Anadolu
Anadolu yolunda karşılaşılan dul bir tarım emekçisinin sözü, savaş kaybını, yoksulluğu ve merkez ile taşra arasındaki eşitsizliği görünür kılar. Şiirin son bölümü merhametle yetinmez; eğitim, ulaşım, hukuk ve özgür düşünce isteyen kamusal bir hesaplaşmaya dönüşür.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar,
Yürüyordum: Düşüyordu yapraklar,
Yürüyordum: Sararmıştı yaylalar,
Yürüyordum: Ekilmişti tarlalar.
1Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar,
2Yürüyordum: Düşüyordu yapraklar,
3Yürüyordum: Sararmıştı yaylalar,
4Yürüyordum: Ekilmişti tarlalar.
- 2
Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın:
Gözler dönük, kaşlar çatık, yüz azgın;
Derileri çatlak, bağrı kapkara;
Sağ elinin nasırında bir yara;
Başında bir eski püskü peştemal,
Koltuğunda bir yamalı boş çuval!...
1Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın:
2Gözler dönük, kaşlar çatık, yüz azgın;
3Derileri çatlak, bağrı kapkara;
4Sağ elinin nasırında bir yara;
5Başında bir eski püskü peştemal,
6Koltuğunda bir yamalı boş çuval!...
2. anlatı bölümü: “Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın:” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Çatık kaş, çatlamış deri, nasırlı el, yara, eski peştemal ve yamalı çuval birbirini tamamlar; kadın soyut bir yoksulluk simgesi değil, bedeni emekle aşınmış kişidir.
- 3
— Ne o bacı?
— Ot yiyoruz, n’olacak!...
— Tarlan yok mu?
— Ne öküz var, ne toprak.
1— Ne o bacı?
2— Ot yiyoruz, n’olacak!...
3— Tarlan yok mu?
4— Ne öküz var, ne toprak.
3. anlatı bölümü: “— Ne o bacı?” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Kısa soru ve cevaplar ot, tarla, öküz ve toprak yokluğunu art arda açar; konuşmanın kesik yapısı, geçinme araçlarının tek tek eksilmesini işittirir.
- 4
Bugüne dek gibi didindim;
Çifte gittim, ekin biçtim, geçindim.
Bundan sonra...
— Kocan nerde?
— Ben dulum;
1Bugüne dek ırgat gibi didindim;
2Çifte gittim, ekin biçtim, geçindim.
3Bundan sonra...
4— Kocan nerde?
5— Ben dulum;
4. anlatı bölümü: “Bugüne dek ırgat gibi didindim;” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Irgatlık, çift sürme ve ekin biçme geçmişi “Ben dulum” sözüyle kesilir; şehit koca, yaşlı nine ve çocuk, savaş kaybının ev içindeki somut yükünü oluşturur.
- 5
Kocam şehit, bir ninem var, bir oğlum.
— Soyun, sopun?
— Onlar dahi hep yoksul!
Ah efendi, bize karşı İstanbul
Neden böyle bir sert, yalçın taş gibi?
1Kocam şehit, bir ninem var, bir oğlum.
2— Soyun, sopun?
3— Onlar da hep yoksul!
4Ah efendi, bize karşı İstanbul
5Neden böyle bir sert, yalçın taş gibi?
5. anlatı bölümü: “Kocam şehit, bir ninem var, bir oğlum.” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Akrabaların da yoksul oluşu destek ihtimalini kapatır; İstanbul’un sert taşa benzetilmesi, taşranın insanlıktan yoksun sayılmasına yöneltilmiş açık ve sarsıcı bir sorudur.
- 6
Taşraların hayvanlık mı nasibi?
Hayır hayır, bu nasibi almak için doğmadın.
Onun için doğdun ki sen, kadınlığın hakkıyle
Ocağının karşısında saadete eresin;
Göğsünü kabarttıran anneliğin aşkıyle
1Taşraların hayvanlık mı nasibi?
2Hayır hayır, bu nasibi almak için doğmadın.
3Onun için doğdun ki sen, kadınlığın hakkıyla
4Ocağının karşısında mutluluğa eresin;
5Göğsünü kabarttıran anneliğin aşkıyla
6. anlatı bölümü: “Taşraların hayvanlık mı nasibi?” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Şair, yoksulluğu doğuştan yazgı saymayı reddeder; ocak, mutluluk, annelik ve süt imgeleriyle kadının hak ettiği güvenli hayatı dönemin reformcu dili içinde savunur.
