Alma Âh-ı Dil-i Uşşâkı Şehâ Eyle Hazer
Yedi bentlik mütekerrir müseddes; her bent, aba giymiş dervişi hor görmemeyi söyleyen aynı iki dizeyle biter. Aradaki dizeler önce mevki sahibine seslenir, sonra 16. yüzyıl İstanbul'unun derviş zümrelerini adıyla sayar ve son bentte şair kendini de o sıraya koyar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Alma âh-ı dil-i uşşâkı şehâ eyle hazer
Ser-i kûyinde görüb etme şitâb ile güzer
Deme katımda nedir bunca gedâ-yi ahkar
biziz meşreb-i sâfi diller
Etme dervîş-i abâpüşa hakaretle nazar
O da hâlince mülketinin şâhı geçer
1Ey şah, âşıkların gönlünden çıkan âhı üstüne alma, sakın.
2Onları mahallenin başında görüp aceleyle geçip gitme.
3"Kapımdaki bunca aşağılık dilenci de ne?" deme.
4Biz tecrid ehliyiz, saf meşrepli gönülleriz.
5Aba giymiş dervişe hakaretle bakma;
6o da kendi hâlince fenâ ülkesinin şahı sayılır.
- 2
Bu 'dır bu Kalender deme bu Hayderi'dir
Kimisi Mevlevi halkın kimisi Ca'feri'dir
Gülşenî Hânikahının kimi hâk-i deridir
Her biri kisve çeker fakr ü serveridir
Etme derviş-i abâpûşa hakaretle nazar
O da hâlince mülketinin şâhı geçer
1"Bu Işık'tır, bu Kalender, bu da Hayderî" deme.
2Halkın kimi Mevlevi'dir, kimi Ca'ferî.
3Kimi de Gülşenî tekkesinin kapı toprağıdır.
4Her biri bir kisve taşır; hepsi yokluğun ve fenânın başbuğudur.
5Aba giymiş dervişe hakaretle bakma;
6o da kendi hâlince fenâ ülkesinin şahı sayılır.
Bent, 16. yüzyıl İstanbul'unda sokakta görülebilecek derviş zümrelerini adıyla sayar: Işık ve Kalenderî gezginleri, Hayderîler, Mevlevîler, Ca'ferîler ve Gülşenî tekkesi. Sayım küçümsemek için değil, ayrımı önemsizleştirmek içindir; dördüncü dize hepsini "kisve" farkına indirip tek bir ortak sıfatta buluşturur: fakr ve fenâ.
- 3
Sanma mâtemzede dervişlerî kim hurremdir
Hakşinâs ehl-i dil ârifler ile hemdemdir
Harem-i vahdete bîgâne değil mahremdir.
Kimisi Hazret-i Molla kimisi Edhem'dir
Etme dervîş-i abâpûşa hakaretle nazar
O da hâlince mülketinin şâhı geçer
1Dervişleri yaslı sanma; onlar neşelidir.
2Hakkı bilen gönül ehli, ariflerle arkadaştır.
3Vahdet haremine yabancı değil, mahremdir.
4Kimi Hazret-i Molla'dır, kimi İbrahim Edhem.
5Aba giymiş dervişe hakaretle bakma;
6o da kendi hâlince fenâ ülkesinin şahı sayılır.
Görünüş ile hâl arasındaki fark burada tersine çevrilir: yas gibi duran şey neşedir. Üçüncü dize "bîgâne" ile "mahrem"i karşı karşıya koyar ve vahdeti girilmesi izne bağlı bir eve benzetir. Dördüncü dizedeki iki örnek de bilinçlidir: Mevlânâ ilmin, tahtını bırakıp derviş olan İbrahim Edhem ise terkin ölçüsüdür.
- 4
Ta'n ü zann eyleme dervîş-i pûşlara
Hâlet-i cezbe-i aşk ile o medhûşlara
Münkirin koymadılar sözlerini gûşlara
Kim ulaştı nefese uğradı hâmûşlara
Etme dervîş-i abâpûşa hakaretle nazar
O da hâlince mülketinin şâhı geçer
1Keçe giyen dervişleri ayıplama, haklarında kötü zanda bulunma;
2aşkın cezbesiyle kendinden geçmiş o kimseleri.
3İnkârcının sözlerini kulaklarına koymadılar.
4Nefese ulaşan kim varsa suskunlara karıştı.
5Aba giymiş dervişe hakaretle bakma;
6o da kendi hâlince fenâ ülkesinin şahı sayılır.
Bent dervişi dışarıdan gelen söze kapalı olmasıyla tarif eder: münkirin sözü kulağa alınmaz, nefese ulaşan da susar. "Nefes" tekke sözlüğünde hem soluk hem mürşidin okuduğu manzumedir; "hâmûş" (suskun) ise bilgiyi konuşarak değil susarak taşıyan zümreyi anlatır. Dört dizenin de "-uşlara" kafiyesiyle bağlanması bendi tek nefeste okunacak bir bloğa çevirir.
