DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Bîhûde Akıtma Gözünden Yaşı
Destan · 17. yüzyıl

Bîhûde Akıtma Gözünden Yaşı

Şiir, ilk yaratılışı tek bir cevherden başlayarak gökler, unsurlar, melekler, insan bedeni ve yeryüzündeki nimetlere doğru anlatır. Âdem ile Havvâ kıssasına bağlanan diziler, varlığın düzenini hem kozmik hem gündelik ayrıntılarla açıklayan uzun bir yaratılış destanı oluşturur.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Bîhûde akıtma gözünden yaşı

    Bu ahvâle vâkıf olamaz başı

    1Gözünden boş yere yaş dökme.

    2Akıl bu durumun aslını kavrayamaz.

    Gözyaşını boş yere dökmeme uyarısı, insanın yaratılış sırrını kavramadan duyduğu şaşkınlığa yöneliyor. Bu hâli bilmeyen baş, yasın nedenini de doğru değerlendiremeyecektir.

  2. 2

    İbtidî yarattı Hudâ bir taşı

    Anla nice eyledi

    1Allah önce bir taş yarattı.

    2Onunla varlık âlemini nasıl kurduğunu anla.

    Allah’ın önce bir taş yaratması, bütün varlık düzeninin küçük ve yoğun bir başlangıçtan açıldığını anlatıyor. “Nice kevn ü mekân” sorusu, bu ilk maddeden evrenin kurulmasına duyulan hayreti büyütüyor.

  3. 3

    Ol gevhere Hudâ eyledi nazar

    Oldu ula deryâ olunur hazer

    1Allah o cevhere nazar etti.

    2Cevher büyük bir denize dönüştü; bundan sakınmak gerekir.

    Yaradan’ın cevhere bakışıyla onun büyük bir denize dönüşmesi, ilahî nazarın yaratıcı gücünü gösteriyor. Deniz karşısındaki sakınma duygusu, ortaya çıkan varlığın ölçüsüz kudretini sezdiriyor.

  4. 4

    Rivâyet edenler böylece yazar

    On bölük ol deryâ revân eyledi

    1Rivayet edenler olayı böyle yazar.

    2O denizi on bölüme ayırıp akıttı.

    Rivayet aktaranların yazdığına göre ilk deniz on parçaya ayrılıp akmaya başlıyor. Şair kişisel gözlem değil nakledilmiş kozmoloji sunduğunu açık ederek anlatının kaynak niteliğini belirtiyor.

  5. 5

    Evvel bölüğünden

    Üçüncü bölükten oldu peydâ

    1İlk bölümden yüce Arş doğdu.

    2Üçüncü bölümden Levh ortaya çıktı.

    Denizin ilk bölümünden yüce Arş, üçüncü bölümünden Levh meydana geliyor. Su kökenli iki kutsal makam, yaratılışın maddî ve ilahî düzenini aynı başlangıçta birleştiriyor.

  6. 6

    İkinci bölüğü felek-i meclâ

    Dördüncüden mâh-i tâbân eyledi

    1İkinci bölüm aydınlık gök oldu.

    2Dördüncü bölümden parlak ayı yarattı.

    İkinci bölüm parlak göğü, dördüncü bölüm ışık saçan ayı oluşturuyor. Sıralı sayım, gök katlarıyla gece aydınlığını rastlantısal değil ölçülü bir yaratma planının parçaları olarak gösterir.

  7. 7

    Beşinci bölükte hurşîd-i enver

    Yedinci bölükten rûzü şeb derler

    1Beşinci bölümde ışık saçan güneş vardı.

    2Yedinci bölümden geceyle gündüz doğdu.

    Beşinci bölümden parlak güneş, yedinciden gündüz ve gece doğuyor. Işık kaynağıyla zamanın iki temel dilimi aynı kozmik bölünme içinde birbirine bağlanıyor.

  8. 8

    Altıncı bölükten cennetler yerler

    Karanlığı ziyâ eyledi

    1Altıncı bölümden cennetler ve yerler oluştu.

    2Karanlığı ışıkla aydınlattı.

    Altıncı parçadan cennetlerle yerler yaratılırken karanlık da ışıkla görünür kılınıyor. Mekânların kurulması ile görmenin mümkün olması, varoluşun birbirini tamamlayan iki şartıdır.

