DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Bosnalı Vahdetî/Baş Çeküp Burc-i Felekten Yine Rûz-i Ezelî
Manzume · 16. yüzyıl

Baş Çeküp Burc-i Felekten Yine Rûz-i Ezelî

Hacı Bektâş-ı Velî için yazılmış yedi bentlik bir terci-i bend. Bir gündoğumu tasviriyle açılıyor, adı ancak her bendi kapatan iki dizelik vâsıtada anıyor; ortasında velâyetnâmedeki aslana binen veli ile yürüyen kaya menkıbesi anlatılıyor.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Baş çeküp burc-i felekten yine rûz-i ezelî

    Doğdu hurşîd-i kemâl-i ezel-i Lemyezelî

    Menzil idindi meğer hâne-i burc-i hameli

    Şem’-i bahtın uyarub eyledi rûşen ’i

    Gün gibi şu’le salub âleme ilm ü ameli

    Alemi altına aldı kamu nûr u zıleli

    Bin güneş doğsa bulunmaz anın asla bedeli

    Bir nazarda edüb âsûde niçe kûr u şeli

    Döşeyüb hân-i velâyetle kerâmâtı eli

    Hak çırağın uyarub eyledi izhâr celî

    Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali

    Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektaş-ı Velî

    1Ezel gününde yine feleğin burcundan baş gösterip

    2zevalsiz ezelin olgunluk güneşi doğdu.

    3Meğer koç burcunun evini konak edinmiş;

    4baht mumunu yakıp Zühal'i aydınlattı.

    5Güneş gibi ışık salıp âleme ilmi ve ameli yaydı;

    6nuruyla ve gölgesiyle bütün âlemi altına aldı.

    7Bin güneş doğsa onun bir karşılığı asla bulunmaz.

    8Bir bakışta nice körü ve felçliyi rahata kavuşturdu.

    9Velayet sofrasını kerametle eliyle döşeyip

    10Hak çırasını yakıp onu apaçık gösterdi.

    11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:

    12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.

    Manzume bir gökyüzü olayı gibi açılıyor: pirin ortaya çıkışı, güneşin koç burcunda doğuşuyla anlatılır — yani yılın başladığı yerle. Aydınlatılan gezegenin en uzak ve en soğuk olan Zühal seçilmesi, ışığın menzilini ölçmek içindir. Adı ancak on dizeden sonra, her bendi kapatacak vâsıta beytinde duyarız.

  2. 2

    Nokta-i nûn-i nebî nüsha-i Kur’ân oldur

    Bâ-i Bismillâh ile sûre-i Rahmân oldur

    Ehl-i inkâr olanın küfrüne îmân oldur

    Şeb-i zulmette güneş tek meh-i tâbân oldur

    Rûz-i mahşerde dilâ mihr-i dirahşân oldur

    Haste dil cânına can derdine dermân oldur

    Fukarâ askerine server-i sultân oldur

    Huccet-i katı’ile âyet-i burhân oldur

    Fâil-i kavl-i makalât-ı azîzân oldur

    Ser-i pîrân-ı Acem Şâh-ı Horâsân oldur

    Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali

    Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektâş-ı Veli

    1Peygamberin “nûn”unun noktası, Kur'an'ın nüshası odur;

    2Bismillâh'ın “bâ”sı ile Rahmân sûresi odur;

    3inkâr edenlerin küfrüne karşı iman odur;

    4karanlık gecede güneş gibi parlayan ay odur;

    5ey gönül, mahşer gününde parıldayan güneş odur;

    6hasta gönlün canına can, derdine derman odur;

    7yoksullar ordusunun baş sultanı odur;

    8kesin delille gelen burhan âyeti odur;

    9azizlerin sözlerini söyleyen odur;

    10Acem pirlerinin başı, Horasan Şahı odur.

    11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:

    12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.

