DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Kul Himmet/Zâhid Hû demeyi inkâr eyleme
Nefes · 16.–17. yüzyıl

Zâhid Hû demeyi inkâr eyleme

Zâhide karşı bir savunma olarak kurulan nefes, Hu zikrinin kaynağını yaratılıştan başlatıp Kırklar cemine kadar getiriyor. On iki dörtlük boyunca yinelenen redif, anlatılan tarihi aynı anda tekrarlanan bir zikre çeviriyor; son bölümde söz yeniden muhataba dönüyor.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Hû demeyi inkâr eyleme

    Ya neye çağırır insan Hu deyu

    Hu demenin aslı nedendir böyle

    Gel edelim sana beyan Hu deyu

    1Zâhit, "Hû" demeyi inkâr etme;

    2insan başka neye "Hu" diye çağırır?

    3"Hu" demenin aslı nedendir, niçin böyledir?

    4Gel, sana açıklayalım, "Hu" diyerek.

    Nefes bir tartışmayla açılıyor ve muhatabı zâhit, yani dış kurallara bağlı sofudur. Şair itirazı reddetmiyor, ders vermeye çağırıyor; "beyan edelim" diyerek bütün şiiri bir cevap metnine dönüştürüyor. Redifin ilk dörtlükte iki kez gelmesi de savunulan sözü metnin içine yerleştiriyor.

  2. 2

    Evvelü âhır

    Cemâli nurundan doğdu bir gevher

    Muhammed Mustafa İmamı Hayder

    Oldu o gevherden ayan Hu deyu

    1Evveli de âhiri de: hüvallahu ekber.

    2Cemalinin nurundan bir cevher doğdu;

    3Muhammed Mustafa ile İmam Hayder

    4o cevherden görünür oldu, "Hu" diyerek.

    Yaratılış tek bir cevherden başlatılıyor, Muhammed ile Ali de o cevherin iki görünümü sayılıyor; nûr-ı Muhammedî inancının nefeslerdeki alışılmış özeti. "Evvel ü âhır" başlangıç ve son demektir, yani zikir daha ikinci dörtlükte zamanın iki ucuna birden bağlanıyor.

  3. 3

    Tecelli irişti çün başa gelip

    O cevher mevcile huruşa gelip

    Çerhi felek anda hem cuşa gelip

    İstedi Âdemi devran Hu deyi

    1Tecelli erişip başa gelince,

    2o cevher dalgalanıp coşunca,

    3çarkıfelek de o anda coşunca,

    4devran Âdem'i istedi, "Hu" diyerek.

    Üç dize de "-e gelip" ile bağlanıp tek bir yükleme akıyor: tecelli, cevherin coşması ve feleğin dönmesi arka arkaya dizilerek Âdem'in yaratılışını hazırlıyor. Kaynak bu dörtlükte redifi "Hu deyi" biçiminde dizmiş; öbür on bir dörtlükte "deyu" olan söz burada değiştirilmeden bırakıldı.

  4. 4

    Muhammed -i peygamber oldu

    Ali evliyaya, şah, server oldu

    Selman Muhammede hem rehber oldu

    Ol günde yürüdü erkân Hu deyu

    1Muhammed peygamberlerin sonuncusu oldu,

    2Ali evliyaya şah ve önder oldu,

    3Selman da Muhammed'e rehber oldu;

    4o gün erkân yürüdü, "Hu" diyerek.

    Üç makam üç dizeye paylaştırılıyor: nübüvvet Muhammed'de, velayet Ali'de, rehberlik Selman'da. Rehber Bektaşî erkânında gerçek bir görev adıdır, dolayısıyla dörtlük mitolojik sahneyi doğrudan dergâhın işleyişine bağlıyor. "Hâtem" mühür demek, peygamberliği kapatan mühür anlamında.