  9. 9

    Sekizinci bölük melekût ihyâ

    Onuncu bölük te rûh-i Mustafa

    1Sekizinci bölümle manevi âleme hayat verdi.

    2Onuncu bölümde Mustafa’nın ruhu vardı.

    Sekizinci bölüm manevi âlemi canlandırır, onuncu bölümden Mustafa’nın ruhu ortaya çıkar. Evrenin katlarıyla peygamber nuru aynı denizin parçalarından doğduğu için yaratılış bütünlüğü vurgulanır.

  10. 10

    Dokuzuncu bölük Kürsî’dir hâlâ

    Ser defter-i peygamberân eyledi

    1Dokuzuncu bölüm ise hâlâ Kürsî’dir.

    2Onu peygamberler defterinin başına koydu.

    Dokuzuncu bölümün Kürsü olması, onuncu bölümdeki peygamber ruhunu kozmik mertebeye bağlar. Mustafa’nın peygamberler defterinin başına yazılması onun üstün konumunu açıkça bildirir.

  11. 11

    Bu tarikte hâmûş kaldı kâmiller

    Hikmet-i Hudâ’ya ermez gafiller

    1Olgun kişiler bu konuda sessiz kaldılar.

    2Gafiller Allah’ın hikmetini anlayamaz.

    Olgun kişiler bu yolun sırrı karşısında susarken gafiller Allah’ın hikmetine erişemez. Sessizlik bilgisizlik değil derin kavrayışın işareti, çok konuşan gaflet ise sınırı bilmemenin sonucudur.

  12. 12

    Aklını perîşân etti fâzıllar

    Kimini kul kimin sultân eyledi

    1Bu sır, bilginlerin aklını karıştırdı.

    2Allah kimini kul, kimini sultan yaptı.

    Bilginlerin bile aklını karıştıran yaratılış düzeni, insanları kul ve sultan olarak farklı konumlara getirir. Zihin şaşkınlığı ile toplumsal mertebe, ilahî takdirin çeşitliliğinde birleşir.

  13. 13

    Cümle yerin göğün aslı bu meğer

    Uşaklar mektebde eylemiş ezber

    1Demek ki yerle göğün bütün aslı budur.

    2Çocuklar bunu okulda ezberlemiş.

    Yerin ve göğün aslının bu anlatılan cevher olduğu söylenir; çocukların bile bunu okulda ezberlediği eklenir. Büyük kozmik sır, yaygın ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi hâline gelir.

  14. 14

    Kat be kat söylemek o da mı hüner

    Okuyup tesbîh-i lisân eyledi

    1Kat kat saymak da bir hüner midir?

    2Dilleriyle tesbih ederek okudular.

    Kat kat anlatmanın tek başına hüner olup olmadığı sorgulanır. Asıl değer, okunan bilginin dilde tesbihe dönüşmesidir; sayım ancak ibadet ve anlamla birleşince önem kazanır.

  15. 15

    Sekiz cennet yedi tamudur hele

    Felekler cümle-i encümler ile

    1Sekiz cennetle yedi cehennem vardır.

    2Gökler de bütün yıldızlarıyla birlikte anılır.

    Sekiz cennetle yedi cehennem, gökler ve yıldızlarla birlikte anılıyor. Sayısal düzen, ödül-ceza mekânlarını göksel sistemin ayrılmaz parçaları olarak konumlandırıyor.

  16. 16

    Söz uzar evlerin getürsem dile

    Muhtasar böyle dermiyân eyledi

    1Her birini dile getirsem söz uzar.

    2Bu yüzden konuyu kısaca ortaya koydum.

    Evlerin bütün ayrıntıları söylense sözün uzayacağı belirtilir; bu yüzden anlatı kısa tutulur. Şair kozmolojinin genişliğini kabul ederken dinleyicinin takip edebileceği özlü bir yol seçiyor.

  17. 17

    Bir nev’e cevâbı kılalım gayri

    Atamız Âdem’e gelelim gayri

    1Şimdi başka bir türe karşılık verelim.

    2Artık atamız Âdem’in konusuna gelelim.

    Kozmik bölümlerin ardından başka bir soruya, insanın atası Âdem’e geçiliyor. Bu değişim, evrenin kuruluşundan insan soyunun başlangıcına uzanan anlatı planını açıkça gösterir.

  18. 18

    Aslımız anlayıp bilelim gayri

    Hikmet ile Sun’i Yezdân eyledi

    1Kökenimizi anlayıp öğrenelim.