    On dize, on yüklem, tek redif: bent tasvir etmek yerine kimlik saymayı seçiyor ve her dize “odur” ile mühürleniyor. İlk iki dize yine harflere dönüyor — “nûn”un noktası ve Bismillâh'ın “bâ”sı, Hurûfî imzasıdır. Kapanıştaki “Şâh-ı Horâsân”, velâyetnâmenin anlattığı Horasan'dan Anadolu'ya göç hikâyesini tek sıfata sığdırır.

  3. 3

    ile anındır elifü tîğ u tırâş

    Ser ü rîşiyle bürût oldu dilâ hem dahi kaş

    Kutlu baştır ki çeke sikkesini aşk ile fâş

    Anâ kurbân olanın yoluna bin cân ile baş

    Gün yüzün nice görür şa’şaalardan

    Nûr-i Hak’kı görebilmez netekim akl-ı maâş

    Münkirin kalbine yazılmadı mühr-i Bektâş

    -î şâhiye lâyık mı olur her kara taş

    Münkir olma gözün aç eyleme gaflet kardaş

    فاش كويم كه برو غافل وكمراه مباش

    Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali

    Pîr-i erkân-ı tarikat Hacı Bektaş-ı Velî

    1Çârdarb onundur: elif, tığ ve tıraş;

    2ey gönül, baş ve sakalla birlikte bıyık, bir de kaş.

    3Sikkesini aşkla açıkça çeken baş kutludur;

    4ona kurban olanın yoluna bin can ile baş feda olsun.

    5Yarasa, o parıltıların içinde gün gibi yüzü nasıl görsün?

    6Nitekim geçim aklı da Hakk'ın nurunu göremez.

    7İnkârcının kalbine Bektaş mührü yazılmadı;

    8her kara taş şahın sikkesine layık olur mu?

    9Kardeş, inkârcı olma, gözünü aç, gaflete düşme.

    10Açıkça söylüyorum: yürü, gafil ve yolunu şaşırmış olma.

    11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:

    12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.

    Bent Kalenderî çârdarbını, yani saç, sakal, bıyık ve kaşın tıraş edilmesini savunuyor; kılık burada inancın görünür delili sayılıyor. “Sikke” hem Bektaşî başlığı hem sultanın mührü demek ve sekizinci dizenin sorusu bu çift anlam üzerine kuruludur. Onuncu dize kafiyeyi Farsçada sürdürür; kaynakta Arap harfleriyle dizilidir ve öyle bırakıldı.

  4. 4

    Evliyânın birisi bir gün olub şîre süvâr

    Yılanı kamçı edüb eyledi azm-i dîdâr

    Lâzım oldu ki ana karşı çıka pes

    Bindi bir taş kayaya ol şeh-i âlî mikdâr

    Emr edüb yürü dedi yürüdü ol dem dîvâr

    Dedi canlıyı yürütmek iken azdır ey yâr

    Hüner oldur yürüye cansız iken bu kühsâr

    Kâfir-i mutlak olur her kim ederse inkâr

    Bunun emsali velâyet niçe kıldı ızhâr

    Binde birin demeğe zerrece yoktur mikdâr

    Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali

    Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektaş-ı Velî

    1Velilerden biri bir gün aslana binip,

    2yılanı kamçı yaparak görüşmeye yola çıktı.

    3Hünkâr'ın ona karşı çıkması gerekti;

    4o yüce değerli şah bir taş kayaya bindi.

    5“Yürü” diye emretti; duvar o an yürüdü.

    6Dedi ki: “Ey dost, canlıyı yürütmek zaten azdır;

    7hüner, cansızken bu dağın yürümesidir.”

    8Bunu inkâr eden mutlak kâfir olur.

    9Bunun benzeri nice velayet kerameti gösterdi;

    10binde birini söylemeye zerrece güç yetmez.

    11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:

    12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.

    Velâyetnâmenin en bilinen kerâmet yarışı bir bende sığdırılmış: aslana binip yılanı kamçı yapan veliye karşı Hünkâr cansız kayayı yürütür. Menkıbenin ahlakı altıncı ve yedinci dizede pirin kendi ağzından verilir — canlıyı sürmek marifet değildir. Kaynakta yürüyen şey beşinci dizede “dîvâr”, yedincide “kühsâr” diye anılır; iki kelime birleştirilmedi.

