Cihân Âlâyişinden Dest-şûy Ol Râhat İstersen
Dünyanın süsünden el çekmeyi ve kanaati öğütleyen gazel, tevazudan doğan yükselişi, hastaya şefkati ve hafif akıllıların ağır tavrına karşı vakarı korumayı işler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
râhat istersen
elden bırakma ni‘met istersen
1Rahat istiyorsan dünyanın süsünden elini yıka;
2nimet istiyorsan kanaatin eteğini elden bırakma.
- 2
Tehî-dest olma bâri tâze dâğ olsun
Harîm-i bezm-i ruhsat istersen
1Hiç değilse elin boş kalmasın; yeşil yaprağın taze bir dağ olsun,
2aşkın en seçkin meclisinin mahremine girmek istiyorsan.
Aşk meclisinin en iç halkasına girmek için elde bir şey bulunması gerekir. Sunulacak armağan büyük olmayabilir — ‘berg-i sebz’, yani küçük bir yeşil yaprak yeter; ama onun bile taze bir yara olması istenir. Giriş bedeli mal değil, yeni açılmış bir acıdır.
- 3
rif‘atin kesb eyle her ednâya fazlınla
Felekde mihr-i âlem-tâba benzer şöhret istersen
1Erdeminle en aşağı görülene bile alçak gönüllülük gösterip yücelik kazan;
2felekte dünyayı aydınlatan güneş gibi ün istiyorsan.
Beyit yükselmeyi inmeye bağlar: alçalarak kazanılan bir yücelik. Ölçü olarak güneşin seçilmesi rastgele değildir; güneş en yüksekte durur ama ışığını en aşağıya kadar gönderir. Ün böylece görülmekle değil, herkese ulaşmakla tanımlanır.
- 4
Kalırsan çeşm-i fettânın gibi bî-tâb-ı bîmârı
Nigâh-ı şefkat eyle haste-gâna sıhhat istersen
1O fettan gözün huzursuz hastası olarak kalırsan,
2sağlık istiyorsan hastalara şefkatle bak.
Beyit hastalığı iki kez kullanır: âşık sevgilinin baygın gözünün hastasıdır, iyileşmesi ise başka hastalara şefkatle bakmasına bağlanır. Şifa kendine değil başkasına bakarak gelir; ‘nigâh’ sözcüğü hem yaralayan hem iyileştiren bakışı aynı adla anar.
- 5
Bulursun câm-ı sahbâda
Safâ-yı hâtıra dâir eğer keyfiyyet istersen
1Şarap kadehinde sakinin gümüş kolunu bulursun,
2gönül huzurunun niteliğine dair bilgi istiyorsan.
Soru soyut sorulur — gönül safasının niteliği nedir — cevap ise bir görüntüyle verilir: kadehte beliren sakinin gümüş kolu. Bilgi tarif edilmez, gösterilir. Beyit ‘keyfiyyet’ arayanı düşünmeye değil bakmaya, meclisin içine yönlendirir.
- 6
Seni pâ-mâl eder vaz‘-ı girânı her
Vakârı terke çek Râgıb çekilmez sıklet istersen
1Her hafif akıllının ağır tavrı seni ayak altında bırakır;
2ey Râgıb, kimsenin taşıyamayacağı bir ağırlık istiyorsan vakarını koru.
Makta bütünüyle hafiflik ile ağırlık üzerine kurulur: sığ kişinin ağır tavrı ile şairin vakarı. Sözcükler birbirini çeler — ‘sebük’ hafif, ‘girân’ ve ‘sıklet’ ağırdır. Öğüt vakarı terkiye alıp taşımaktır; ağırlık burada yük değil, ezilmemeyi sağlayan denge olur.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.0e79792e-13b1-4a31-b154-3594bf9104c1:g102-pdf404. Ana tez basılı s.389/PDF 404'te G.102'yi ölçü kalıbının adı, altı beyit, Râgıb maktası ve sonraki G.105 başlığıyla verir. BSB 1837 Bulak basılı s.35-36/canvas32-31 incipitten maktaya ve sonraki Harfü'l-lâm bölümüne kadar sınırı doğrular. Ana AVESİS eki profil-komşu CC BY 4.0 bağlantısıyla sunulur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Kaldı nakş-ı hâtem-i la‘lin dil-i gam-pîşedeKoca Râgıb Paşa · Gazel→
İki dize de aynı kalıpla kurulur ve el üzerinden konuşur: biri eli yıkar, öteki eteği bırakmaz. Bırakmak ile tutmak aynı beyitte karşılıklı durur; rahatın şartı vazgeçmek, nimetin şartı ise sıkı tutmaktır. Öğüt böylece tek yönlü bir feragat değildir.