    2Yaradan onu hikmetiyle var etti.

    İnsan kendi aslını bilmeye çağrılır; Âdem’in yaratılışı da Allah’ın hikmetli sanatı olarak tanımlanır. Soy bilgisinin amacı yalnız geçmişi öğrenmek değil yaratıcı kudreti kavramaktır.

  19. 19

    Hudâ ferman etti çünki Cibril’e

    İncik toprağiyle mağribden bile

    1Allah, Cebrail’e emir verdi.

    2Baldırlarının toprağını da batıdan almasını söyledi.

    Allah Cebrail’e buyruk verir ve bedenin bir parçası için batıdan toprak getirilir. İnsan bedeninin farklı coğrafyalardan toplanması, onun dünyaya bütünüyle bağlı oluşunu anlatır.

  20. 20

    Binbir isimlerin getürdü dile

    Aldı bin lûtf ile bir ân eyledi

    1Bin bir ismi dile getirdi.

    2Toprağı bin bir lütufla alıp bir araya getirdi.

    Cebrail bin bir adı dile getirip toprağı çokça lütufla bir araya getirir. Adlandırma ile maddî toplama aynı anda gerçekleşir; insan hem söz hem toprak üzerinden hazırlanır.

  21. 21

    Alnının toprağı Kâ’be’den heman

    Mağribden meşrikten ellerin ey can

    1Alnının toprağı doğrudan Kâbe’den alındı.

    2Ey can, ellerinin toprağı batıyla doğudan geldi.

    Alın toprağının Kâbe’den, ellerin batıyla doğudan alınması bedene kutsal ve coğrafi yönler kazandırır. Yüz ve el, insanın ibadetle dünya işlerini birleştiren iki bölgesi olur.

  22. 22

    Budların toprağı Yemen’den inan

    Dört kabza toprağı yeksân eyledi

    1İnan, uyluklarının toprağı Yemen’den alındı.

    2Dört avuç toprağı birbiriyle birleştirdi.

    Bacakların toprağı Yemen’den getirilir ve dört avuç toprak eşitlenir. Çeşitli kaynakların tek bedende birleşmesi, insan yapısındaki farklılıkların ortak bir bütün oluşturduğunu gösterir.

  23. 23

    O çâri olunur isnâd

    Balgam safra soda kan ile bünyâd

    1Bunlar dört unsura bağlanır.

    2Beden balgam, safra, kara safra ve kanla kurulur.

    Dört unsur insana dayanak yapılır; balgam, safra, sevda ve kan da bedenin kuruluşuna eklenir. Eski tıp anlayışı, yaratılış anlatısının içinde maddî mizacı açıklayan düzen olarak yer alır.

  24. 24

    Hem nâr ü hâkile âb iledir bâd

    Etibbâlar böyle beyân eyledi

    1Ateş, toprak, su ve hava da bu yapıya katılır.

    2Hekimler bunu böyle açıklar.

    Ateş, toprak, su ve yel insan bünyesinin ana öğeleri sayılır. Hekimlerin bu açıklamayı aktarması, şiirdeki kozmik bilgiyi dönemin tıp öğretisiyle destekler.

  25. 25

    -i pâkin tertîb eyledi Settâr

    Câna fermân etti çün Perverdiyâr

    1Örten Allah, temiz balçığı düzene koydu.

    2Yaradan sonra cana emir verdi.

    Örtücü Allah temiz çamuru biçimlendirir, ardından cana buyruk verir. Bedenin hazırlanması ile ruhun çağrılması iki ayrı aşama olarak anlatıldığı için insanın çift yapısı belirginleşir.

  26. 26

    Kırk yıl türâb üzre eyledi karâr

    Girüp çıkup Hak’ka îmân eyledi

    1Beden kırk yıl toprak üzerinde kaldı.

    2Can girip çıkarak Hakk’a iman etti.

    Toprak beden kırk yıl bekletilir; ruh ona girip çıkarak sonunda Hakk’a iman eder. Uzun hazırlık süresi, canlılığın bir anda değil sınanma ve kabul yoluyla yerleştiğini düşündürür.

  27. 27

    Bir hitâb erişti ol demde câne

    Hayâta irişip baktı cihâne

    1O sırada cana bir sesleniş ulaştı.

    2Can hayata erişip dünyaya baktı.