  5. 5

    Zübde-i nesl-i Muhammed güher-i Şîr-i Hudâ

    Hasan ile Hüseyin sırrını kıldı peydâ

    Âbid ü Bâkır u Sâdık’dan olub râhnümâ

    Ceddi çün Kâzım idi İbn-i Ali Mûsi Rızâ

    Şeh Takî ile Nakî Askeri’dir rûz-i vega

    Mehdi-i nutk-ı beyan Fazl-ı Hudâ nûr-i hudâ

    Ehl-i Beyt’in çırağın uyarub etti ihyâ

    Şem’-i Hak’dır ki verir haşre değin nûr u ziyâ

    Nûr-i çeşm-i büdelâ pertev-i mihr-i a’lâ

    Kayser-i Rûm anın oldu eşiğinde gedâ

    Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali

    Pîr-i erkân-ı tarikat Hacı Bektaş-ı Velî

    1Muhammed neslinin özü, Allah'ın Arslanı'nın cevheri;

    2Hasan ile Hüseyin'in sırrını ortaya çıkardı.

    3Zeynelâbidîn, Bâkır ve Sâdık'tan gelip yol gösterici oldu;

    4ceddi Kâzım olduğundan, Ali oğlu Mûsâ Rızâ;

    5savaş gününde Şah Takî ile Nakî ve Askerî'dir.

    6Söz söyleyişin Mehdî'si, Allah'ın fazlı, hidayet nuru;

    7Ehl-i Beyt'in çırasını yakıp dirilten odur.

    8Hakk'ın mumudur; mahşere kadar nur ve ışık verir.

    9Abdalların gözünün nuru, en yüce güneşin parıltısı;

    10Rum kayseri onun eşiğinde dilenci oldu.

    11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:

    12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.

    On iki imam dört dizeye sıkıştırılıyor, sonra silsile geri bükülüp pire bağlanıyor: sayılan ne varsa onun mirasıdır. Altıncı dizedeki “Fazl-ı Hudâ” Hurûfî imzasının bu bentteki yeridir. Kapanıştaki Bizans imparatoru tarihsel bir kayıt değil, ölçek iddiasıdır — dünyevî en yüksek makam eşikte dilenci sayılır.

  6. 6

    Yüz bin ihlâs on iki imâmın kuluyuz

    Vech-i hâtemde olan nutk u kelâmın kuluyuz

    Âdem’e secde eden rükn ü kıyâmın kuluyuz

    Ehl-i Beyt ile olan sırr-ı selâmın kuluyuz

    Tâc-ı Bektâş çeküb sanma avâmın kuluyuz

    Fukarâ içre denen kavi ü beyânın kuluyuz

    Rûm sâdıkları abdâl makamın kuluyuz

    mevâlî-i izâmın kuluyuz

    Kemterin kemteriyiz ya’ni gulâmın kuluyuz

    Hasretiz dergehine şâh-ı enâmın kuluyuz

    Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-i Ali

    Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektaş-ı Velî

    1Yüz bin ihlasla, on iki imamın kuluyuz;

    2son peygamberin yüzündeki söz ve kelamın kuluyuz;

    3Âdem'e secde eden rükû ve kıyamın kuluyuz;

    4Ehl-i Beyt ile olan selam sırrının kuluyuz;

    5Bektaş tacını giydik, avamın kulu sanma bizi;

    6yoksullar arasında söylenen sağlam sözün kuluyuz;

    7Rum sadıklarının, abdal makamının kuluyuz;

    8“bir şey Allah için” diyen ulu velilerin kuluyuz;

    9en aşağının en aşağısıyız, yani kulun kuluyuz;

    10dergâhına hasretiz, halkın şahının kuluyuz.

    11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:

    12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.