- 5
Kılma erbâb-ı harâbâtdan istinkâfı
Hırkası gerçi meyâlûde vü kalbi sâfi
Vardır ol tâifenin hâli değil eşrâfı
Kimi Bühlûl-i zamâne kimi Bişr-i Hâfi
Etme derviş-i abâpûşa hakaretle nazar
O da hâlince mülketinin şâhı geçer
1Meyhane erlerinden yüz çevirme.
2Hırkası şaraba bulanmıştır ama kalbi temizdir.
3O taifenin bir hâli vardır; ileri gelenleri boş kimseler değildir.
4Kimi zamanın Bühlûl'ü, kimi Bişr-i Hâfî'dir.
5Aba giymiş dervişe hakaretle bakma;
6o da kendi hâlince fenâ ülkesinin şahı sayılır.
Savunma burada en zor noktaya taşınır: meyhaneye devam eden kişi. Ölçü kılıktan kalbe kaydırılır — hırka şaraba bulanmış olabilir. Verilen iki örnek de uçtan seçilmiştir: Bühlûl, Hârûnürreşîd devrinde deli görünüp doğruyu söyleyen meczup; Bişr-i Hâfî ise ayakkabı giymeyen zâhiddir. Üçüncü dize kaynakta iki türlü okunabilecek biçimde dizilmiş.
- 6
İdüb ihsân ile şermende gedâ tâyifesin
Sû-i zannitme görüp ehl-i tâyifesin
Kılma ta'yib bürehne büdelâ tâyifesin
Hemdem ü mûnisin eyle fukarâ tâyifesin
Etme dervîş-i abâpûşa hakaretle nazar
O da hâlince mülketinin şâhı geçer
1Dilenci taifesini ihsanınla mahcup et;
2fenâ ehli taifesini görünce kötü zanda bulunma.
3Çıplak gezen budala taifesini ayıplama.
4Fukara taifesini kendine arkadaş ve dost edin.
5Aba giymiş dervişe hakaretle bakma;
6o da kendi hâlince fenâ ülkesinin şahı sayılır.
Dört dize de "tâyifesin" ile biter ve her biri ayrı bir davranış emreder: ihsan et, kötü zan besleme, ayıplama, dost edin. "Bürehne büdelâ", kılığından soyunmuş abdalları anlatır ve savunulan zümreyi en uç örneğine kadar genişletir. İlk dizedeki "şermende" etmek ise verirken karşıdakini utandıracak kadar cömert olmayı ister.
- 7
Salsa Sâni yeridir başına köhne şâlı
Tekye-i aşkının oldu soyunub abdâlı
Kılma lütf etmeden ey şâh-ı kerem ihmâli
Çıksa deryûzeye gönderme kapundan hâli
Etme derviş-i abâpûşa hakaretle nazar
O da hâlince mülketinin şâhı geçer
1Sânî başına köhne şalı sarsa yeridir;
2soyunup senin aşk tekkenin abdalı oldu.
3Ey kerem şahı, lütfetmekte ihmal gösterme.
4Dilenmeye çıkarsa kapından eli boş gönderme.
5Aba giymiş dervişe hakaretle bakma;
6o da kendi hâlince fenâ ülkesinin şahı sayılır.
Mahlas bendi şiiri kendi üzerine kapatır: altı bent boyunca başkaları için konuşan ses, sonunda kendini dilenci sırasına koyar. "Köhne şal" abdal kılığının işareti, "deryûze" ise altı benttir savunulan davranışın adıdır. İlk bentteki "şehâ" hitabı burada "şâh-ı kerem" olarak döner ve istek artık dolaylı değil, doğrudan söylenir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144560 numaralı sürüm esas alındı; Ergun derlemesinin Sânî faslındaki —2— numaralı manzumedir. Kitabın sıra numarası ve metnin başına basılmış "— Müseddes —" etiketi metne alınmadı; üçüncü ile dördüncü bent arasındaki boşluk sayfa geçişinden kaynaklanır, bent bölümü tekrar dizelerinin yerine göre yapıldı. Yedi bendin her biri altı dizedir ve son iki dize her bentte tekrarlanır; arşiv bentli nazım şekillerini "dörtlük" birimiyle kaydettiği için unitKind burada da "dörtlük" bırakıldı. Kaynak tekrar beytini bentten bente farklı diziyor ("dervîş/derviş", "abâpüşa/abâpûşa"); imlâ olduğu gibi korundu. Birinci bendin üçüncü ve dördüncü dizeleri kalıptan bir ve iki hece eksiktir, beşinci bendin üçüncü dizesi de iki türlü okunabilecek biçimde dizilmiştir. Aynı tekrar beytini taşıyan bir başka müseddes, aynı kitabın Kalender faslında bulunur ve arşivde yayındadır; bentleri bambaşkadır, iki metin nazire ilişkisi içindedir.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Ger yasağ oldıyse ey dil çenge de kanûne deSânî · Gazel→
Muhatap ilk kelimeyle belli olur: "şehâ", yani mevki ve servet sahibi. Şiir dervişi savunurken ona değil, ona tepeden bakana seslenir. "Âh"ın üste alınması bir beddua inancıdır — mazlumun âhı tutar. Tekrar dizeleri de dilenci görünen kişiyi bir mülkün şahı ilan ederek muhatabın ölçüsünü tersine çevirir.