    Cana gelen ilahî hitapla hayat başlar ve ruh dünyaya gözünü açar. İlk bilinç anı, dış dünyayı görmekle birlikte Allah’ın çağrısını işitmeye bağlanır.

  28. 28

    Âdem’in batnına oldu devâne

    Hudâ’ya hamd-i bîpâyân eyledi

    1Âdem’in bedenine girince kendinden geçti.

    2Allah’a sonsuz şükür sundu.

    Ruh Âdem’in karnına yönelince dünyaya bağlanır ve Allah’a sonsuz hamd eder. Beden içine giriş, bir hapis değil şükürle karşılanan yaratılış nimeti olarak sunulur.

  29. 29

    Bu edâda hâsıl oldu sîm ü zer

    Mürşiddir tâlibi eyleyen perver

    1Bu anlatımda gümüşle altın ortaya çıktı.

    2Talibi yetiştiren kişi mürşittir.

    Bu düzen içinde gümüş ve altın gibi değerler meydana gelir; mürşit de talibi yetiştiren kişi olur. Maddî zenginlikle manevi eğitim yan yana konarak gerçek değerin rehberlikle tamamlandığı anlatılır.

  30. 30

    Ârif olan alır sözünden hüner

    Üstünde kâmili emân eyledi

    1Bilge kişi onun sözünden hüner öğrenir.

    2Allah, olgun rehberi talibin başında güvence kıldı.

    Arif kişi sözden hüner alır ve olgun mürşidi kendine güvence bilir. Bilginin işitilmesi ancak doğru rehberin üst konumuyla birleştiğinde manevi korunma sağlar.

  31. 31

    Bir kürsî Cebrâil ol dem getürdü

    Dört molla kürsîyi alıp götürdü

    1Cebrail o sırada bir kürsü getirdi.

    2Dört bilgin kürsüyü alıp taşıdı.

    Cebrail bir kürsü getirir, dört molla onu birlikte taşır. Törenli hazırlık, Âdem’in göksel yolculuğunu sıradan bir hareketten çıkarıp mertebe gösterisine dönüştürür.

  32. 32

    Üstünde Hazret-i Âdem oturdu

    Kat be kat gökleri seyrân eyledi

    1Hazreti Âdem onun üzerine oturdu.

    2Göklerin katlarını birer birer dolaştı.

    Âdem kürsüye oturup gökleri kat kat seyreder. Yeni yaratılmış insanın evreni görmesi, kendisine verilen bilgi ve temsil makamının ilk işaretidir.

  33. 33

    Çün Arş eşiğine kondu bu minber

    Secde edüp dedi Allahu ekber

    1Bu kürsü Arş’ın eşiğine konunca

    2Âdem secde edip “Allah en büyüktür” dedi.

    Minber Arş’ın eşiğine konduğunda Âdem secde ederek tekbir getirir. Yükselişin sonucu gurur değil ibadettir; makam, Allah karşısındaki teslimiyetle anlam kazanır.

  34. 34

    Anda nüzûl etti Âdem Peygamber

    Cümle meleklere fermân eyledi

    1Âdem Peygamber oraya indi.

    2Allah bütün meleklere emir verdi.

    Âdem Peygamber’in inişiyle meleklere secde buyruğu verilir. İnsan türünün değeri, meleklerin önünde üstünlük taslamakta değil Allah’ın emriyle tanınan temsil görevinde bulunur.

  35. 35

    Saf be saf melekler eyledi sücûd

    Secde eylemedi âkıbet merdûd

    1Melekler sıra sıra secde etti.

    2Sonunda kovulan kişi secde etmedi.

    Melekler saf saf secde ederken bir varlık bu emre uymayıp kovulur. Toplu itaat ile tekil başkaldırı, yaratılış anlatısının ilk ahlâkî ayrımını kurar.

  36. 36

    Öyle olmuş idi hitâb-ı Ma’bûd

    Azâzil’i nice Şeytân eyledi

    1Yaradan’ın buyruğu böyleydi.

    2Azazil’i nasıl Şeytan’a dönüştürdüğünü gör.

    Allah’ın hitabı sonucu Azazil şeytana dönüşür. İsim ve konum değişikliği, itaatsizliğin yalnız bir davranış değil varlığın bütün kimliğini değiştiren kırılma olduğunu gösterir.

