Baş Çeküp Burc-i Felekten Yine Rûz-i Ezelî
Hacı Bektâş-ı Velî için yazılmış yedi bentlik bir terci-i bend. Bir gündoğumu tasviriyle açılıyor, adı ancak her bendi kapatan iki dizelik vâsıtada anıyor; ortasında velâyetnâmedeki aslana binen veli ile yürüyen kaya menkıbesi anlatılıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Baş çeküp burc-i felekten yine rûz-i ezelî
Doğdu hurşîd-i kemâl-i ezel-i Lemyezelî
Menzil idindi meğer hâne-i burc-i hameli
Şem’-i bahtın uyarub eyledi rûşen ’i
Gün gibi şu’le salub âleme ilm ü ameli
Alemi altına aldı kamu nûr u zıleli
Bin güneş doğsa bulunmaz anın asla bedeli
Bir nazarda edüb âsûde niçe kûr u şeli
Döşeyüb hân-i velâyetle kerâmâtı eli
Hak çırağın uyarub eyledi izhâr celî
Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali
Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektaş-ı Velî
1Ezel gününde yine feleğin burcundan baş gösterip
2zevalsiz ezelin olgunluk güneşi doğdu.
3Meğer koç burcunun evini konak edinmiş;
4baht mumunu yakıp Zühal'i aydınlattı.
5Güneş gibi ışık salıp âleme ilmi ve ameli yaydı;
6nuruyla ve gölgesiyle bütün âlemi altına aldı.
7Bin güneş doğsa onun bir karşılığı asla bulunmaz.
8Bir bakışta nice körü ve felçliyi rahata kavuşturdu.
9Velayet sofrasını kerametle eliyle döşeyip
10Hak çırasını yakıp onu apaçık gösterdi.
11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:
12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.
- 2
Nokta-i nûn-i nebî nüsha-i Kur’ân oldur
Bâ-i Bismillâh ile sûre-i Rahmân oldur
Ehl-i inkâr olanın küfrüne îmân oldur
Şeb-i zulmette güneş tek meh-i tâbân oldur
Rûz-i mahşerde dilâ mihr-i dirahşân oldur
Haste dil cânına can derdine dermân oldur
Fukarâ askerine server-i sultân oldur
Huccet-i katı’ile âyet-i burhân oldur
Fâil-i kavl-i makalât-ı azîzân oldur
Ser-i pîrân-ı Acem Şâh-ı Horâsân oldur
Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali
Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektâş-ı Veli
1Peygamberin “nûn”unun noktası, Kur'an'ın nüshası odur;
2Bismillâh'ın “bâ”sı ile Rahmân sûresi odur;
3inkâr edenlerin küfrüne karşı iman odur;
4karanlık gecede güneş gibi parlayan ay odur;
5ey gönül, mahşer gününde parıldayan güneş odur;
6hasta gönlün canına can, derdine derman odur;
7yoksullar ordusunun baş sultanı odur;
8kesin delille gelen burhan âyeti odur;
9azizlerin sözlerini söyleyen odur;
10Acem pirlerinin başı, Horasan Şahı odur.
11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:
12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.
On dize, on yüklem, tek redif: bent tasvir etmek yerine kimlik saymayı seçiyor ve her dize “odur” ile mühürleniyor. İlk iki dize yine harflere dönüyor — “nûn”un noktası ve Bismillâh'ın “bâ”sı, Hurûfî imzasıdır. Kapanıştaki “Şâh-ı Horâsân”, velâyetnâmenin anlattığı Horasan'dan Anadolu'ya göç hikâyesini tek sıfata sığdırır.
- 3
ile anındır elifü tîğ u tırâş
Ser ü rîşiyle bürût oldu dilâ hem dahi kaş
Kutlu baştır ki çeke sikkesini aşk ile fâş
Anâ kurbân olanın yoluna bin cân ile baş
Gün yüzün nice görür şa’şaalardan
Nûr-i Hak’kı görebilmez netekim akl-ı maâş
Münkirin kalbine yazılmadı mühr-i Bektâş
-î şâhiye lâyık mı olur her kara taş
Münkir olma gözün aç eyleme gaflet kardaş
فاش كويم كه برو غافل وكمراه مباش
Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali
Pîr-i erkân-ı tarikat Hacı Bektaş-ı Velî
1Çârdarb onundur: elif, tığ ve tıraş;
2ey gönül, baş ve sakalla birlikte bıyık, bir de kaş.
3Sikkesini aşkla açıkça çeken baş kutludur;
4ona kurban olanın yoluna bin can ile baş feda olsun.
5Yarasa, o parıltıların içinde gün gibi yüzü nasıl görsün?
6Nitekim geçim aklı da Hakk'ın nurunu göremez.
7İnkârcının kalbine Bektaş mührü yazılmadı;
8her kara taş şahın sikkesine layık olur mu?
9Kardeş, inkârcı olma, gözünü aç, gaflete düşme.
