Ahım olınca velvele-ârâ-yı ıztırâb
Her beyti "ıztırâb" tamlamasıyla kapanan bir gazel. Âhın gökleri konuşturmasıyla açılır, gözyaşını deryaya, kalbin kara noktasını acının odasına çevirir ve sonunda acıyı çeken değil dağıtan bir sese varır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ahım olınca -ârâ-yı
Aksi kılar felekleri gûyâ-yı
1Âhım ıztırabın velvelesini kurar olunca,
2yankısı gökleri ıztırap söyleyen bir dile çevirir.
- 2
Gözde hayâlin olsa ne dem cilve-sâz eder
Her katre-i sirişkimi deryâ-yı
1Hayalin gözümde ne zaman cilvelense,
2her gözyaşı damlamı bir ıztırap denizine çevirir.
Hayalin gözde görünmesi her gözyaşı damlasını ıztırap denizine çevirir. Birinci dizedeki hayal eylemin kaynağı, ikinci dizedeki damla ise dönüşen unsurdur; günümüz Türkçesi bu özne-nesne yönünü korur.
- 3
Bi'llâh aşkın etti dili -i feyz
Oldı harîm-i câna -yı
1Vallahi aşkın gönlü bereket mayası tutar hâle getirdi;
2ıztırabın kara noktası canın en mahrem yeri oldu.
"Süveydâ" kalbin ortasındaki kara nokta, tasavvufta sırrın durduğu yerdir. Beyit onu ıztıraba devreder: acı artık kalbin en mahrem odasına yerleşmiştir. Birinci dizedeki "mâye-gîr" maya tutmak demektir; acı böylece bozulma değil, mayalanma sayılır.
- 4
Gör pây-mâle gâh sezâ hâk-i cismimi
Tâ kalmayım esîr-i temennâ-yı
1Bedenimin toprağını arada ayaklar altında ezilmeye lâyık gör,
2ki ıztırap dileğinin esiri olarak kalmayayım.
Beyit alışılmadık bir dua kurar: şair şefkat değil, çiğnenmek ister. Gerekçesi ikinci dizededir — "temennâ", yani istemenin kendisi esarettir. Acıyı istemeyi bırakmanın yolu bedeni tümüyle harcamaktan geçer; arzudan kurtuluş, arzunun taşıyıcısını yok etmeye bağlanır.
- 5
Hûy-rîz-i tef ü tâb-ı gamım sanma dostum
Dilden eyledi deryâ-yı
1Dostum, bunu gam ateşimin döktürdüğü ter sanma;
2gönülden sızıp gelen bir ıztırap denizidir.
"Hûy-rîz" ter döken demektir; şair yüzündeki nemin ateşten değil gönülden geldiğini söyler. "Tereşşüh", sızma anlamıyla deryayı bir damlaya indirir, sonra kelime yeniden deryaya döner. Kaynak bu beytin kafiyesini ikinci beyitle aynı tutmuş, yani "deryâ-yı ıztırâb" tekrarlanmıştır.
- 6
Ekrem bu u tâbla olmaz mı âh-ı dil
Arz u semâya zelzele-bahşâ-yı
1Ekrem, bu yanışla gönlün âhı
2yere göğe ıztırap sarsıntısı bağışlayan olmaz mı?
Mahlas beyti soruyla biter ve şiiri başladığı yere döndürür: birinci beyitte âhın yankısı gökleri konuşturuyordu, burada yeri göğü sarsıyor. "Zelzele-bahşâ" sarsıntı bağışlayan demektir; acı artık alınan değil verilen şeydir, şair alıcı olmaktan çıkıp kaynak olur.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142833 numaralı sürüm esas alındı; sayfanın ilk satırı ("İbtidâ-yı Gazeliyyât") kitabın bölüm künyesidir, dize değildir ve alınmadı. Kaynak ikinci ve beşinci beyitte aynı kafiye kelimesini ("deryâ-yı ıztırâb") tekrarlıyor; îtâ sayılabilecek bu tekrar düzeltilmedi. Mahlas "*Ekrem *" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar ve bıraktıkları boşluk temizlendi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Redif her beytin sonunda "ıztırâb" tamlamasını kurar; yani her beyit bir acı çeşidini adlandırmakla biter. Matlada ses bir fizik yasası gibi işler: âh önce velveleye dönüşür, sonra göğe çarpıp geri döner ve felekleri konuşturur. Şair susmaz, evreni kendi adına konuşturur.