- 7
Evlâdına sütün gibi pak duygular veresin.
Sen bir aziz yoldaşsın:
Senin sesin hayat için dövüşmeye koşturur,
Senin sevgin vatan için fedakârlık öğretir,
Senin yüzün insan için bir merhamet duyurur;
1Çocuğuna sütün gibi temiz duygular veresin.
2Sen bir aziz yoldaşsın:
3Senin sesin hayat için dövüşmeye koşturur,
4Senin sevgin vatan için fedakârlık öğretir,
5Senin yüzün insan için bir merhamet duyurur;
7. anlatı bölümü: “Evlâdına sütün gibi pak duygular veresin.” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Kadına “aziz yoldaş” diye seslenilir; ses, sevgi ve yüz sırasıyla hayat, vatan ve insanlık alanlarına bağlanarak eşit ortaklığın üç ayrı gerekçesini kurar.
- 8
Senin ile insanoğlu yeryüzünü şenletir.
Lâkin bizler bu hakları unuttuk,
Kadınlığı hayvanlıkla bir tuttuk,
Ninen gibi sana dahi hor baktık;
Seni dahi garip, yoksul bıraktık!...
1Senin ile insanoğlu yeryüzünü şenletir.
2Ama bizler bu hakları unuttuk,
3Kadınlığı hayvanlıkla bir tuttuk,
4Ninen gibi sana da hor baktık;
5Seni dahi garip, yoksul bıraktık!...
8. anlatı bölümü: “Senin ile insanoğlu yeryüzünü şenletir.” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Topluluk adına konuşan “biz”, kadını hayvanla bir tutma suçunu üstlenir; nineyle kurulan kuşak bağı ve “da/de” vurguları dışlamanın sürekliliğini belirginleştirir.
- 9
Evet, seni genç kocandan uzun yıllar ayırdık;
Sen zavallı, duvağına doymadığın bir günde
Bir ihtiyar kadın gibi haykırarak saç yoldun;
Birçok parlak dileklerle dolu olan gönlünde
Bir muradın ülkelerini göremeden dul oldun.
1Evet, seni genç kocandan uzun yıllar ayırdık;
2Sen zavallı, duvağına doymadığın bir günde
3Bir ihtiyar kadın gibi haykırarak saç yoldun;
4Birçok parlak dileklerle dolu olan gönlünde
5Bir muradın ülkelerini göremeden dul oldun.
9. anlatı bölümü: “Evet, seni genç kocandan uzun yıllar ayırdık;” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Genç kocadan ayrılış, doyamadan kaldırılan duvak ve saç yolma hareketiyle anlatılır; dul kalmak, gerçekleşemeyen dileklerin ülkelerine ulaşamamak biçiminde genişler.
- 10
Günden güne bir kırık
Ağaç gibi içlenerek, yaprak gibi solarak
Tırtıl üşmüş dallar gibi kurumaya yüz tuttun;
Kadınlığın duygusunu genç bağrında uyuttun
Ve dedin ki: «Artık bana ne bir bahar, ne şafak!»
1Günden güne bir kırık
2Ağaç gibi içlenerek, yaprak gibi solarak
3Tırtıl üşmüş dallar gibi kurumaya yüz tuttun;
4Kadınlığın duygusunu genç bağrında uyuttun
5Ve dedin ki: «Artık bana ne bir bahar, ne şafak!»
10. anlatı bölümü: “Günden güne bir kırık” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Kırık ağaç, solan yaprak ve tırtıl üşmüş dal benzetmeleri bedensel tükenişi katmanlandırır; bahar ile şafağın reddi, gençlik duygusunun zorla uyutulmasını sonuca bağlar.
- 11
Bugün sende en yaralı bir rençperin derdi var;
Ağaların hasadını biçen paslı orağın
Sana yalnız ot ve diken demetleri söktürür;
Aç yavrunun çırılçıplak uyuduğu ocağın
Sana gece yarıları acı yaşlar döktürür.
1Bugün sende en yaralı bir rençperin derdi var;
2Ağaların hasadını biçen paslı orağın
3Sana yalnız ot ve diken demetleri söktürür;
4Aç yavrunun çırılçıplak uyuduğu ocağın
5Sana gece yarıları acı yaşlar döktürür.
