Kanberî kimdir?
Kanberî, şiirlerini Kanber ve Kanberî mahlaslarıyla söylemiş bir Bektaşî şairidir. Hakkında elde tek bir belge yok: adı, doğum yeri, doğum ve ölüm yılları bilinmiyor. Bilinen her şey mecmualara girmiş nefeslerinden ve derlemecilerin o nefesler üzerine yazdığı birkaç satırdan ibaret.
Şiirinin merkezinde Hz. Ali var. Mi'râc'ta Muhammed'in karşısına çıkan arslan, insan suretinde görünen ilâhî kudret ve on iki imamın sırayla sayılması onun tekrar tekrar döndüğü konular. Bunları halk söyleyişine yakın bir dille, ama baştan sona aruzla anlatır.
Hayatı ve yaşadığı çevre
Doğum ve ölüm tarihi bilinmiyor; kaynaklar yalnız 16. yüzyıl der. Nerede yaşadığı, hangi dergâha bağlı olduğu, geçimini nasıl sağladığı hakkında da bir kayıt yok. Sadettin Nüzhet Ergun'un derlemesi ile TEİS maddesi aynı bilgiyi tekrarlar: hayatına dair malûmat yoktur, elde yalnız şiirler vardır.
Kaynakların ısrarla altını çizdiği bir ayrım var: Kanberî ile daha önce yaşamış mutasavvıf Kanber aynı kişi değildir. Kanber “vahdet-i vücûd” telakkilerini söyleyen bir sofidir; Kanberî ise Bâtınîliği benimsemiştir. Ergun bu uyarıyı yaparken önce “XV nci asırda yetişen Kanber” yazar, hemen ardından aynı kişiyi “bir asır önce yaşayan” diye anar — kendi cümlesiyle çelişir. TEİS maddesi paragrafı aktarırken tarihi 16. asır olarak düzeltmiştir. İki kaynağın ayrıldığı bu nokta arşivde açık bırakılıyor; kesin olan yalnız iki şairin karıştırılmaması gerektiği.
Mahlasın kendisi de bir bağlılık işareti sayılabilir: Kanber, Hz. Ali'nin azatlı kölesinin adıdır. Arşivdeki iki müseddesin birincisi “Hacı Bektaş-ı Veli'ye Kanberî sundu eli” diyerek şairin hangi yola girdiğini söylüyor; ikincisi baştan sona Hacı Bektaş'a hitap eden bir selâm manzumesi.
Şiir anlayışı ve dili
Kanberî'nin iki manzumesi de müseddes: dört dize üstüne iki nakarat dizesi gelir ve nakarat her bendde aynen tekrarlanır. Bu yapı şiiri okunan bir metinden söylenen bir zikre yaklaştırıyor. Anlam bendden bende ilerlemiyor; aynı hüküm her seferinde başka bir adla, başka bir âyetle yeniden kuruluyor.
İkinci belirleyici özellik listeleme. On iki imam sırayla anılır, her birine bir sıfat ya da bir âyet iliştirilir: Kâzım hakikat ilminin denizi, Takî “mâ evhâ” sırrı, Hüseyin Kerbelâ'nın adıyla. Aynı yöntem Hacı Bektaş manzumesinde soy kütüğüne uygulanır ve dört dize üst üste “oğlusun” ile biter.
Dili karışıktır: Arapça âyet iktibasları ile Farsça tamlamaların arasına “kendüye”, “anın içün”, “söyleden” gibi eski Türkçe biçimler girer. Ergun'un Bâtınî saydığı iddialar bu sade söyleyişin içinde, örtüsüz durur — “Sûret-i âdemde kendin gördü pinhân eyledi” dizesi tecellîyi bir mecaz gibi değil, olmuş bir olay gibi anlatır.
Başlıca eserleri ve şiirleri
- Bektaşî Şairleri ve NefesleriArşivdeki iki müseddesin kaynağı bu derlemedir: Sadettin Nüzhet Ergun Kanberî bölümüne iki manzume koymuştur ve metinler Türkçe Vikikaynak'taki 144492 numaralı sürümden aktarıldı.
- Mecmua ve cönklerdeki nefeslerErgun, Bektaşî mecmualarında şairin “epeyce” nefesine rastlandığını kaydeder; Turgut Koca da Bektaşî dergileri ile cönk defterlerinde bir hayli nefesi bulunduğunu ve şairin aruzu ustalıkla kullandığını söyler. Bu metinlerin tenkitli bir neşri yok.
Edebiyat tarihindeki yeri
Kanberî'nin bilinirliği bugün tek bir derlemeye bağlı: Ergun'un 1944'te bastığı antolojiye aldığı iki müseddes, sonraki bütün kaynakların dayanağı oldu. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi ile Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi'ndeki maddeler de aynı iki metne ve aynı birkaç cümleye dayanır. Bu yüzden şair hakkında yazılanlar birbirini tekrarlıyor ve ilerlemiyor; hatta karışıklık da tekrarlanıyor — mutasavvıf Kanber'in hangi yüzyılda yaşadığı sorusu Ergun'un kendi paragrafındaki iki farklı tarihle birlikte kaynaktan kaynağa taşınmış durumda. Mecmualarda dağınık duran öteki nefesler derlenmediği sürece bu tablo değişmeyecek gibi görünüyor.
Hayat bilgileri TEİS kaydı temel alınarak özetlendi; kesin olmayan biyografik ayrıntılar kesin hüküm olarak sunulmadı.
TEİS kaydını aç ↗