DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Kanberî/Âsmânın Hâveridir ol Muhammed Mustafâ
Müseddes (mütekerrir) · 16. yüzyıl

Âsmânın Hâveridir ol Muhammed Mustafâ

Yedi bendin hepsi aynı iki dizeyle kapanır ve Ali'yi peygamberlerle velîlerin önderi ilan eder. Bendler sırayla yaratılışı, Mi'râc'taki karşılaşmayı ve on iki imamı sayar; son bendde şair Hacı Bektaş'a el verip listeyi kendi ikrarıyla bağlar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Âsmânın hâveridir ol Muhammed Mustafâ

    oldu birisi ya’ni Şâh-ı Murtezâ

    Birine dedi habîbim biri arslanım hudâ

    İkisi bir nûr-i Hak’dır öyle bil ey pür safâ

    Ol Ali’dir -yi evliyâ vü enbiyâ

    Anın içün dedi Îsâ İncil’inde Îlyâ

    1Muhammed Mustafâ göğün doğan güneşidir;

    2öbürü, yani Şâh-ı Murtazâ, ay alınlı oldu.

    3Allah birine “sevgilim”, ötekine “arslanım” dedi;

    4ikisi tek bir Hak nurudur, ey saf gönüllü, böyle bil.

    5Velîlerin ve peygamberlerin önderi işte o Ali’dir;

    6İsa da bu yüzden İncil’inde ona Îlyâ dedi.

    Açılış bir çift kurar: güneş Muhammed, ay Ali. İki ayrı hitap iki ayrı makam gösterirken dördüncü dize ikisini tek nura indirger; müseddesin bütün yükü bu denklemin üstünde duruyor. Nakarattaki Îlyâ, İncil'in İlyas'ıdır — Ergun, Kanberî'nin bu adı doğrudan Ali'ye işaret saydığını ayrıca kaydeder.

  2. 2

    Pâdişâh-ı âlem oldu cismini cân eyledi

    Bu cihan sultanların kendüye fermân eyledi

    Sûret-i âdemde kendin gördü pinhân eyledi

    Yer yüzüne geldi ismin Şâh-ı merdân eyledi

    Ol Ali’dir -yi evliyâ vü enbiyâ

    Anın içün dedi Îsâ İncil’inde Îlyâ

    1Âlemin padişahı oldu, bedenini can hâline getirdi;

    2bu dünyanın sultanlarını kendi buyruğu altına aldı.

    3İnsan suretinde kendini gördü ve gizledi;

    4yeryüzüne indi, adını Şâh-ı merdân koydu.

    5Velîlerin ve peygamberlerin önderi işte o Ali’dir;

    6İsa da bu yüzden İncil’inde ona Îlyâ dedi.

    Üçüncü dize bendin en ağır iddiasıdır: gören de görülen de aynıdır, tecellî bir örtünmedir. Ergun, Kanberî'yi Bâtınî sayarken tam bu tür beyitleri gösterir; “yer yüzüne geldi” ifadesi mecazı örtmeye çalışmıyor, iniş fiilini olduğu gibi kuruyor. “Şâh-ı merdân” burada verilen bir ad, taşınan bir unvan değil.

  3. 3

    Hak taâlâ varlığını verdi çün âb ü gile

    ’yı küllî yazdı hem levh-i dile

    Her gelen peygamber ile rehnümâ oldur bize

    Kudretinin binde birin söylesem gelmez dile

    Ol Ali’dir -yi evliyâ vü enbiyâ

    Anın içün dedi Îsâ İncil’inde Îlyâ

    1Hak teâlâ varlığını suya ve toprağa verince,

    2bütün adların bilgisini gönül levhasına da yazdı.

    3Gelen her peygamberle bize yol gösteren odur;

    4kudretinin binde birini söylesem dile sığmaz.

    5Velîlerin ve peygamberlerin önderi işte o Ali’dir;

    6İsa da bu yüzden İncil’inde ona Îlyâ dedi.

    “Âb ü gil” Âdem'in çamurudur; “allemel-esmâ” ise Bakara sûresindeki “Âdem'e bütün isimleri öğretti” cümlesi. Bend bu ikisini üst üste koyup bilgiyi bedenin içine yazar: levha artık gökte değil gönüldedir. Dördüncü dizedeki söyleyememe itirafı, sayma işini bitirmeden bendi kapatmanın da gerekçesi oluyor.

  4. 4

    Çıktı Mi’râca Muhammed gördü Arslanı Ali

    Cebrâîle sordu ol dem dedi kimdir bu velî

    Cebreil ver hâtemini bulmak istersen yolu

    Vardı Ahmed gördü anda söyleyen şâhın dili

    Ol Ali’dir -yi evliyâ vü enbiyâ

    Anın içün dedi Îsâ İncil’inde Îlyâ

    1Muhammed Mi'râc'a çıktı, arslan Ali'yi gördü;

    2o anda Cebrâil'e sordu: bu velî kimdir, dedi.

    3Cebrâil, yolu bulmak istersen yüzüğünü ver, dedi.

    4Ahmed vardı ve orada konuşanın şahın dili olduğunu gördü.

    5Velîlerin ve peygamberlerin önderi işte o Ali’dir;

    6İsa da bu yüzden İncil’inde ona Îlyâ dedi.