11. anlatı bölümü: “Bugün sende en yaralı bir rençperin derdi var;” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Paslı orak ağanın hasadını biçerken kadına ot ve diken bırakır; çıplak, aç çocuğun ocağı emek ürününün aileye dönmediği sömürü düzenini gece gözyaşıyla görünür kılar.
- 12
Her şey seni hırpalar:
Memleketin ağır yükü senin zayıf sırtında,
Bu yük senin kemik kalmış vücudunu ezip yer.
Senin ömrün, kara bahtın demir eli altında,
Bu el senin kocan gibi oğlunu da sürükler.
1Her şey seni hırpalar:
2Memleketin ağır yükü senin zayıf sırtında,
3Bu yük senin kemik kalmış vücudunu ezip yer.
4Senin ömrün, kara bahtın demir eli altında,
5Bu el senin kocan gibi oğlunu da sürükler.
12. anlatı bölümü: “Her şey seni hırpalar:” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Memleket yükü zayıf sırtta ve kemik kalmış bedende taşınır; kara bahtın demir eli önce kocayı, sonra oğlu sürükleyerek savaş ile yoksulluğu aynı zorlayıcı güce dönüştürür.
- 13
Kinler için karalar bağlayan,
Zevkler için zelil, sefil ağlayan,
Acı gören, cefa çeken, ezilen,
Irzdan başka her şeyini veren sen!
Sen, şu güzel vatanında cehennemde gibisin;
1Kinler için karalar bağlayan,
2Zevkler için zelil, sefil ağlayan,
3Acı gören, cefa çeken, ezilen,
4Irzdan başka her şeyini veren sen!
5Sen, şu güzel vatanında cehennemde gibisin;
13. anlatı bölümü: “Kinler için karalar bağlayan,” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Karalar bağlamak, sefil ağlamak, cefa çekmek ve ezilmek peş peşe gelir; “ırzdan başka” ifadesi, kadının ekonomik ve toplumsal varlığından geriye bırakılan son sınırı anlatır.
- 14
Göz yaşınla ıslattığın kanlı toprak üstünde
Sana her yer bir çöl gibi cıvıltısız, çiçeksiz;
«Ekmek!» diye ağladığın sağır bir halk önünde
Sana herkes bir kurt gibi merhametsiz, yüreksiz...
Senin her bir ümidin
1Göz yaşınla ıslattığın kanlı toprak üstünde
2Sana her yer bir çöl gibi cıvıltısız, çiçeksiz;
3«Ekmek!» diye ağladığın sağır bir halk önünde
4Sana herkes bir kurt gibi merhametsiz, yüreksiz...
5Senin her bir ümidin
14. anlatı bölümü: “Göz yaşınla ıslattığın kanlı toprak üstünde” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Vatan içindeki hayat cehenneme, kanlı toprak çiçeksiz çöle çevrilir; ekmek isteyen sese sağır halk ve kurt benzetmesi, merhametsizliğin kişilerden çevreye yayılışını gösterir.
- 15
Ayrılıksız, yoksulluksuz bir dünyaya kalmıştır.
Oraya ki, masum çiftler hıçkırıksız yaşarlar;
O melekçe sevgilerle birbirini okşarlar
Ve burada Allah bütün dilekleri yaratır!
Ey mübarek Anadolu toprağı!
1Ayrılıksız, yoksulluksuz bir dünyaya kalmıştır.
2Oraya ki, masum çiftler hıçkırıksız yaşarlar;
3O melekçe sevgilerle birbirini okşarlar
4Ve burada Allah bütün dilekleri yaratır!
5Ey mübarek Anadolu toprağı!
15. anlatı bölümü: “Ayrılıksız, yoksulluksuz bir dünyaya kalmıştır.” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Dünya umudu öteki dünyaya ertelenir; ayrılıksız ve yoksulluksuz yaşayan çiftler ile Allah’ın dilekleri gerçekleştirmesi, yeryüzündeki adaletsizliğin ağır bir eleştirisidir.
- 16
Hani senin bahtiyarlık hukukun,
Hür düşüncen, millî duygun, kanunun?
Hani senin yeni ruhlu çocuğun,
Sevgin, neşen, çalgın, türkün, oyunun?
Ey dertliler yatağı!
1Hani senin bahtiyarlık hukukun,
2Hür düşüncen, millî duygun, kanunun?
3Hani senin yeni ruhlu çocuğun,
4Sevgin, neşen, çalgın, türkün, oyunun?
5Ey dertliler yatağı!