10Açıkça söylüyorum: yürü, gafil ve yolunu şaşırmış olma.
11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:
12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.
Bent Kalenderî çârdarbını, yani saç, sakal, bıyık ve kaşın tıraş edilmesini savunuyor; kılık burada inancın görünür delili sayılıyor. “Sikke” hem Bektaşî başlığı hem sultanın mührü demek ve sekizinci dizenin sorusu bu çift anlam üzerine kuruludur. Onuncu dize kafiyeyi Farsçada sürdürür; kaynakta Arap harfleriyle dizilidir ve öyle bırakıldı.
- 4
Evliyânın birisi bir gün olub şîre süvâr
Yılanı kamçı edüb eyledi azm-i dîdâr
Lâzım oldu ki ana karşı çıka pes
Bindi bir taş kayaya ol şeh-i âlî mikdâr
Emr edüb yürü dedi yürüdü ol dem dîvâr
Dedi canlıyı yürütmek iken azdır ey yâr
Hüner oldur yürüye cansız iken bu kühsâr
Kâfir-i mutlak olur her kim ederse inkâr
Bunun emsali velâyet niçe kıldı ızhâr
Binde birin demeğe zerrece yoktur mikdâr
Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali
Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektaş-ı Velî
1Velilerden biri bir gün aslana binip,
2yılanı kamçı yaparak görüşmeye yola çıktı.
3Hünkâr'ın ona karşı çıkması gerekti;
4o yüce değerli şah bir taş kayaya bindi.
5“Yürü” diye emretti; duvar o an yürüdü.
6Dedi ki: “Ey dost, canlıyı yürütmek zaten azdır;
7hüner, cansızken bu dağın yürümesidir.”
8Bunu inkâr eden mutlak kâfir olur.
9Bunun benzeri nice velayet kerameti gösterdi;
10binde birini söylemeye zerrece güç yetmez.
11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:
12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.
Velâyetnâmenin en bilinen kerâmet yarışı bir bende sığdırılmış: aslana binip yılanı kamçı yapan veliye karşı Hünkâr cansız kayayı yürütür. Menkıbenin ahlakı altıncı ve yedinci dizede pirin kendi ağzından verilir — canlıyı sürmek marifet değildir. Kaynakta yürüyen şey beşinci dizede “dîvâr”, yedincide “kühsâr” diye anılır; iki kelime birleştirilmedi.
- 5
Zübde-i nesl-i Muhammed güher-i Şîr-i Hudâ
Hasan ile Hüseyin sırrını kıldı peydâ
Âbid ü Bâkır u Sâdık’dan olub râhnümâ
Ceddi çün Kâzım idi İbn-i Ali Mûsi Rızâ
Şeh Takî ile Nakî Askeri’dir rûz-i vega
Mehdi-i nutk-ı beyan Fazl-ı Hudâ nûr-i hudâ
Ehl-i Beyt’in çırağın uyarub etti ihyâ
Şem’-i Hak’dır ki verir haşre değin nûr u ziyâ
Nûr-i çeşm-i büdelâ pertev-i mihr-i a’lâ
Kayser-i Rûm anın oldu eşiğinde gedâ
Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-ı Ali
Pîr-i erkân-ı tarikat Hacı Bektaş-ı Velî
1Muhammed neslinin özü, Allah'ın Arslanı'nın cevheri;
2Hasan ile Hüseyin'in sırrını ortaya çıkardı.
3Zeynelâbidîn, Bâkır ve Sâdık'tan gelip yol gösterici oldu;
4ceddi Kâzım olduğundan, Ali oğlu Mûsâ Rızâ;
5savaş gününde Şah Takî ile Nakî ve Askerî'dir.
6Söz söyleyişin Mehdî'si, Allah'ın fazlı, hidayet nuru;
7Ehl-i Beyt'in çırasını yakıp dirilten odur.
8Hakk'ın mumudur; mahşere kadar nur ve ışık verir.
9Abdalların gözünün nuru, en yüce güneşin parıltısı;
10Rum kayseri onun eşiğinde dilenci oldu.
11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:
12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.
On iki imam dört dizeye sıkıştırılıyor, sonra silsile geri bükülüp pire bağlanıyor: sayılan ne varsa onun mirasıdır. Altıncı dizedeki “Fazl-ı Hudâ” Hurûfî imzasının bu bentteki yeridir. Kapanıştaki Bizans imparatoru tarihsel bir kayıt değil, ölçek iddiasıdır — dünyevî en yüksek makam eşikte dilenci sayılır.
