetir. Kader sözü seçimi kaçınılmaz gösterse de yanma imgesi bedeli ortadan kaldırmaz; nakarat, kahvedeki kişisel dertleri ortak bir aşk acısına bağlar.
- 35
"Gerede'ye vardık, günlerden Pazar
Kaldırımlarında yosmalar gezer;
Bilmem, bu gurbetlik ne kadar uzar.
Yüreğim yanıktır, ciğerim delik,
Of of, kemirir bağrımı of, ince hastalık."
1"Gerede'ye vardık, günlerden pazar,
2Kaldırımlarında yosmalar gezer;
3Bilmem, bu gurbetlik daha ne kadar uzar.
4Yüreğim yanık, ciğerim delik,
5Of of, ince hastalık bağrımı kemiriyor."
Gerede’ye pazar günü varış, kaldırımlarda gezen yosmaların dönemsel ve hafif şuh şehir görüntüsüyle kısa bir canlılık kazanır; hemen ardından gurbetin süresi sorulur. İzmit bölümündeki yanık yürek, delik ciğer ve ince hastalık nakaratının dönüşü, farklı kasabaları aynı ayrılık yarasına bağlar.
- 36
Zonguldak yolundayız.
Dağların tepesinden,
Birdenbire denizi göreceğiz.
Denizi gökle bir göreceğiz,
Şimal rüzgârları gelecek uzaktan.
O yolcu, biz yolcu,
Şimal rüzgâriyle öpüşeceğiz.
Güneşli bir günde,
1Zonguldak yolundayız.
2Dağların tepesinden,
3Birdenbire denizi göreceğiz.
4Denizle göğü bir bütün göreceğiz,
5Kuzey rüzgârları uzaktan gelecek.
6O yolcu, biz yolcu,
7Kuzey rüzgârıyla öpüşeceğiz.
8Güneşli bir günde,
Dağ tepesinden denizin birden görünmesi, uzun kara yolunun beklenen ferahlama anıdır. Denizle göğün birleşmesi ufku genişletirken uzaktan gelen kuzey rüzgârı da yolcu sayılır; anlatıcı kendini onunla eş tutup öpüşme imgesiyle varış sevincini bedenselleştirir.
- 37
Masmavi göreceğiz Karadeniz'i.
Balkaya'dan Kapuz'a kadar,
Karış karış biliriz biz bu şehri;
'nin çiçekli bahçeleri
Rıhtıma kömür taşıyan vagonlariyle;
Paydos saatlerinde yollara dökülen
Soluk benizli insanlariyle.
1Karadeniz'i masmavi göreceğiz.
2Balkaya'dan Kapuz'a kadar,
3Bu şehri karış karış biliriz;
4E.K.İ.'nin çiçekli bahçeleri,
5Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla;
6Paydos saatlerinde yollara dökülen
7Solgun yüzlü insanlarıyla.
Karadeniz'in maviliği, Balkaya ile Kapuz arasındaki ayrıntılı Zonguldak bilgisine dönüşür. Çiçekli kurum bahçeleri, kömür vagonları ve paydos eden solgun yüzlü işçiler aynı şehri iki ayrı renkte gösterir; aidiyet güzellik kadar sanayi emeğini de kapsar.
- 38
"Siyah akar Zonguldağın deresi;
Yüz karası değil, kömür karası;
Böyle kazanılır ekmek parası."
1"Zonguldak'ın deresi siyah akar;
2Yüz karası değil, kömür karası;
3Ekmek parası böyle kazanılır."
Siyah akan dere ilk bakışta kir ve utanç çağrıştırır; türkü yüz karası ile kömür karasını özellikle ayırarak lekeyi emeğin işaretine çevirir. Son dize, madencilik şehrinin karanlık maddesini geçim sağlayan ağır çalışmanın açık bedeli olarak yorumlar.
- 39
Gemiler vardı limanda gemiler
Her biri yeni bir ufka gider.
1Limanda gemiler vardı, gemiler;
2Her biri yeni bir ufka gider.
Limanın gemilerle dolu oluşu şiiri tek bir varış noktasında kapatmaz. Her geminin başka ufka yönelmesi, Hereke'de başlayan kara yolunu daha geniş yolculuk ihtimallerine açar; son görüntü hem tamamlanmış güzergâhı hem de bitmeyen gitme arzusunu birlikte taşır.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Orhan Veli Kanık adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'ın 133847 numaralı sabit revizyonuna bağlıdır. Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
IOrhan Veli Kanık · Şiir→
Hereke çıkışındaki selam, yolculuğu yalnız coğrafi bir hareket olmaktan çıkarıp halk türküsü biçiminde verilen bir uğurlamaya dönüştürür. Dünyaya garip gelmiş şaire seslenen çoğul ağız, hem yalnızlığını tanır hem de açık yol dileğiyle onu topluluğun duasına katar.