Benem ol aşk bahrısı denizler hayran bana
Dokuz beyitte ölçüyü sürekli tersine çeviren bir nefes: derya damlaya iner, zerreler ummana çıkar, Kaf dağı zerreden küçülür. İddia her seferinde aynı dayanağa bağlanır; mahlas beytinde ise şair kendini halk içinde eksik sayar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Benem ol aşk bahrısı denizler hayran bana
Deryâ benim katremdir zerreler bana
1Ben o aşk denizinin ta kendisiyim; denizler bana hayran.
2Derya benim bir damlamdır; zerreler ise bana ummandır.
- 2
Kaf dağı zerrem değil ay ü güneş bana kul
Hak’dır aslım değil mürşiddir Kur’an bana
1Kaf dağı benim zerrem bile değil; ay ile güneş bana kul.
2Aslım Hak’tır, bunda şüphe yok; kılavuzum Kur’an’dır.
Kaf dağı efsanede dünyayı çevreleyen sınırdır; zerreden küçük sayılması ölçeği bilerek yıkıyor. Ama beyit iddiayı havada bırakmıyor, ikinci dize kaynağı söylüyor: büyüklük şairin kendinden değil aslının Hak olmasından geliyor, kılavuz da kitaptır.
- 3
Çün dosta gider yolum mülk-i ezeldir
Aşkdan söyler bu dilim aşk oldu bana
1Madem yolum dosta gidiyor, ülkem ezel mülküdür.
2Bu dilim aşktan söyler; gezip görmem de aşk oldu.
"İlim" burada bilgi değil, "il" kelimesinin iyelikli hâli: ülkem demek. Yolun ucundaki dost, mülkün adını da veriyor. İç kafiye üç kelimeyi birbirine bağlıyor (yolum, ilim, dilim) ve konuşmak bir yolculuk sayılıyor.
- 4
Yoğiken ol varidi ol pâdişâh
Ah bu aşk elinden ah derd oldu derman bana
1O saray henüz yokken o padişah vardı.
2Ah bu aşkın elinden, ah! Dert bana derman oldu.
Bârigâh padişahın otağıdır; kâinat kurulmadan sahibinin var olduğunu söylemek için seçilmiş bir imge. Beyit bir kelâm önermesiyle açılıyor, sonra birden "ah" ile şahsileşiyor. Dert ile dermanın yer değiştirmesi bu iki tonu birbirine bağlıyor.
- 5
Âdem yaradılmadan can kalıba girmeden
Şeytan lâ’net olmadan arş idi bana
1Âdem yaratılmadan, can bedene girmeden,
2şeytan lanetlenmeden önce benim gezindiğim yer arştı.
Üç olumsuz zaman zarfı ezelî sırayla dizilmiş: Âdem, can ve şeytan henüz sahnede yokken. Şair bu boşluğa kendini yerleştirip ruhunun kıdemini iddia ediyor. "Seyran" kelimesi bir önceki beyitten geliyor, gezinti yeri bu kez arş oluyor.
- 6
Yaradıldı Mustafâ yüzü gül gönlü safâ
Ol kıldı Hak’ka vefâ andandır ihsan bana
1Mustafa yaratıldı; yüzü gül, gönlü safa.
2Hakk’a vefayı o gösterdi; bana gelen ihsan da ondandır.
Yaratılış anlatısı Muhammed'de düğümleniyor ve iç kafiye zinciri (Mustafâ, safâ, vefâ) beyti tek nefeste tutuyor. Bağış sırası açık söyleniyor: vefayı gösteren o, ihsanı alan şair. Önceki beyitlerin büyük iddiası burada bir aracıya bağlanıyor.
- 7
Âşık halden bilmeyen ya delidir ya diri
Ben kuş dili bilürem söyler Süleyman bana
1Halden anlamayan âşık ya delidir ya diri.
2Ben kuş dili bilirim; Süleyman benimle konuşur.
Kuş dili Süleyman kıssasına gönderir; ehlinden başkasının duymadığı dilin adıdır. İlk dize kaynakta "ya delidir ya diri" diye dizilmiş, oysa hem kafiye hem anlam ikilemenin "deli" ile kapanmasını bekletiyor; imlâ düzeltilmedi, karşılığı da olduğu gibi verildi.
- 8
Şeriat ehli ırak iremez bu menzile
Aslım Hak’dır değil Mürşidim Kur’an bana
1Şeriat ehli uzaktır, bu konağa erişemez.
2Aslım Hak’tır, şüphe yok; kılavuzum Kur’an’dır.
Menzil tasavvufta yolun konağıdır; şeriat ehlinin oraya erişememesi bir aşama sıralaması kuruyor. İkinci dize ikinci beytin ikinci dizesini neredeyse birebir tekrarlıyor — Ergun'un dizgisi "mürşiddir"i "Mürşidim"e çevirerek aynı cümleyi iki kez basıyor.
- 9
Yunus bu halk içinde eksiklidir Hak bilür
Dîvane olmuş çağırır dervişlik bana
1Yunus bu halk içinde eksiktir, bunu Hak bilir.
2Divane olmuş bağırıyor: dervişlik bana iftiradır.
Mahlas beyti şiirin bütün iddiasını tersine çeviriyor: denizleri hayran bırakan kişi burada halk içinde eksik biri. "Bühtan" iftira demek; şair dervişlik sıfatını kendine yakıştırmıyor, üstelik bunu divane olmuş biri gibi bağırarak söylüyor.
Metnin kaynağı
Ergun'un 1930 matbu derlemesi şiiri Yunus Emre başlığı altında verir; Tatcı'nın yalnız kontrol için kullanılan tenkitli neşrinde 12 numarayla ve NO, B, Ç, YE yazma tanıklarıyla yer alır. Matbu derleme müellif nüshası olmadığından atıf kesinleştirilmez.
Atıf kanıtını aç ↗Türkçe Vikikaynak'taki 143955 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" derlemesinin Yunus Emre bölümünden geliyor ve bu bölümdeki bütün metinler tek sayfada dizildiği için bu partideki üç şiirin künyesi aynıdır. Ergun metni Yunus Emre'ye mal eder; tekke cönklerinde "Yunus" mahlasıyla dolaşan şiirlerde aidiyet tartışması olağandır, bu kayıt derlemenin atfına uyar ve tartışmayı çözmez. Kaynağın dizgisi iki yerde sorunlu ve düzeltilmedi: yedinci beyitte "ya delidir ya diri" okunuyor, oysa ikilemenin "deli" ile kapanması beklenirdi; sekizinci beytin ikinci dizesi ise ikinci beytin ikinci dizesini neredeyse birebir tekrarlıyor ("mürşiddir" yerine "Mürşidim"). Son dize 7+7 kalıbına göre bir hece fazladır, ulama ile oturur. Ölçü kaynakta yazılı değil, hece sayılarak çıkarıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şiir en büyük iddiayla açılıyor ve ölçüyü iki yönde birden çeviriyor: derya bir damlaya iniyor, zerreler ummana çıkıyor. "Bahrı" hem deniz hem denize dalan kuş diye okunabilir; iki okuyuşta da özne suyun içinde değil, suyun ölçüsünü belirleyen yerde duruyor.