16. anlatı bölümü: “Hani senin bahtiyarlık hukukun,” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Anadolu toprağına yönelen sorular baht, hukuk, özgür düşünce, millî duygu ve kanunu birlikte arar; çalgı, türkü ve oyun da refahın kültürel ölçüleri olarak listeye katılır.
- 17
Ne vakte dek, gençliğine hakaret,
Bu ayrılık, bu göz yaşı, bu ölüm?
Ne vakte dek, kızlarına esaret,
Bu sert demir, bu ağır yük, bu zulüm?
Yazık, sana ağlamayan şiire;
1Ne vakte dek, gençliğine hakaret,
2Bu ayrılık, bu göz yaşı, bu ölüm?
3Ne vakte dek, kızlarına esaret,
4Bu sert demir, bu ağır yük, bu zulüm?
5Yazık, sana ağlamayan şiire;
17. anlatı bölümü: “Ne vakte dek, gençliğine hakaret,” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. “Dertliler yatağı” hitabı gençliğe hakaretle kızların esaretini yan yana getirir; ayrılık, gözyaşı, ölüm, demir ve zulüm, kuşakların geleceğini kapatan aynı baskının adlarıdır.
- 18
Yazık, sana titremeyen vicdana;
Yazık, sana uzanmayan ellere;
Yazık, seni kurtarmayan insana!...
Ey vatanın bağrı yanık bucağı!
Hani senin bereketli hasadın,
1Yazık, sana titremeyen vicdana;
2Yazık, sana uzanmayan ellere;
3Yazık, seni kurtarmayan insana!...
4Ey vatanın bağrı yanık bucağı!
5Hani senin bereketli hasadın,
18. anlatı bölümü: “Yazık, sana titremeyen vicdana;” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Dört “Yazık” dizesi şiir, vicdan, el ve insan sözcüklerini sorumluluk basamaklarına dönüştürür; duymamak, titrememek, uzanmamak ve kurtarmamak ayrı ihmaller olarak sıralanır.
- 19
Yeşil yurdun, mesut çatın, şen çiftçin?
Hani senin medeniyet hayatın,
Yolun, köprün, kazman, iğnen, çekicin?
Ey Türklüğün otağı!
Ne vakte dek, bu acıklı sefalet,
1Yeşil yurdun, mesut çatın, şen çiftçin?
2Hani senin medeniyet hayatın,
3Yolun, köprün, kazman, iğnen, çekicin?
4Ey Türklüğün otağı!
5Ne vakte dek, bu acıklı sefalet,
19. anlatı bölümü: “Yeşil yurdun, mesut çatın, şen çiftçin?” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Bağrı yanık bucakta hasat, yeşil yurt, güvenli çatı ve şen çiftçi aranır; yol, köprü, kazma, iğne ve çekiç dizisi üretim ile altyapı eksikliğini somut araçlarla ölçer.
- 20
Bu viranlık, bu inilti, bu kaygu?
Ne vakte dek, bu uğursuz cehalet,
Bu , bu , bu uyku?
Yazık, sana ağlamayan şiire;
Yazık, sana titremeyen vicdana;
Yazık, sana uzanmayan ellere;
Yazık, seni kurtarmayan insana!...
1Bu viranlık, bu inilti, bu kaygı?
2Ne vakte dek, bu uğursuz cehalet,
3Bu taassup, bu görenek, bu uyku?
4Yazık, sana ağlamayan şiire;
5Yazık, sana titremeyen vicdana;
6Yazık, sana uzanmayan ellere;
7Yazık, seni kurtarmayan insana!...
20. anlatı bölümü: “Bu viranlık, bu inilti, bu kaygu?” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Türklüğün otağına yönelen son sorular sefalet, viranlık, cehalet, taassup, görenek ve uykuyu aynı kapanın parçaları sayar; yinelenen “Yazık” nakaratı kurtarma çağrısını mühürler.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Mehmet Emin Yurdakul adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'ın 165412 numaralı sabit revizyonuna bağlıdır. Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Biz Oğuzlar soyu olan Türkleriz;Mehmet Emin Yurdakul · uzun manzume→
1. anlatı bölümü: “Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar,” dizesi bu birimin çıkış noktasıdır. Yolculuğun dört kez yinelenmesi, ağlayan ırmaklardan ekilmiş tarlaya uzanan mevsim değişimini gözlem ritmine çevirir; sahne, karşılaşmadan önce kırsal emeğin zeminini hazırlar.