- 6
Yüz bin ihlâs on iki imâmın kuluyuz
Vech-i hâtemde olan nutk u kelâmın kuluyuz
Âdem’e secde eden rükn ü kıyâmın kuluyuz
Ehl-i Beyt ile olan sırr-ı selâmın kuluyuz
Tâc-ı Bektâş çeküb sanma avâmın kuluyuz
Fukarâ içre denen kavi ü beyânın kuluyuz
Rûm sâdıkları abdâl makamın kuluyuz
mevâlî-i izâmın kuluyuz
Kemterin kemteriyiz ya’ni gulâmın kuluyuz
Hasretiz dergehine şâh-ı enâmın kuluyuz
Mazhar-ı nûr-i Nebî mahzen-i esrâr-i Ali
Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektaş-ı Velî
1Yüz bin ihlasla, on iki imamın kuluyuz;
2son peygamberin yüzündeki söz ve kelamın kuluyuz;
3Âdem'e secde eden rükû ve kıyamın kuluyuz;
4Ehl-i Beyt ile olan selam sırrının kuluyuz;
5Bektaş tacını giydik, avamın kulu sanma bizi;
6yoksullar arasında söylenen sağlam sözün kuluyuz;
7Rum sadıklarının, abdal makamının kuluyuz;
8“bir şey Allah için” diyen ulu velilerin kuluyuz;
9en aşağının en aşağısıyız, yani kulun kuluyuz;
10dergâhına hasretiz, halkın şahının kuluyuz.
11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:
12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.
“Kuluyuz” redifi bendin tek grameridir ve dokuzuncu dizede sınırına götürülür: kulun kulu. İkinci dizedeki “vech-i hâtem” Hurûfî bir tabirdir — son peygamberin yüzü okunacak bir yazı sayılır. Üçüncü dize meleklerin secdesini insanın yüzüne yöneltilmiş bir secde olarak okur; “şey'elillâh” ise abdalın dilenirken söylediği sözdür.
- 7
Âşıkane nefesin Vehdeti meydâna ilet
Aşk meydânını gözle Şeh-i Merdân’a ilet
Yüzünü yere sürüb cânib-i dîvâna ilet
Bâde-i aşk ile ü mestâne ilet
Ya’ni Sultan Balım’ın nakdi olan câna ilet
Fukarâ hayline ser’asker u sultâna ilet
İsmi Sersem Ali’dir mürşid-i erkâna ilet
Dergeh-i şâh-ı felek kadr-i melek şâna ilet
Kuş dilin fehm edici zât-ı Süleymân’a ilet
Nice mürşid nazarı ekmel-i insâna ilet
Mazhar-ı nûr-i Nebi mahzen-i esrâr-ı Ali
Pîr-i erkân-ı tarîkat Hacı Bektâş-ı Velî
1Vahdetî, âşıkça nefesini meydana ilet;
2aşk meydanını gözet, Merdan Şahı'na ilet;
3yüzünü yere sürüp divan tarafına ilet;
4aşk şarabıyla aklını yitirmiş ve sarhoş hâlde ilet;
5yani Sultan Balım'ın nakdi olan cana ilet;
6yoksullar bölüğüne serasker ve sultan olana ilet;
7adı Sersem Ali'dir, erkânın mürşidine ilet;
8feleğin şahının dergâhına, melek değerindeki şana ilet;
9kuş dilini anlayan Süleyman gibi zata ilet;
10nice mürşidin nazarına, insan-ı kâmile ilet.
11Peygamber'in nurunun göründüğü yer, Ali'nin sırlarının hazinesi:
12tarikat erkânının piri Hacı Bektâş-ı Velî.
Arşivin şairi Sersem Ali Baba'ya bağlaması tam bu bende dayanır: yedinci dize mürşidin adını açıkça verir, beşinci dize de onu Balım Sultan'ın kolundan sayar. Ergun bu iki dizeden hareketle intisabı tespit etmiştir. Nüsha dipnotu yedinci dizede “Resmi Ali” okuyuşunu da kaydeder; mahlas ise bu bentte “Vehdeti” diye dizilmiştir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144622 numaralı sürüm esas alındı; sıra numarası (“— 2 —”), tür başlığı (“— Terci-i bend —”) ve Ergun'un beş nüsha dipnotu alınmadı, geriye seksen dört dize kaldı. Üçüncü bendin onuncu dizesi kaynakta Arap harfleriyle dizilmiş Farsça bir mısradır; dipnot değil bendin kafiyesini tamamlayan dizesi olduğu için olduğu gibi aktarıldı. Vâsıta beyti bentten bende değişken imlâlarla dizilmiş (“Bektaş-ı Velî”, “Bektâş-ı Veli”, “tarikat”, “esrâr-i Ali”); son bentte mahlas “Vehdeti” yazılmış. Hiçbiri birleştirilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Hazret-i Fazl-ı Ahad’den yine rûz-i ezelîBosnalı Vahdetî · Manzume→
Manzume bir gökyüzü olayı gibi açılıyor: pirin ortaya çıkışı, güneşin koç burcunda doğuşuyla anlatılır — yani yılın başladığı yerle. Aydınlatılan gezegenin en uzak ve en soğuk olan Zühal seçilmesi, ışığın menzilini ölçmek içindir. Adı ancak on dizeden sonra, her bendi kapatacak vâsıta beytinde duyarız.