Allemel’esmâ ki Geldi Âdem’e Allah’dan
Yedi beyit bir âyet parçasından başlayıp sevgilinin saçına, oradan Ali'ye uzanır. Her beyit Arapça bir din terimiyle biter; kafiye düzeni şiiri bir vahiy sözlüğü gibi kurar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
ki geldi âdem’e Allah’dan
Ol kinâyetdir beyân-i ilm-i ’dan
1Âdem'e Allah'tan gelen “alleme'l-esmâ” sözü,
2Fazlullah'ın ilminin açıklanışına yapılmış bir işarettir.
- 2
Kâ’be-i hüsnünde gamzen şerh idelden sînemi
Leylet-ül-mi’râca irişdüm kelâmullâhdan
1Güzelliğinin Kâbe'sinde yan bakışın göğsümü yarıp açtığından beri,
2Allah'ın sözü sayesinde miraç gecesine ulaştım.
“Şerh” hem “yarmak” hem “açıklamak” demektir ve beyit ikisini birden çalıştırıyor: göğsün yarılması Peygamber'in şakk-ı sadr hadisesini, açıklama ise metin okumayı çağırıyor. Sevgilinin bakışı böylece hem cerrah hem müfessir oluyor.
- 3
Zülfün ol anka-yi kaf-ı Lâmekânîdir senin
Kâinatı sâyesi doldurdu zıllullahdan
1Senin saçın, mekânsızlık Kaf'ının o Ankâ kuşudur;
2gölgesi Allah'ın gölgesi olarak kâinatı doldurdu.
Saç, efsanevî Kaf dağındaki Ankâ'ya benzetiliyor; ikisi de karanlık, uzak ve ele geçmez. “Sâye” ile “zıll” aynı anlamı iki dilde tekrarlıyor ve beyit bir paradoksla kapanıyor: yokluktan ibaret olan gölge, varlığın tamamını dolduruyor.
- 4
Zâhid-i hodbîni kaşın râyine kılmaz sücûd
Gör ne şeytandır ki yüz dönderdi veçhûllahdan
1Kendini beğenmiş zâhid, kaşının hükmüne secde etmez;
2bak ne şeytandır ki Allah'ın yüzünden yüz çevirdi.
Şeytanın Âdem'e secdeden kaçınması hikâyesi zâhide uygulanıyor: secde etmeyen kişi ibadet ettiğini sanırken şeytanın yerine geçiyor. “Hodbîn” (kendini gören) sözcüğü suçu tam yerine koyuyor — bakışını kendine çevirmiş olan, karşısındaki yüzü göremez.
- 5
Perde-i izzet açıldı sûretinden âlemin
Nâzil oldu çün kelâmullâh Arşullâhdan
1Âlemin yüzünden yücelik perdesi açıldı;
2çünkü Allah'ın sözü Arş'ından indi.
Vahyin inişi ile perdenin açılması aynı olay sayılıyor: kelâm indiği anda âlemin sureti okunabilir hâle geliyor. Beyit hurûfî düşüncenin merkezini kuruyor — evren örtülü bir metindir ve indirilen söz onun tercümesidir.
- 6
Âlem-ül-gaybın sıratül-müstakîmidir saçın
Ehl-i cennetdir geçenler bu sebîlullâhdan
1Saçın, gayb âleminin doğru yoludur;
2bu Allah yolundan geçenler cennet ehlidir.
Saç önceki beyitte Ankâ idi, burada dosdoğru yola dönüşüyor — ikisi de ince, uzun ve tehlikelidir. Sevgilinin saçında dolaşmak böylece bir ahiret sahnesi hâline geliyor ve “geçenler” kelimesi hem yürümeyi hem ölmeyi çağırıyor.
- 7
Ey Sürûrî zâhir ü bâtında gördün şüphesiz
Sen Aliy-yel-Murtazâ’yı Şâh Nûrullah’dan
1Ey Sürûrî, görünende de gizlide de şüphesiz gördün:
2Ali el-Murtazâ'yı, Şâh Nûrullah sayesinde.
Gazel Bektaşî damarını son beyitte açığa vuruyor: bütün harf ve vahiy tartışması Ali'de görülene bağlanıyor. “Zâhir ü bâtın” ikilisi baştan beri sürdürülen görünen-gizli ayrımını toplayıp şiiri bir tanıklık cümlesiyle kapatıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144484 numaralı sürüm esas alındı; sayfa numarası işareti (—7—) metne alınmadı. Taramada beyitlerin ikinci dizeleri sistemli biçimde bir, yer yer iki hece eksik görünüyor: birinci dizeler 15 heceyi tutarken ikinciler 13–14'te kalıyor ve kapanış Fâilün'ü tamamlanmıyor. Eksik heceleri tahmin etmek uydurma olacağından metne dokunulmadı. Kaynaktaki “veçhûllahdan” yazımı da olduğu gibi bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Çün sûret-i âlemde gösterdi özün AllahSürûrî · Gazel→
Gazel bir âyet parçasıyla açılıyor: “Allah Âdem'e bütün isimleri öğretti.” Sürûrî bunu doğrudan hurûfî öğretiye bağlıyor — isimlerin öğretilmesi, harf bilgisinin insana verilmesidir. “Kinâyet” sözcüğü de âyetin görünen anlamının altında ikinci bir anlam bulunduğunu baştan ilan ediyor.