Ey cefâ-hû hâtırum derd ile mahzûn eyledüñ
Cefakâr sevgilinin göğüs yarasını kanlı gözyaşına çevirdiği gazel; Leyla ve Karun benzetmeleriyle âşığın deliliğini ve servetini büyütür, son beyitte hâlin değişmesini yeni bir incinme yapar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey hâtırum derd ile mahzûn eyledüñ
Zahm-ı sînemden gözüm yaşın eyledüñ
1Ey cefayı huy edinmiş sevgili, gönlümü dertle hüzünlendirdin;
2Göğsümün yarasından gözyaşımı ciğer kanı renginde akıttın.
- 2
Gam beyâbânında şeydâ idüp ey
Akl ü hûşumdan ayırduñ beni mecnûn eyledüñ
1Ey Leyla gibi yürüyen, gam çölünde beni çılgına çevirip
2Akıl ve şuurumdan ayırdın, beni Mecnun ettin.
Sevgili Leyla gibi yürür, âşık ise gam çölünde Mecnun’a dönüşür. Akl ü hûştan ayrılmak yalnız benzetmenin sonucu değildir; anlatıdaki çöl mekânı klasik hikâyeyi Avnî’nin güncel ruh hâline taşır.
- 3
Eşk-i sîm ü rûy-i zerdüm nakdini izhâr idüp
Dôstum uşşâk içinde beni eyledüñ
1Gümüş gözyaşım ile sarı yüzümün servetini ortaya çıkarıp
2Dostum, âşıklar arasında beni Karun ettin.
Gözyaşının gümüşüyle yüzün sarı altını iki renkli servet oluşturur; sevgili bunları göstererek âşığı Karun yapar. Zenginlik burada refah değil çok ağlamanın ve solmanın biriktirdiği acı sermayesidir.
- 4
Lâ‘l-i nâbuñ yâdına kan içmek idi ‘âdetüm
Eşk-i hûnînüm aña yâr itdüñ efzûn eyledüñ
1Saf lâl dudağını anıp kan içmek âdetimdi;
2Kanlı gözyaşımı da ona yoldaş ettin, acıyı artırdın.
Lâl dudağı anmak zaten kan içme âdetini doğurmuştur; sevgili buna kanlı gözyaşını da ekler. Yâr etmek olumlu bir eşleştirme gibi görünse de iki kan imgesini çoğaltır ve âşığın alıştığı acıyı daha da artırır.
- 5
Çün gubâr-ı hecre teskîn virmedi ne fâide
Gözlerüm yaşını dut kim Nîl ü Ceyhûn eyledüñ
1Ayrılık tozuna yine de sükûnet vermedikten sonra ne fayda?
2Gözlerimin yaşını tut; onu Nil ve Ceyhun’a çevirdin.
Gözyaşı Nil ve Ceyhun büyüklüğüne ulaşsa da ayrılık tozunu yatıştıramaz; suyun çokluğu derde çare olmaz. Âşık ‘Gözlerüm yaşını dut’ diyerek sevgiliye doğrudan emir verir: bu taşkını ne koşula bağlar ne de seçim gibi sunar, çünkü nehirleri doğuran bizzat sevgilinin cevridir.
- 6
Hecr bî-dâdına ülfet dutmış idi ‘Avnînüñ
Gayrlarla ‘ayş idüp hâlin eyledüñ
1Avnî ayrılığın zulmüne alışmıştı;
2Başkalarıyla eğlenip onun hâlini büsbütün değiştirdin.
Avnî hecrin bî-dâdına alışmışken sevgilinin başkalarıyla eğlenmesi bu dayanılır düzeni bile bozar. Diger-gûn olmak, yalnız kederin artması değil tanınan acının başka biçime dönüşmesidir; kıskançlık alışkanlığın güvenini de elinden alır.
Metnin kaynağı
Cevâhirü’l-Mülûk kaydı şiiri Fatih Sultan Mehmed Han Gazi/Avnî bölümünde verir; tam Avnî beyitleri ve sınırlar bağımsız görsel source audit ile doğrulanmıştır.
Atıf kanıtını aç ↗Ali Emîrî, Cevâhirü’l-Mülûk (1330), cevahir-1330-avni-038, PDF 54–55, basılı 50-51; tahmis/tesdis bentlerinin yalnız son iki Avnî mısraı aktarıldı, Emîrî ekleri dışarıda bırakıldı. Doğan yalnız kimlik kontrol tanığıdır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Sevgilinin cefası geçici davranış değil hûy olarak tanımlanır. Göğüsteki yara gözyaşını ciğer kanına boyar; dışarı akan yaş, gönülde saklanan fiziksel hasarın rengini taşıyan görünür sonuç olur.