    Alevî-Bektaşî anlatısının en çok işlenen sahnesi: Mi'râc yolunu kesen arslana yüzük verilir, dönüşte yüzük Ali'nin ağzından çıkar. Kanberî sahneyi anlatmakla yetinmez, tanığı da değiştirir — soru soran Cebrâil değil Muhammed'dir. Son dize hükmü ses üzerinden verir: perdenin ardından konuşan “şâhın dili”dir.

  5. 5

    ol Hasen’dir hem Hüseyn-i Kerbelâ

    Âlemin çeşm ü çerâğı Şâh Ali Zeyn-el-abâ

    Bâkır u Sâdık benâm ol sırr-ı şâh-ı evliyâ

    Kim anın şânında Hak’tan nâzil oldu

    Ol Ali’dir -yi evliyâ vü enbiyâ

    Anın içün dedi Îsâ İncil’inde Îlyâ

    1Göz nuru olan Hasan'dır, bir de Kerbelâlı Hüseyin;

    2âlemin gözü ve çerağı Şâh Ali Zeynelâbidîn'dir.

    3Bâkır ile Sâdık ünlüdür, velîler şahının sırrıdır;

    4Hel etâ sûresi Hak katından onun şanına indi.

    5Velîlerin ve peygamberlerin önderi işte o Ali’dir;

    6İsa da bu yüzden İncil’inde ona Îlyâ dedi.

    Buradan itibaren müseddes bir soy zincirine dönüşür ve imamlar sırayla anılır. Zincirin dayanağı dördüncü dizede: “Hel etâ”, İnsân sûresinin ilk kelimesidir ve Ehl-i beyt hakkında indiği kabul edilir. Şair böylece kendi listesinin altına bir âyet imzası koymuş oluyor.

  6. 6

    Mûsi-i Kâzım hakikat ilminin deryâsıdır

    Mûsi Rızâ zât-ı Hak’kın allemel’esmâsıdır

    Şeh Takî kim Mustafâ’nın sırr-ı mâevhâsıdır

    On sekiz bin âlemin hak bilmişim a’lâsıdır

    Ol Ali’dir -yi evliyâ vü enbiyâ

    Anın içün dedi Îsâ İncil’inde Îlyâ

    1Mûsâ el-Kâzım hakikat ilminin denizidir;

    2Rızâ, Hak zâtının “bütün adları öğretti”sidir.

    3Şah Takî, Mustafâ'nın “vahyettiğini vahyetti” sırrıdır;

    4on sekiz bin âlemin en yücesi odur, doğrusunu bildim.

    5Velîlerin ve peygamberlerin önderi işte o Ali’dir;

    6İsa da bu yüzden İncil’inde ona Îlyâ dedi.

    Her imam bir âyet ya da bir kavramla eşleştiriliyor: Kâzım ilim denizi, Rızâ “allemel-esmâ”, Takî ise Necm sûresindeki “mâ evhâ” sırrı. Kaynak sekizinci imamı “Mûsi Rızâ” diye basmış; bir önceki dizedeki Mûsâ el-Kâzım'ın adı taşmış görünüyor, yazım düzeltilmeden bırakıldı.

  7. 7

    Şeh Nakî vü Askerî’nin olmuşumdur ben kulu

    Şeh Muhammed Mehdi’ye hem demişimdir ben belî

    Hacı Bektaş-ı Veli’ye Kanberî sundu eli

    Zâhir ü bâtında kendin söyleden dilden dili

    Ol Ali’dir -yi evliyâ vü enbiyâ

    Anın içün dedi Îsâ İncil’inde Îlyâ

    1Şah Nakî ile Askerî'nin kulu olmuşumdur;

    2Şah Muhammed Mehdî'ye de “evet” demişimdir.

    3Kanberî elini Hacı Bektaş-ı Velî'ye sundu;

    4zâhirde de bâtında da kendini söyleten, dilden dile geçen odur.

    5Velîlerin ve peygamberlerin önderi işte o Ali’dir;

    6İsa da bu yüzden İncil’inde ona Îlyâ dedi.

    Sayım on ikinci imamda biter ve şair araya girer: “belî” yola girerken verilen evet, el sunmak da ikrarın kendisidir. Mahlas beyti zincirin ucunu Hacı Bektaş'a bağlayarak imam silsilesini tekke silsilesine ekler. Kanber, Hz. Ali'nin azatlı kölesinin de adıdır; mahlas seçimi başlı başına bir bağlılık ilanı.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144492 numaralı sürüm esas alındı; derlemenin bastığı sıra numarası (“— 1 —”) ile tür başlığı (“— Müseddes —”) şiirin dizesi olmadığı için alınmadı, geriye kırk iki dize kaldı. Altıncı bendde sekizinci imam “Mûsi Rızâ” diye dizilmiş, oysa kastedilen Ali er-Rızâ'dır; bir önceki dizedeki “Mûsi-i Kâzım”ın etkisiyle oluşmuş görünen bu yazım düzeltilmeden bırakıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirEy Şeh-i Mülk-i Velâyet vey Hak’ın Kudret Eli
Ey şeh-i mülk-i velâyet vey Hak’ın kudret eli
Kanberî · Müseddes (mütekerrir)

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

hâver

doğu; doğan güneş

mehcebîn

ay alınlı

pîşüvâ

önder, öncü

âb ü gil

su ve toprak; Âdem'in yoğrulduğu çamur

allemelesmâ

“bütün adları öğretti”; Bakara sûresinden bir iktibas

hâtem

mühür yüzük

Kurratülayn

göz nuru, göz aydınlığı

Hel etâ

İnsân sûresinin ilk kelimesi; Ehl-i beyt hakkında indiği kabul edilir