Hazret-i Fazl-ı Ahad’den Yine Rûz-i Ezelî
Yedişer dizelik yedi bentten kurulu bir müsebba. Yaratılışın dört unsuruyla açılıyor, İhlâs sûresini bir bendin içine dağıtıyor, on iki imamı sıfatlarıyla sayıyor ve her bendi “ve Ali” diye dört kez tekrarlanan aynı nakaratla kapatıyor. Düşmanları öldüren kişi sıfatı tarihsel mezhep methiyesinin polemik dilidir; güncel şiddet çağrısı olarak sunulmaz.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Hazret-i -ı Ahad’den yine rûz-i ezelî
Sûret-i muhkem ile irişüben kuvvet eli
Kudret ile yoğurub âteş ü bâd âb ü gili
Mesken edindi o dem kendi içün cân ü dili
Kimdir ol kim bileyim dersen eğer kavl-i celî
Sıtr-ı Hak nûr-i Muhammed -ı Velî
Ve Aliyyün ve Aliyyün ve Aliyyün ve Ali
1Bir olan Allah'ın fazlından, yine ezel gününde,
2sağlam bir suretle kudret eli erişip
3ateşi, yeli, suyu ve toprağı kudretle yoğurdu;
4o an canı ve gönlü kendine mesken edindi.
5“Kimdir o, bileyim” dersen, işte apaçık söz:
6Hakk'ın örtüsü, Muhammed'in nuru, Allah'ın arslanı olan velî;
7ve Ali, ve Ali, ve Ali, ve Ali.
- 2
-i nübüvvet rekam-i levh ü kalem
Menba’-i sırr-ı velâyet mekar-i cûdü kerem
Mazhar-ı ekmel ü evlâ kelimât-ı a’zam
Hâdi-i cinn ü beşer mürşid ü nûr-i ekrem
Ezelî vü ebedîdir feteemmel fefhem
Sırr-ı Hak nûr-i Muhammed -ı Velî
Ve Aliyyün ve Aliyyün ve Aliyyün ve Ali
1Peygamberliğin “bâ”sının noktası, levh ile kalemin yazısı;
2velayet sırrının kaynağı, cömertlik ve keremin durağı;
3en yetkin ve en öncelikli görünme yeri, en büyük kelimeler;
4cinlerin ve insanların yol göstericisi, mürşit ve en ulu nur;
5ezelî ve ebedîdir — iyi düşün de anla.
6Hakk'ın sırrı, Muhammed'in nuru, Allah'ın arslanı olan velî;
7ve Ali, ve Ali, ve Ali, ve Ali.
Bendin tamamı yüklemsiz bir sıfat listesidir; fiil ancak beşinci dizede geliyor ve o da Arapça bir emirdir: düşün, anla. “Bâ'nın noktası” Hurûfî sözlüğünün en yüklü imgesidir — bütün bilginin Bismillâh'ın ilk harfinin altındaki tek işarete sığdığı iddiası. Ergun'un metninde “rekam-i” ve “mekar-i” yazımları kaynağa aittir.
- 3
Kâşif-i sırr-ı suhan bâb-ı ulûm-i Ahmed
Vâsıl-ı zât-ı ezel Kul hüvallahü Ahad
Vasf-ı zâtında nüzûl eyledi Allahü
Nutk-ı Hak’tır sıfatı lem yelid ü lem yûled
Lem yekûn dersem olur ana lehü küfven Ahad
Sırr-ı Hak nûr-i Muhammed -ı Velî
Ve Aliyyün ve Aliyyün ve Aliyyün ve Ali
1Sözün sırrını açan, Ahmed'in ilimlerinin kapısı;
2ezelî zata ulaşmış olan: “De ki, O Allah birdir.”
3Onun zatını anlatırken “Allah sameddir” indi;
4sıfatı Hak sözüdür: “doğurmadı ve doğurulmadı.”
5“Onun hiçbir dengi yoktur” desem, ona yakışır.
6Hakk'ın sırrı, Muhammed'in nuru, Allah'ın arslanı olan velî;
7ve Ali, ve Ali, ve Ali, ve Ali.
Bendin yapısı tek bir hamleden ibaret: İhlâs sûresi dört dizeye sırayla dağıtılıyor ve her âyet bir kişinin sıfatı gibi okunuyor. Açılıştaki “ilim kapısı” ifadesi, Peygamber'e atfedilen “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır” sözüne dayanır. Bu, manzumenin en cüretli yeridir ve tam da bu yüzden Hurûfî çerçeveye ihtiyaç duyar.
- 4
Ne ki var esfel ü â’lâda serâser tâ hût
Gökteki şems ü kamer yerdeki lâ’l ü yâkut
Dest-i kabzındadürür âlem-i mülk ü
Feyz-i lûtfundan anın buldu kamer nûr ile kut
Pâdişâh-ı dil ü can server-i şâh-ı
Sırr-ı Hak nûr-i Muhammed -ı Velî
Ve Aliyyün ve Aliyyün ve Aliyyün ve Ali
1En aşağıda ve en yukarıda ne varsa, baştan başa, balığa varıncaya kadar;
2gökteki güneş ve ay, yerdeki lal ve yakut;
3mülk ve melekût âlemi onun avucundadır.
4Ay, ışığını ve gıdasını onun lütfunun feyzinden buldu.
5Gönlün ve canın padişahı, lahut âleminin şahlar başı.
6Hakk'ın sırrı, Muhammed'in nuru, Allah'ın arslanı olan velî;
7ve Ali, ve Ali, ve Ali, ve Ali.