    “Kuluyuz” redifi bendin tek grameridir ve dokuzuncu dizede sınırına götürülür: kulun kulu. İkinci dizedeki “vech-i hâtem” Hurûfî bir tabirdir — son peygamberin yüzü okunacak bir yazı sayılır. Üçüncü dize meleklerin secdesini insanın yüzüne yöneltilmiş bir secde olarak okur; “şey'elillâh” ise abdalın dilenirken söylediği sözdür.

  7. 7

    Âşıkane nefesin Vehdeti meydâna ilet

    Aşk meydânını gözle Şeh-i Merdân’a ilet

    Yüzünü yere sürüb cânib-i dîvâna ilet

    Bâde-i aşk ile ü mestâne ilet

    Ya’ni Sultan Balım’ın nakdi olan câna ilet

    Fukarâ hayline ser’asker u sultâna ilet

    İsmi Sersem Ali’dir mürşid-i erkâna ilet

    Dergeh-i şâh-ı felek kadr-i melek şâna ilet

    Kuş dilin fehm edici zât-ı Süleymân’a ilet

    Nice mürşid nazarı ekmel-i insâna ilet

    Mazhar-ı nûr-i Nebi mahzen-i esrâr-ı Ali

    Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektâş-ı Velî

    1Vahdetî, âşıkça nefesini meydana ilet;

    2aşk meydanını gözet, Merdan Şahı'na ilet;

    3yüzünü yere sürüp divan tarafına ilet;

    4aşk şarabıyla aklını yitirmiş ve sarhoş hâlde ilet;

    5yani Sultan Balım'ın nakdi olan cana ilet;

    6yoksullar bölüğüne serasker ve sultan olana ilet;

    7adı Sersem Ali'dir, erkânın mürşidine ilet;

    8feleğin şahının dergâhına, melek değerindeki şana ilet;

    9kuş dilini anlayan Süleyman gibi zata ilet;

    10nice mürşidin nazarına, insan-ı kâmile ilet.

    11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:

    12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.

    Arşivin şairi Sersem Ali Baba'ya bağlaması tam bu bende dayanır: yedinci dize mürşidin adını açıkça verir, beşinci dize de onu Balım Sultan'ın kolundan sayar. Ergun bu iki dizeden hareketle intisabı tespit etmiştir. Nüsha dipnotu yedinci dizede “Resmi Ali” okuyuşunu da kaydeder; mahlas ise bu bentte “Vehdeti” diye dizilmiştir.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144622 numaralı sürüm esas alındı; sıra numarası (“— 2 —”), tür başlığı (“— Terci-i bend —”) ve Ergun'un beş nüsha dipnotu alınmadı, geriye seksen dört dize kaldı. Üçüncü bendin onuncu dizesi kaynakta Arap harfleriyle dizilmiş Farsça bir mısradır; dipnot değil bendin kafiyesini tamamlayan dizesi olduğu için olduğu gibi aktarıldı. Vâsıta beyti bentten bende değişken imlâlarla dizilmiş (“Bektaş-ı Velî”, “Bektâş-ı Veli”, “tarikat”, “esrâr-i Ali”); son bentte mahlas “Vehdeti” yazılmış. Hiçbiri birleştirilmedi.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirHazret-i Fazl-ı Ahad’den Yine Rûz-i Ezelî
Hazret-i Fazl-ı Ahad’den yine rûz-i ezelî
Bosnalı Vahdetî · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

hamel

koç burcu; güneşin ilkbaharda girdiği burç

Zühal

Satürn; eski gök biliminde en uzak ve en soğuk gezegen

çârdarb

saç, sakal, bıyık ve kaşın tıraş edilmesi

sikke

Mevlevî ve Bektaşî başlığı; ayrıca hükümdar mührü

huffâş

yarasa

Hünkâr

Hacı Bektâş-ı Velî'nin sıfatı

Şey’elillâh

“Allah için bir şey” — dervişin dilenirken söylediği söz

lâya’kil

aklı başında olmayan, kendinden geçmiş