  5. 5

    Erenler gizliydi ulu mekânda

    Muhammedle Ali bir idi anda

    okuyup karşı duranda

    Yedi kez çağırdı Cihan Hu deyu

    1Erenler ulu mekânda gizliydi,

    2Muhammed'le Ali orada birdi.

    3"Lâ fetâ" okuyup karşı durunca,

    4cihan yedi kez çağırdı, "Hu" diyerek.

    "Lâ fetâ illâ Ali" nidası Alevî-Bektaşî geleneğinde Ali'nin yiğitliğini tescil eden sözdür; burada okunan bir metin gibi işleniyor. Yedi sayısı hem gökleri hem tavaf turlarını çağrıştırdığı için nida tek bir sesten çıkıp kâinatın tekrarına dönüşüyor.

  6. 6

    Bir üzüm danesi ol Şah elinde

    Kırklar dahi içti cümle mestoldu

    Çıkınca Mustafa miraç yolunda

    Şehadet eyledi Selman Hu deyu

    1Bir üzüm tanesi o Şah'ın elinde;

    2Kırklar da içti, hepsi mest oldu.

    3Mustafa miraç yoluna çıkınca,

    4Selman şahitlik etti, "Hu" diyerek.

    Dörtlüğün kafiyesi -inde / -unda üzerine kurulu, ama ikinci dize bu düzenin dışında kalıyor ve sekizinci dörtlüğün ilk dizesiyle birebir örtüşüyor; dizginin bir satırı yanlış yere düşürdüğü anlaşılıyor. Doğrusu bilinemeyeceği için dize ne değiştirildi ne çıkarıldı, kaynaktaki hâliyle bırakıldı.

  7. 7

    Ol üzüm danesin getirdi Selman

    Kırklar demi ol dem etti galeyan

    Muhammed onlarla birlikte ey can

    Hu Allah söyledi irfan Hu deyu

    1O üzüm tanesini Selman getirdi,

    2Kırkların demi o an galeyana geldi.

    3Ey can, Muhammed de onlarla birlikteydi;

    4irfan "Hu Allah" söyledi, "Hu" diyerek.

    "Dem" nefeslerde hem an hem içilen şey demektir; dize ikisini birden kullanıyor, çünkü Kırkların demi hem içki hem zaman olarak kaynıyor. "Ey can" hitabı da anlatıyı bir anda kesip dinleyene dönüyor ve nefes okunduğu meclisi kendi metninin içine alıyor.

  8. 8

    Kırklar dahi içti cümle mestoldu

    Şahımerdan cümlesinden üst oldu

    Hezar post bağlayıp oldu

    Semaa girdiler hemen Hu deyu

    1Kırklar da içti, hepsi mest oldu;

    2Şah-ı Merdan hepsinden üstün oldu.

    3Bin post bağlanıp kemer kuşanıldı;

    4hemen semaa girdiler, "Hu" diyerek.

    Mestlik burada sarhoşluk değil bir mertebe sınavı gibi işliyor: hepsi içiyor ama üstün olan Ali oluyor. "Kemerbest" belini bağlamış, yola girmiş demektir; post ile kemer bir arada anılınca sahne meydandaki gerçek bir erkâna dönüşüyor, sema da o erkânın kapanışı oluyor.

  9. 9

    Kırkların birine vuruldu

    Aktı kan cümleden isbat olundu

    Hak anda mevcuttu mevcut bilindi

    Huvallah çağırdı Sultan Hu deyu

    1Kırkların birine neşter vuruldu,

    2kan aktı; hepsinden ispat olundu.

    3Hak orada mevcuttu, mevcut bilindi;

    4Sultan "Huvallah" diye çağırdı, "Hu" diyerek.

    Kırklar menkıbesinin en bilinen delili: birinin teni kanayınca hepsinin kanaması. Nefes bunu "isbat" kelimesiyle karşılıyor, yani birliği duyguyla değil kanıtla kuruyor. Bedende görünen şey vahdetin belgesi sayılıyor; "mevcut" sözünün aynı dizede iki kez geçmesi bu ısrarı taşıyor.