Bent bir envanter gibi işliyor: en alttaki balıktan en üstteki melekût âlemine, madenden gök cisimlerine kadar her şey tek bir avucun içine toplanıyor. Ayın ışığını ödünç alması, velînin yetkisinin de ödünç olduğunu söyleyen klasik benzetmedir — övgü burada bir bağımlılık ilanına dönüşüyor.
- 5
Hasen ile Hüseyin şâh-ı kerem kân-ı atâ
Kuds-i zahrından anın geldi vücûde hakka
Biri şâh-ı şühedâ birisi şâh-ı ulemâ
Birisi kurs-i kamer birisi de
Sözümün mâhasalı budürür ey ehl-i safâ
Sırr-ı Hak nûr-i Muhammed Esedulah-ı Velî
Ve Aliyyün ve Aliyyün ve Aliyyün ve Ali
1Hasan ile Hüseyin: kerem şahı, bağış madeni;
2gerçekten de onun mübarek sulbünden var oldular.
3Biri şehitlerin şahı, biri âlimlerin şahı;
4biri ayın yuvarlağı, biri kuşluk güneşi.
5Ey safa ehli, sözümün özü budur:
6Hakk'ın sırrı, Muhammed'in nuru, Allah'ın arslanı olan velî;
7ve Ali, ve Ali, ve Ali, ve Ali.
İki kardeş, iki unvan, iki gök cismi: bendin bütün yöntemi bu ikilemedir. Şair hangi sıfatın hangisine ait olduğunu söylemez, eşleştirmeyi okura bırakır. Nakarat bu bentte “Esedullah” yerine tek lâmlı “Esedulah” diye dizilmiştir; dizgi farkı düzeltilmeden bırakıldı.
- 6
Hazret-i Âbid ü Bâkır şeh-i hayl-i fukarâ
İzzet-i Câ’fer-i Sâdık siper-i tîr-i kazâ
Mûsi-i Kâzım ile ol şeh-i teslîm ü rızâ
Şeh Takıy ile Nakıy tâc-ı rüûs-i fusahâ
Cümlesi nûr-i ezel vâkıf-ı sırr-ı
Sırr-ı Hak nûr-i Muhammed -ı Velî
Ve Aliyyün ve Aliyyün ve Aliyyün ve Ali
1Zeynelâbidîn ve Bâkır hazretleri: yoksullar bölüğünün şahı;
2Ca'fer-i Sâdık'ın izzeti: kaza okuna karşı siper;
3Mûsâ Kâzım ile o teslim ve rıza şahı;
4Şah Takî ile Nakî: güzel söz söyleyenlerin başlarının tacı;
5hepsi ezel nurudur, Tâhâ'nın sırrını bilir.
6Hakk'ın sırrı, Muhammed'in nuru, Allah'ın arslanı olan velî;
7ve Ali, ve Ali, ve Ali, ve Ali.
İmam silsilesi dört dizeye sığdırılıyor ve her isme hikâye değil sıfat düşüyor. Üçüncü dizedeki “şeh-i teslîm ü rızâ” Ali Rızâ'nın adını söylemeden söyler: sıfatın kendisi addır. Kapanıştaki Tâhâ, Peygamber'in sûre başından gelen adıdır; “sırrına vâkıf olmak” harflerle ilgili bir iddiadır.
- 7
Vahdeti seyf-i Hudâ katil-i ashâb-ı cahîm
Askerî’dir ki anındır yine cennât-ı naîm
Mehdi-i devr-i zaman vâkıf-ı esrâr-ı kadîm
Hazret-i -ı Hudâ kâşif-i Kur’ân-ı azîm
Nokta-i evvel ü âhır suhan-i Rabb-i kerîm
Sırr-ı Hak nûr-i Muhammed -ı Velî
Ve Aliyyün ve Aliyyün ve Aliyyün ve Ali
1Vahdetî! O, Allah'ın kılıcı, cehennemliklerin katili;
2Askerî'dir; naîm cennetleri yine onundur.
3Zamanın Mehdî'si, kadîm sırlara vâkıf olan;
4Allah'ın fazlı hazretleri, büyük Kur'an'ın açıcısı;
5ilk ve son nokta, kerem sahibi Rabbin sözü.
6Hakk'ın sırrı, Muhammed'in nuru, Allah'ın arslanı olan velî;
7ve Ali, ve Ali, ve Ali, ve Ali.
Mahlas son bendin ilk kelimesi olarak geliyor ve silsile Askerî ile Mehdî'de kapanıyor. Dördüncü dizedeki “Fazl-ı Hudâ” manzumeyi açan “Fazl-ı Ahad” ile aynı kelimeyi kullanır, ama artık Fazlullah'ın adını da taşır. “Nokta-i evvel ü âhır” da ikinci bendin bâ noktasına dönüyor: metin bir daireyi kapatarak bitiyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144622 numaralı sürüm esas alındı; sıra numarası (“—1—”) ve tür başlığı (“—Müsebba —”) derlemeye ait olduğu için alınmadı, geriye kırk dokuz dize kaldı. Nakarat ilk bentte “Sıtr-ı Hak”, öteki altı bentte “Sırr-ı Hak” diye dizilmiş; beşinci bentte “Esedullah” tek lâmla “Esedulah” yazılmış. İkisi de düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Baş çeküp burc-i felekten yine rûz-i ezelîBosnalı Vahdetî · Manzume→
Bent bir yaratılış anlatısıyla başlıyor ama sonu beklenmedik yere varıyor: dört unsur yoğrulduktan sonra kurulan mesken kâinat değil, insanın canı ve gönlüdür. Beşinci dize soruyu okurun ağzına koyup altıncıda cevabı veriyor. Nakaratın dört kez “Ali” demesi, az önce sayılan dört unsurla aynı sayıdadır.