Sânî kimdir?
Sânî, 16. yüzyılda İstanbul'da yaşamış bir şairdir. Asıl adı Mehmed'di; güzelliğiyle dikkat çektiği için çağdaşları arasında "Can Memi" lakabıyla tanındı. Askerî sınıftan geliyordu ve ömrü boyunca kalemle değil kılıçla ilgili görevlerde bulundu.
Şiirinin iki yüzü vardır. Bir yanı meyhane ve meclis şiiridir — rindâne, alaycı, yasağa cevap veren bir söyleyiş. Öbür yanı ise derviş zümrelerini savunan, adlarını tek tek sayan uzun bir müseddestir; bu metin sayesinde adı Bektaşî nefes derlemelerine girmiştir.
Hayatı ve yaşadığı çevre
İstanbullu olup Emir Buhârî Mahallesi'nde yaşadı. Kuloğullarındandı, yani askerî sınıfa mensuptu. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki maddeye göre önce yeniçeri, sonra sırasıyla sekban, atlı zağarcı ve sipahi oldu; sipahilikten emekliye ayrıldı. Sadettin Nüzhet Ergun da aynı sırayı kısaltarak verir: ömrünün ortalarında sekban, daha sonra sipahi.
İlk gençliğinde Şeyh Muhyiddin Karamânî'ye intisap etti. Bu bağ onun hayatındaki en tehlikeli noktadır: Karamânî ilhad töhmetiyle öldürülmüştür. Ergun'un aktardığına göre bir teftiş sırasında Sânî korkusundan tekkeden kaçmış ve meyhaneye devam etmeyi tercih etmiştir. Tarihçi Âlî onun bâtınîliğini ağır bir cümleyle kaydeder; Kınalızâde Hasan Çelebi ise gençlik döneminde işret ve rindlikle tanındığını, sonradan bunlardan tövbe edip sipahi tekaüt akçesiyle yetindiğini söyler. İki tanıklık aynı kişiyi iki ayrı yerde bırakır ve bu arşiv ikisini de olduğu gibi aktarır.
İçkiye düşkünlüğü çağdaşlarının anlattığı bir ayrıntı değil, şiirinin konusudur. Kanûnî şarabı yasakladığında kahvehaneye devam etmek zorunda kalmış ve bunun üzerine meşhur beytini söylemiştir: "Humlar şikeste câm tehî yok vücûd-i mey / Kıldın esîr-i kahve bizi hey zamane hey." Arşivdeki "Ger yasağ oldıyse ey dil" gazeli de aynı yasağın etrafında döner.
Ölüm yılında kaynaklar ayrılır: Sicill-i Osmânî 1000/1591-92, öteki kaynaklar 995/1586-87 der; Ergun ikincisini alır ve Azîzî'nin "gitti Sânî" terkibiyle tarih düşürdüğünü ekler. Mezarı Edirnekapı'dadır. Sicill-i Osmânî'nin lakabını dizgi hatasıyla "Can Muhyî" diye basmış olması da bu şairin kaydındaki kararsızlığın küçük bir örneğidir.
Şiir anlayışı ve dili
Mizacı hicve ve hezle yatkındı ve bu alanda başarılıydı. Özellikle Sâî ile karşılıklı yazdıkları hicivler pek çok mecmuaya girmiş; Nakkaş Sâî hakkında Çehre-nâme adlı bir eseri de vardır. Şiirleri beğenildiği için çok sayıda şair onlara nazire yazmıştır. 16. yüzyıl sonunda tertip edilen bir nazire mecmuasında yetmiş üç şiiri bulunur.
Rindâne söyleyişi bir poz değil, bir yöntemdir. "Ger yasağ oldıyse ey dil" gazelinde her beyit ikili nesneleri yan yana dizer — çeng ile kanun, rakı ile şarap, beng ile afyon, sihir ile efsun — ve "kanûn" kelimesinin hem çalgı hem devlet kuralı olması sayesinde şiir yasağa doğrudan değinmeden cevap verir. Mahlas beytinde aşkın beratını hem şeriata hem kanuna uygun ilan etmesi bu oyunun kapanışıdır.
Müseddesi ise bambaşka bir işi yapar. Yedi bendin her biri aynı iki dizeyle kapanır ve aradaki dizeler dervişi savunur: Işık, Kalenderî, Hayderî, Mevlevî, Ca'ferî, Gülşenî zümreleri adıyla sayılır, aralarındaki fark "kisve" farkına indirilir. Aynı tekrar beytini taşıyan bir müseddes Ergun'un kitabında Kalender faslında da vardır; bentleri bambaşkadır, iki manzume nazire ilişkisi içindedir. Acem şairlerini, başta Ali Şîr Nevâyî olmak üzere, çok okuduğu ve bazı şiirlerini Farsça, bazılarında Çağatay lehçesini kullanarak yazdığı da kaydedilir.
Başlıca eserleri ve şiirleri
- DîvânTezkireler bir divanı olduğundan söz eder, ama bugün elde bütün hâliyle bir nüsha yoktur. Ergun 1944'te "bu gün ancak mecmularda kayıdlı bulunan şiirleri bizce malûmdur" diye yazar; şiirleri hâlâ mecmualardan toplanmaktadır.
- Çehre-nâmeNakkaş Sâî hakkında yazdığı manzume. TEİS maddesinde adıyla anılır; şairin hiciv ve hezel damarının divan dışında kalan örneklerinden biridir.
- Bektaşî Şairleri ve NefesleriArşivdeki iki metnin kaynağı bu derlemedir: Sadettin Nüzhet Ergun onu "XVI ncı asır Bâtınîlerinden" sayarak kitabına almış ve iki manzumesini basmıştır. Metinler Türkçe Vikikaynak'taki 144560 numaralı sürümden aktarıldı.
- Mecmû'a-i Letâ'if16. yüzyıl sonunda tertip edilmiş bir nazire mecmuası; İncinur Atik Gürbüz'ün doktora tezine konu olmuştur. Şairin yetmiş üç şiirini içerir ve onun Kadı Sâbirî ile hem-meşreb olduğu bilgisini kaydeder.
Edebiyat tarihindeki yeri
Sânî iki ayrı kayıt geleneğinde birden yaşadı ve iki gelenek onu iki ayrı adam gibi anlatır. Tezkireler için o, naziresi çok yazılan, hicivde usta, işret meclislerinden tanınan bir divan şairidir; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü onu bu yüzden "divan şairi" başlığı altında kaydeder. Bektaşî derlemeleri için ise o, ilhad töhmetiyle öldürülen bir şeyhin müridi ve aba giymiş dervişi savunan bir bâtınîdir; Sadettin Nüzhet Ergun antolojisine bu gerekçeyle almıştır. Bu arşiv metinlerini Ergun'un derlemesinden aldığı için onu tekke geleneği altında kaydediyor, ama ayrımı gizlemiyor. Bugün en kalıcı izi, Kanûnî'nin şarap yasağına düşürdüğü ve hâlâ alıntılanan kahve beytiyle, yedi bent boyunca derviş zümrelerini tek tek sayan müseddesidir — ikincisi 16. yüzyıl İstanbul'unda kaç ayrı derviş çevresinin bir arada göründüğünü gösteren nadir bir liste sayılır.
Hayat bilgileri TEİS kaydı temel alınarak özetlendi; kesin olmayan biyografik ayrıntılar kesin hüküm olarak sunulmadı.
TEİS kaydını aç ↗