Bahr u Vahdet Âşıkın Dil-hânesi
Vahdet denizini gönül evinde dolaştıran gazel, gözyaşı, gül, ay ışığı ve virane imgeleriyle gönlün tevhid deliline dönüşmesini anlatır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Baĥr u Ǿāşıķıñ dil-ħānesi
Çeşm-i dilden çūş ider bārānesi
1Vahdet denizi, âşığın gönül evidir.
2Onun yağmuru gönül gözünden coşup akar.
- 2
Dįde-i giryān olursa dem-be-dem
oldurur seyrānesi
1Göz her an ağlayan bir göze dönüşürse,
2onun seyri gizli hazinenin göründüğü yer olur.
Sürekli ağlayan göz, yalnız acı işareti değildir; seyir sayesinde gizli hazinenin görünür olduğu bir aynaya dönüşür ve içteki sırrı açığa çıkarır.
- 3
Āh u zār eyler mi bülbül śubĥ u şām
Ġonca güldür her seĥer efġānesi
1Bülbül sabah akşam ah edip inler mi?
2Her seher onun feryadı gonca güle dönüşür.
Bülbülün iniltisi ile goncanın her seher açılması karşılaştırılır; feryat, şiirde çiçeği doğuran ve sabaha taşıyan ses hâline gelir; acı ile açılış aynı anda yaşanır.
- 4
Dilberā ĥüsnüñ temāşā eylemiş
ŧūŧįler pervānesi
1Ey dilber, güzelliğini seyre dalmış
2cennet bahçesinin papağanları; hepsi senin pervanendir.
Beyit yüklemini önce, öznesini sonra verir: kimin seyre daldığı ancak ikinci dizede, cennet bahçesinin tûtîleri olarak açılır. Güzel söz söylemesiyle anılan tûtî burada susup seyredene dönüşür; pervane imgesi de seyri, ateşin çevresinde dönmekten geri duramama hâline bağlar.
- 5
Vech-i nūrundan ŧoġupdur māhtāb
Yandırır şol āteş-i hicrānesi
1Ay ışığı yüzünün nurundan doğmuştur.
2Şu ayrılık ateşi yakar.
Ay ışığının sevgilinin yüzünden doğması parlaklığı ona bağlar; hemen ardından hicran ateşi bu aydınlığı yakıcı bir karşı-imgeye çevirir ve ayrılığın bedelini gösterir.
- 6
ŞemǾ-i ruħsārıñ ŧutuşdı rūz [u] şeb
Tā yürekler ķavrılur büryānesi
1Yanağının mumu gece gündüz yanar;
2öyle ki yürekler kebap gibi kavrulur.
Yanak bir mum gibi gece gündüz yanarken yürekler kebap gibi kavrulur; ışık imgesi burada doğrudan ayrılık acısına dönüşür ve âşığı içeriden yakar.
- 7
Bir göñüldür ķonmamış hįç bir binā
Yapma sen ābād ola vįrānesi
1Bu gönül, içine hiçbir yapının yerleşmediği bir yerdir;
2sen yapma ki viranesi bayındır olsun.
İçine hiçbir yapı kurulmamış gönül bir viranedir; beyit “yapma” olumsuz emriyle bu boşluğa el sürülmemesini ister: gönlün bayındırlığı imardan değil viraneliğin korunmasından doğar.
- 8
Var vücūduñ şehrini taǾmįr iden
Şeyħ Ħulūśį tevĥįdiñ burhānesi
1Bedeninin şehrini onaran biri var:
2Şeyh Hulûsî; tevhidinin delili odur.
Makta bedeni bir şehre çevirir ve mahlası hitap değil özne olarak koyar: onaran kişinin adı ikinci dizede verilir. Böylece "burhân" bir söz değil bir kişidir; şehrin imarı ile tevhidin ispatı tek bir işte birleşir.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:pdf531-532-printed518-519-n565. Exact 8 beyit/16 dize, basılı ölçü adı ve sonraki numaralı sınır pinned görselde doğrulandı. 7. beyitte ola/ol; maktada şeyh/bu varyantı dipnotta ayrıdır. Profil-komşu CC BY 4.0; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bilmediñ mi nice geldiñ bunda güfrân olmağaÖmer Hulûsî · Gazel→
Vahdet denizi âşığın içinde, gönül evi olarak kurulur; yağmurun gönül gözünden taşması, birliği dışarıda değil içte yaşanan bir akışa dönüştürür.