Tevazu şiirleri
26 şiir · 20 şair
Tekke şiirinde alçakgönüllülük bir huy değil, yolun şartı. Muhyiddin Abdal'ın gazelinde dokuz beyit aynı redifle biter ve her biri bir şart sayar: mürşit olmayınca, eğilmek olmayınca, gözyaşı sel olmayınca kimse bir yere varamaz. Kul Himmet aynı şartı ahlaka çevirir — “Gel gönül kimsenin aybına bakma” diye başlayan nefes beş dörtlük boyunca tek şey ister: kimseyi incitme.
Divan gazelinde küçülmek bir ölçek oyunudur. Şeyhî bütün cihanı sevgilinin yüzünden kopmuş tek bir yaprak sayar: “Cihân hüsnü yüzünden bir varakdır”. Recaizade Mahmut Ekrem ise gönlünü aşk ülkesinin emiri ilan ettiği gazelde aynı gönlü beli bükülmüş bir ihtiyara çevirir, başka bir gazelinde de sığınacak yer olarak karıncanın kanadının altını gösterir. Küçüklük burada erdem değil, büyüklüğü ölçmenin aracıdır.
20. yüzyılda tevazu okurla kurulan bir ilişkiye dönüşür. Tevfik Fikret Rübâb-ı Şikeste'yi hiç tanımadığı okurlara sunar ve karşılık olarak yalnız iki üç damla gözyaşı ister; kendi kitabını eser değil, herkesin ortak elemine tutulmuş küçük bir yansıma sayar. Mehmet Emin Yurdakul aynı dersi başkasına verir: “Evet gençsin, sen de eski cihanları yıkarsın” diye açtığı manzumede önce gencin gücünü sayar, sonra onu toprağın evladı ilan ederek yere indirir. Aynı başlık altında üç ayrı iş var: yola girmenin şartı, büyüklüğü ölçmenin aracı, başkasına verilen ders.
26 şiir




