Âlemin Çeşm ü Çerâğı Âhıretin Hânıyem
Yedi beyit boyunca tek bir cümle kalıbı tekrarlanıyor: “…yem”, yani “benim”. Şair sırayla âlemin ışığı, Muhammed'in donu, peygamberler, kutsal kitap, deniz, ilim ve sonunda hem küfür hem iman oluyor. Vahdet inancını bir kimlik listesi hâline getiren bir şathiye.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Âlemin çeşm ü çerâğı âhıretin hânıyem
Hazret-i Hak sevgilisi ma’rifetin kânıyem
1Âlemin gözü ve ışığı, âhiretin hanıyım;
2Hazret-i Hak'ın sevgilisi, marifetin madeniyim.
- 2
Ben Muhammed donuyâm kim görür beni
Pes ki kızıl gülüyem hem güllerin reyhanıyem
1Ben Muhammed'in donuyum, görecek gözü olanlar beni görür.
2Öyleyse kızıl gülüm, hem de güllerin reyhanıyım.
“Don” Alevî-Bektaşî dilinde ruhun büründüğü biçim; “don değiştirmek” bir bedenden ötekine geçmek. Beyit bu yüzden benzetme değil, süreklilik iddiası. “Gözlüler” ayırımı şiirin şartını koyuyor: iddia herkese değil, basireti olana açık.
- 3
îsevîyem Mûsevî’yem Dâvudî’yem Ahmedî
Hem Süleymân-ı zamanem ins ü cinnin hânıyem
1İsa'nınım, Musa'nınım, Davud'unum, Ahmed'inim;
2hem zamanın Süleyman'ıyım, insanların ve cinlerin hanıyım.
Dört peygamber tek dizeye sıkışıyor ve dize redife yetişemeden “Ahmedî” ile kesiliyor — beytin ilk yarısı olduğu için bu bir eksiklik değil, ölçünün payı. İkinci dizede “hân” birinci beyitten geri dönüyor, bu kez Süleyman'ın ins ü cinne hükmü olarak.
- 4
Sûre-i şanıma geldi velî
Can âyeti vü Mushaf'ın Kur’ân’ıyem
1“İnnâ fetahnâ” sûresi benim şanıma geldi;
2can Tebârek âyeti ve Mushaf'ın Kur'an'ıyım.
İki sûre adı anılıyor: Fetih ve Mülk. İddia burada en uca gidiyor — konuşan, kitabı okuyan değil kitabın içeriği. Dize sonundaki “velî” Farsçadan gelen “lâkin” bağlacı; ikinci dizeyle karşıtlık kurmadığı için günümüz Türkçesine aktarılırken düşürüldü.
- 5
Ben sadefem dürlü dürlü inciler benden çıkar
Gevher-i deryâ benem deryaların ummânıyem
1Ben sedefim, türlü türlü inciler benden çıkar;
2denizin cevheri benim, denizlerin ummanıyım.
İnci-sedef mazmunu klasik şiirde söz için kullanılır: kabuk şair, inci beyit. İkinci dize bunu bozuyor — konuşan hem denizin içindeki cevher hem denizi kuşatan umman oluyor. Kapsayanla kapsanan yer değiştiriyor ki vahdet düşüncesinin kendi mantığı budur.
- 6
Şeriatem tarikatem hakikatem bilene
İlm ü hem âlim benem âlimlerin irfânıyem
1Bilene şeriatım, tarikatım, hakikatim;
2hem ilim hem âlim benim, âlimlerin irfanıyım.
Bektaşî yolunun dört kapısından üçü sayılıyor; dördüncüsü, ma'rifet, unutulmamış — birinci beyitte “ma'rifetin kânı” olarak geçmişti. Yani gazel dört kapıyı iki uca dağıtmış. “Bilene” kaydı yine ikinci beyitteki gözlü-gözsüz ayrımını hatırlatıyor.
- 7
Ben Hatâyî’yem bu gün kim görür beni
Kâfirin küfrü benem hem mü’minin îmânıyem
1Ben Hatâyî'yim bugün, görecek gözü olanlar beni görür.
2Kâfirin küfrü benim, hem müminin imanıyım.
Mahlas beyti ikinci beytin dizesini birebir geri getiriyor; orada söylenen “Muhammed donu” burada “Hatâyî” oluyor, yani don gerçekten değişmiş. Son dize karşıtlığı da yutuyor: küfür ile iman aynı kaynağa bağlanınca ayrım kalmıyor, şathiyenin sınırı burasıdır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 163572 numaralı sürüm esas alındı. Sayfa numarası, kaynak kitabın dizdiği ölçü satırı ve el yazması künyesi (Mlt. Altn. K. Mc. No. 631) metne alınmadı. Kaynaktaki dizgi hâli korundu: satır başındaki küçük harfli “îsevîyem” ve kesme işaretinin bir yerde düz bir yerde kıvrık dizilmesi düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bendeem şâhâ ezel nûr-i sıfâtın hakkiçünŞah İsmail Hatâyî · Gazel→
Gazel doğrudan iddiayla açılıyor; redif “-yem” olduğu için her dize bir kimlik cümlesi. “Hân” hükümdar, “kân” maden demek: biri iktidarı, öteki kaynak olmayı söylüyor. “Ma'rifet” kelimesi ayrıca dört kapıdan birinin adı ve altıncı beyitte hesabı görülecek.