  10. 10

    Anlar âşık idi yâr, yâra karşı

    Niyaz eylediler Settara karşı

    Kırkların cümlesi didara karşı

    Baktılar kaldılar hayran Hu deyu

    1Onlar âşıktı: yâr, yâra karşı.

    2Settar'a karşı niyaz eylediler.

    3Kırkların hepsi didara karşı

    4baktılar, hayran kaldılar, "Hu" diyerek.

    "Karşı" kelimesi üç dize boyunca redif gibi çalışıp bakışmayı sahnenin merkezine koyuyor. "Settar" ayıpları örten demektir; kusuru gizleyen bir isme niyaz edilmesi, hemen ardından gelen didar yani yüz görme anını daha da yüklü kılıyor.

  11. 11

    Hu demenin aslı böyledir böyle

    nedir sözün gelberi söyle

    İmanın tazele şehadet eyle

    Gel sen de yüzüne boyan Hu deyu

    1"Hu" demenin aslı işte böyledir;

    2zâhit, sözün nedir, beri gel de söyle.

    3İmanını tazele, şehadet getir;

    4gel sen de o yüze boyan, "Hu" diyerek.

    Şiir açılıştaki muhataba dönüyor: on dörtlüklük anlatı bir delil dosyası gibi sunulduktan sonra söz yeniden zâhide veriliyor. "Gelberi" beri gel demektir. Kapanış davetle kuruluyor; inkâr eden kovulmuyor, çağrılıyor ve tartışma bir kabule açık bırakılıyor.

  12. 12

    Kul Himmet meydanda sarhoş olalı

    Habibin aşkına medhuş olalı

    Can gözle tecellübe duşolalı

    Hayali gözümde Hu deyu

    1Kul Himmet meydanda sarhoş olalı,

    2Habib'in aşkıyla kendinden geçeli,

    3can gözüyle tecelliye erişeli,

    4hayali gözümde konuk, "Hu" diyerek.

    Üç dize de "-alı" ekiyle bitip zamanı belirsiz bir başlangıca bağlıyor: sarhoşluğun ne zaman başladığı söylenmiyor, yalnızca o günden beri sürdüğü. "Mihman" konuk demek; hayalin gözde ağırlanması, görmenin sahiplenme değil misafirlik sayıldığını gösteriyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Sadettin Nüzhet Ergun'un "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" derlemesinden; Türkçe Vikikaynak'taki 144021 numaralı sürüm esas alındı, imlâsına dokunulmadı. Redif on bir dörtlükte "Hu deyu" iken üçüncü dörtlükte "Hu deyi" dizilmiş; bitişik yazılan "mestoldu", "duşolalı", "Şahımerdan" biçimleriyle birlikte olduğu gibi bırakıldı. Altıncı dörtlüğün ikinci dizesi sekizinci dörtlüğün ilk dizesiyle birebir aynıdır ve o dörtlüğün kafiyesine uymaz; dizgi kaynaklı bir tekrar olması muhtemel, ancak doğrusu bilinemeyeceği için dize değiştirilmedi. Altıncı ve yedinci dörtlük kaynakta araya boş satır konmadan dizilmiş; dörtlükler burada ayrıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirGel Gönül, İdrak Eyle
Gel gönül idrak eyle hem fehmeyle
Kul Himmet · Dinî sorularla ilerleyen öğretici nefes

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

zâhid

dış kurallara bağlı, kaba sofu

hüvallahu ekber

"O Allah'tır, en büyüktür"

hâtem

mühür; peygamberliği kapatan son

Lâfetâ

"Lâ fetâ illâ Ali" nidasının başı

kemerbest

kemer kuşanmış, yola girmiş

nişter

neşter, küçük cerrah bıçağı

Settar

ayıpları örten (Allah'ın adlarından)

mihman

konuk, misafir