Kâri'lerime
Rübâb-ı Şikeste'nin okura seslenen ithaf manzumesi. Fikret kitabını hiç tanımadığı okurlara sunar ve karşılık olarak yalnız iki üç damla gözyaşı ister; kendi şiirini bir eser değil, herkesin ortak elemine tutulmuş küçük bir yansıma sayar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Size, ey bilmediğim, görmediğim kâri'ler,
Size ithâf ile neşreyliyorum bunları ben,
Size ithâf ile; zira, ne için ketmedeyim,
1Size, ey bilmediğim, görmediğim okurlar,
2size ithaf ederek yayımlıyorum bunları ben,
3size ithaf ederek; çünkü, niye gizleyeyim,
- 2
O sizin görmediğim, bilmediğim gözleriniz
Safha-i şi'rime eylerken
Belki bir noktada birden durarak, velvelesiz
Gösterişsiz iki üç katrecik eyler...
Ben bu ümmîd ile etmedeyim.
1o sizin görmediğim, bilmediğim gözleriniz
2şiirimin sayfasına bakışlarını bol bol dökerken
3belki bir noktada birden durup, gürültüsüz,
4gösterişsiz iki üç damlacık bağışlar...
5Ben bu umutla hayatı uğurlayıp duruyorum.
İlk bentteki sıfatlar burada tersine dönüyor: görmediği gözler görme işini üstleniyor. Bakış şiir sayfasına “ibzâl” ediliyor, yani savurganca harcanıyor; ama beklenen karşılık savurgan değil, iki üç damla. Fikret bütün ömrünü uğurlamayı bu kadar küçük bir ödüle bağlıyor.
- 3
İki üç katre-i şefkat... Bu tesellî yetişir;
Şu cedel-gâh-ı mukassîde bütün hüsrânla,
Bütün âlâm u fecâyile geçen günlerimin
İki üç katredir ancak silecek mâtemini.
1İki üç damla şefkat... Bu teselli yeter;
2şu iç karartan kavga meydanında bütün hüsranla,
3bütün acılar ve felaketlerle geçen günlerimin
4yasını silecek olan ancak iki üç damladır.
Hesap açıkça yapılıyor: bir ömür dolusu hüsrana karşılık iki üç damla. Ölçü elbette tutmaz, ama şair tutmasını da beklemiyor. “Ancak” kelimesi iki anlamı birden taşıyor — hem “yalnızca bu kadarı” hem “ancak bununla”; azlık, tek çare olduğu için yeterli sayılıyor.
- 4
Siz ki en doğru gören bir nazar-ı vicdânla
Tâ uzaktan bana bakmaktasınız, müstağnî
Tuhfe-i mahmidetimden... Ne samîmiyettir
O bakış çehre-i eş'ârıma sâkin sâkin!
1Siz ki en doğru gören bir vicdan bakışıyla
2ta uzaktan bana bakmaktasınız, aldırmadan
3benim övgü armağanıma... Ne içtenliktir
4o bakış, şiirlerimin yüzüne sakin sakin düşen!
Okurun bakışı burada bir vicdan bakışı sayılıyor ve tam da hiçbir şey istemediği için değerli: okur şairin “tuhfe-i mahmidet”inden, yani övgü armağanından müstağnîdir. Karşılıksız olan bakışın içtenliği, karşılık uman şiirin mahcubiyetini de örtüyor.
- 5
Hepsi bunlar, bu yazılmış, unutulmuş şeyler
O samîmiyetle meczûb olarak toplanıyor;
1Bunların hepsi, bu yazılmış, unutulmuş şeyler
2o içtenliğe kapılmış gibi bir araya toplanıyor;
İki dizelik bu ara, kitabın kendi tarifi: “yazılmış, unutulmuş şeyler”. Fikret derlemesini bir eser değil bir birikinti gibi anıyor. Toplayan da şairin iradesi değil, dışarıdan gelen o içtenlik; kitabın öznesi okura devrediliyor.
- 6
Kim bilir, belki içinden biri âlâmınızın,
- Evet, âlâmınızın; çünkü elemden hâlî
Yaşayan yok... Buna bîçâre beşer katlanıyor! -
Belki bir -i nâçîzi olur; en âlî
Yaşayanlar bile hissetmede en
Yaşayanlar gibidir... Aynı çamurdan bu yığın!
1Kim bilir, belki acılarınızdan biri için,
2— evet, acılarınızdan; çünkü elemsiz
3yaşayan yok... Buna zavallı insan katlanıyor! —
4belki değersiz bir yankı olur; en yüce
5yaşayanlar bile duyuşta en hor görülen
6yaşayanlar gibidir... Aynı çamurdan bu yığın!
Ara söz acının yalnız şaire değil bütün insanlara ait olduğunu söyler. Şair kitabına en fazla başkasının acısını yansıtan ‘nâçiz bir ma'kes’ payesi verir; ardından cümle ‘en âlî yaşayanlar’ ile ‘en müstahkar yaşayanlar’ı duyuşta eşitler. Karşılaştırmanın öznesi ve yüklemi aynı okuma kartında tamamlanır; ‘aynı çamur’ sözü bu eşitliği kapatır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 172029 numaralı sürüm esas alındı; Rübâb-ı Şikeste'nin Kâri'lerime sayfası. Metnin sonundaki “19 Teşrînievvel 1315” tarih satırı şiirin dizesi olmadığı için alınmadı; geriye yirmi dört dize kaldı. Yirminci ve yirmi birinci dizeleri çevreleyen tireler kaynaktaki ara söz işaretleridir, olduğu gibi bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir buçuk, işte bir buçuk sâatTevfik Fikret · Manzume→
Kitabın ilk sözü okura değil, okurun bilinmezliğine söyleniyor: “bilmediğim, görmediğim” sıfatları ithafı bir tanıdığa değil boşluğa yöneltiyor. “Size ithâf ile” iki kez tekrarlanıp üçüncü dizede bir itirafa dönüşüyor; demek şairin bir beklentisi var ve o beklenti gizlenecek cinsten.