DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Avnî (Fatih Sultan Mehmed)/Ey cefâ-hû hâtırum derd ile mahzûn eyledüñ
Gazel · 15. yüzyıl

Ey cefâ-hû hâtırum derd ile mahzûn eyledüñ

Cefakâr sevgilinin göğüs yarasını kanlı gözyaşına çevirdiği gazel; Leyla ve Karun benzetmeleriyle âşığın deliliğini ve servetini büyütür, son beyitte hâlin değişmesini yeni bir incinme yapar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Ey hâtırum derd ile mahzûn eyledüñ

    Zahm-ı sînemden gözüm yaşın eyledüñ

    1Ey cefayı huy edinmiş sevgili, gönlümü dertle hüzünlendirdin;

    2Göğsümün yarasından gözyaşımı ciğer kanı renginde akıttın.

    Sevgilinin cefası geçici davranış değil hûy olarak tanımlanır. Göğüsteki yara gözyaşını ciğer kanına boyar; dışarı akan yaş, gönülde saklanan fiziksel hasarın rengini taşıyan görünür sonuç olur.

  2. 2

    Gam beyâbânında şeydâ idüp ey

    Akl ü hûşumdan ayırduñ beni mecnûn eyledüñ

    1Ey Leyla gibi yürüyen, gam çölünde beni çılgına çevirip

    2Akıl ve şuurumdan ayırdın, beni Mecnun ettin.

    Sevgili Leyla gibi yürür, âşık ise gam çölünde Mecnun’a dönüşür. Akl ü hûştan ayrılmak yalnız benzetmenin sonucu değildir; anlatıdaki çöl mekânı klasik hikâyeyi Avnî’nin güncel ruh hâline taşır.

  3. 3

    Eşk-i sîm ü rûy-i zerdüm nakdini izhâr idüp

    Dôstum uşşâk içinde beni eyledüñ

    1Gümüş gözyaşım ile sarı yüzümün servetini ortaya çıkarıp

    2Dostum, âşıklar arasında beni Karun ettin.

    Gözyaşının gümüşüyle yüzün sarı altını iki renkli servet oluşturur; sevgili bunları göstererek âşığı Karun yapar. Zenginlik burada refah değil çok ağlamanın ve solmanın biriktirdiği acı sermayesidir.

  4. 4

    Lâ‘l-i nâbuñ yâdına kan içmek idi ‘âdetüm

    Eşk-i hûnînüm aña yâr itdüñ efzûn eyledüñ

    1Saf lâl dudağını anıp kan içmek âdetimdi;

    2Kanlı gözyaşımı da ona yoldaş ettin, acıyı artırdın.

    Lâl dudağı anmak zaten kan içme âdetini doğurmuştur; sevgili buna kanlı gözyaşını da ekler. Yâr etmek olumlu bir eşleştirme gibi görünse de iki kan imgesini çoğaltır ve âşığın alıştığı acıyı daha da artırır.

  5. 5

    Çün gubâr-ı hecre teskîn virmedi ne fâide

    Gözlerüm yaşını dut kim Nîl ü Ceyhûn eyledüñ

    1Ayrılık tozuna yine de sükûnet vermedikten sonra ne fayda?

    2Gözlerimin yaşını tut; onu Nil ve Ceyhun’a çevirdin.

    Gözyaşı Nil ve Ceyhun büyüklüğüne ulaşsa da ayrılık tozunu yatıştıramaz; suyun çokluğu derde çare olmaz. Âşık ‘Gözlerüm yaşını dut’ diyerek sevgiliye doğrudan emir verir: bu taşkını ne koşula bağlar ne de seçim gibi sunar, çünkü nehirleri doğuran bizzat sevgilinin cevridir.

  6. 6

    Hecr bî-dâdına ülfet dutmış idi ‘Avnînüñ

    Gayrlarla ‘ayş idüp hâlin eyledüñ

    1Avnî ayrılığın zulmüne alışmıştı;

    2Başkalarıyla eğlenip onun hâlini büsbütün değiştirdin.

    Avnî hecrin bî-dâdına alışmışken sevgilinin başkalarıyla eğlenmesi bu dayanılır düzeni bile bozar. Diger-gûn olmak, yalnız kederin artması değil tanınan acının başka biçime dönüşmesidir; kıskançlık alışkanlığın güvenini de elinden alır.

Kavram sözlüğü (7) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Cevâhirü’l-Mülûk kaydı şiiri Fatih Sultan Mehmed Han Gazi/Avnî bölümünde verir; tam Avnî beyitleri ve sınırlar bağımsız görsel source audit ile doğrulanmıştır.

Atıf kanıtını aç ↗

Ali Emîrî, Cevâhirü’l-Mülûk (1330), cevahir-1330-avni-038, PDF 54–55, basılı 50-51; tahmis/tesdis bentlerinin yalnız son iki Avnî mısraı aktarıldı, Emîrî ekleri dışarıda bırakıldı. Doğan yalnız kimlik kontrol tanığıdır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirEy pür-gül ü şükûfe yüzüñle behâr-ı hüsnAvnî (Fatih Sultan Mehmed) · Gazel

Kavram sözlüğü

7 kavram bulundu.

cefâ-hû

Cefayı huy edinmiş sevgili.

ciger-gûn

Ciğer kanı renginde, koyu kırmızı.

Leylî-hırâm

Leyla gibi salınarak yürüyen.

Kârûn

Efsanevî zenginliğiyle anılan kişi; burada acı servetinin ölçüsü.

lâ‘l-i nâb

Saf kırmızı değerli taşa benzetilen dudak.

gubâr-ı hecr

Ayrılığın kaldırdığı, dinmeyen toz.

diger-gûn

Başka bir hâle dönmüş, büsbütün değişmiş.