Akl ile teslîm olunsun mu bekası âlemin
Dünyanın kalıcı olmadığını akılla kanıtlayarak açılan, sonra bu kanıtın karşısına şarabı ve deliliği koyan bir gazel. Redif olan "âlemin" her beyitte dünyaya yeni bir eksik yakıştırır: fenâsı, iştihâsı, cefâsı.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Akl ile teslîm olunsun mu bekası âlemin
Kim hudûsundan nümâyândır fenâsı âlemin
1Âlemin kalıcılığı akılla kabul edilebilir mi?
2Sonradan var olması, yok olacağını daha baştan gösteriyor.
- 2
Yok gören bir ni'met-i şîrîn-güvârın hem yine
Hân-ı devletden kesilmez iştihâsı âlemin
1Boğazdan tatlı geçen bir nimeti gören yok, buna rağmen yine
2âlemin iştahı devlet sofrasından kesilmiyor.
Soyut fanilik hükmü sofra görüntüsüne iner. ‘Hân-ı devlet’ mevki ve servet sofrasıdır; ondan tatlı, boğazdan geçen bir nimet gören olmadığı hâlde âlemin iştahı kesilmez. Yorum bunu tanıksız bir bürokrasi biyografisine bağlamaz.
- 3
Mest-i bî-tâb et beni sâki getir
Dûr ola dilden gam-ı tâkat-rübâsı âlemin
1Sâki, ağır kadehi getir de beni takatsiz bir sarhoş et;
2âlemin dermanı alan gamı gönülden uzaklaşsın.
Beyit bir kelime üstünde döner: tâb. Şair "bî-tâb", yani takatsiz olmayı ister, çünkü âlemin gamı zaten "tâkat-rübâ", yani takat çalandır. İnsanın kendi elleriyle bıraktığı güç ile elinden alınan güç karşı karşıya konur; kadeh, gamın işini şairin kendi tercihine çevirir.
- 4
Seyr için bir kez cemâlin şarktan tâ garba dek
Devr eder her rûz mihr-i pür-ziyâsı âlemin
1Senin güzelliğini bir kez seyretmek için, doğudan ta batıya kadar
2âlemin ışık dolu güneşi her gün dönüp duruyor.
Fanilik gazelinin ortasına bir sevgili girer ve kozmoloji onun etrafına dizilir: güneşin günlük hareketi artık bir tabiat olayı değil, bir bakış arayışıdır. "Bir kez" ile "her rûz" arasındaki oransızlık beytin esprisidir; sonsuz emek, bir tek bakış içindir.
- 5
-veş selb-i et râhat ol ey bî-huzûr
Aşkla dîvâne olmaktır safâsı âlemin
1Ey huzursuz gönül, Kays gibi aklını elden çıkar da rahat et;
2âlemin safası aşkla deli olmaktır.
Gazel açılıştaki aklı burada geri çevirir: ilk beyitte dünyanın faniliğini kanıtlayan akıl, şimdi huzursuzluğun kaynağı sayılır. Mecnun'un asıl adı Kays'ın anılması reçeteyi örneğe bağlar; "selb-i şu'ûr" ise şuurun kaybı değil, bilinçli olarak elden çıkarılmasıdır.
- 6
Eylesiñ azm-i reh-i dâr-ı Ekrem n'ola
Kim tahammülden oldu cefâsı âlemiñ
1Ekrem, kalıcı yurdun yoluna koyulsa ne olur;
2çünkü âlemin cefası dayanma sınırının dışına çıktı.
Mahlas ilk beyitteki ‘bekâ’ sözünü geri çağırır: dünyada bulunmayan kalıcılık, gidilecek yurdun niteliği olur. Âlemin cefası tahammülün dışına çıktığı için Ekrem'in o yola yönelmesi sorulur; ‘birûn’a kaynak dışı bir saray mekânı eklenmez.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142880 numaralı sürüm esas alındı. Gövdenin ilk iki satırı kitabın bölüm künyesidir ("İbtidâ-yı Gazeliyyât" ve "Kâfiye-i kâf aded-i gazel 3" sayaç satırı); dize sayılmadı, geriye on iki dize yani altı beyit kaldı. Son dizedeki "âlemiñ" yazımı öteki beş dizedeki "âlemin"den ayrılıyor; kaynağın tutarsızlığı olduğu gibi bırakıldı. Mahlas kaynakta "*Ekrem*" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Âteş-i hicrânın oldukça bana ârâm-sûzRecaizade Mahmut Ekrem · Gazel→
Matla neredeyse bir kelâm önermesidir: hudûs, yani sonradan yaratılmışlık, fenâyı zorunlu kılar. Bu klasik çıkarım beytin iki dizesine öncül ve sonuç olarak dağıtılmıştır. Redif "âlemin" ise en sona atılmış tamlayandır; cümle bittikten sonra konusunu duyurur.