  37. 37

    Gururlanıp oldu emeği zail

    Yetmiş bin yıl zikri hep oldu bâtıl

    1Gururlandı ve bütün emeği boşa gitti.

    2Yetmiş bin yıllık zikri geçersiz kaldı.

    Gurur yüzünden yetmiş bin yıllık emek ve zikir boşa gider. Uzun ibadet geçmişi, kibir anında kişiyi koruyamaz; şiir değeri süre değil son tavırla ölçer.

  38. 38

    Filcümle melekler hocası kâmil

    Lâ’neti halka ber gerdan eyledi

    1Oysa meleklerin olgun hocası sayılıyordu.

    2Lanet halkasını boynuna geçirdi.

    Bir zaman meleklerin olgun hocası sayılan varlık, sonunda laneti boynunda taşır. Yüksek bilgiden düşüş, manevi makamın güvence değil sürekli sorumluluk olduğunu anlatır.

  39. 39

    Cümle melekler de vardı hayrete

    Alup götürdüler anı cennete .

    1Bütün melekler hayrete düştü.

    2Âdem’i alıp cennete götürdüler.

    Melekler şaşkınlık içindeyken Âdem cennete götürülür. Kovulma sahnesinin hemen ardından gelen bu yükseliş, itaatsizlik ile ilahî ikram arasındaki keskin karşıtlığı sürdürür.

  40. 40

    Başlayıp Âdem’e dahi izzete

    Sohbet-i hûri vü eyledi

    1Âdem’e büyük saygı gösterdiler.

    2Onu hurilerle cennet hizmetkârlarının sohbetine kattılar.

    Âdem’e saygı gösterilir ve huriyle gılman sohbeti ona sunulur. Cennet, yalnız mekânsal nimet değil çevresinde kurulan huzurlu ve onurlu topluluk olarak betimlenir.

  41. 41

    Bir zaman eyledi cennetin demin

    Sol eğe kemiğindendir Âdem’in

    1Âdem bir süre cennetin huzurunu yaşadı.

    2Havva, Âdem’in sol kaburga kemiğinden yaratıldı.

    Âdem cennette bir süre yaşar; Havva onun sol kaburga kemiğinden yaratılır. İnsan yalnızlığının sona ermesi, aynı bedensel özden ikinci bir eşin meydana gelmesiyle açıklanır.

  42. 42

    Gaflet aldı onu olmuşken emin

    Havvâ ile demin şâdân eyledi

    1Güven içindeyken gaflete kapıldı.

    2Havva’yla birlikte sevinçli vakit geçirdi.

    Güven içinde olan Âdem’i gaflet sarar, fakat Havva’yla geçirdiği zaman yine sevinçlidir. Beyit, mutluluk ortamında bile dikkat kaybının yaklaşan sınamaya zemin hazırladığını sezdirir.

  43. 43

    Bir birini bilüp oldular şâdân

    Buğday ağacından görürsüz ziyan

    1Birbirlerini tanıyıp sevindiler.

    2Buğday ağacının size zarar vereceğini bilin.

    Âdem ile Havva birbirini tanıyıp sevinir; fakat buğday ağacının zarar getireceği hatırlatılır. Birlikte kurulan huzurun karşısına yasak ve seçim sorumluluğu çıkar.

  44. 44

    Hülleler olundu anlara ihsân

    Yemeyin deyu Hak fermân eyledi

    1Onlara güzel cennet giysileri bağışlandı.

    2Hak, “O ağaçtan yemeyin” diye emir verdi.

    Onlara güzel cennet giysileri bağışlanır ve buğdaydan yememeleri açıkça emredilir. Nimet ile sınır yan yana durur; özgür iradenin değeri tam da bolluk içindeki bu yasakta ortaya çıkar.

  45. 45

    İrişti cennetin bâbına Şeytan

    Âkıbet ağzına şeytanı yılan

    1Şeytan cennetin kapısına ulaştı.

    2Sonunda yılan, Şeytan’ı ağzına aldı.

    Şeytan cennet kapısına ulaşır ve yılanın ağzını kendine araç yapar. Doğrudan giremediği yere başka bir canlı üzerinden sızması, hilenin dolaylı çalışma biçimini gösterir.

  46. 46

    Düşnâm ile sürdü o yerden Rıdvan

    Cennete getirmiş yılan eyledi

    1Rıdvan onu hakaret ederek oradan kovdu.

    2Yılan ise Şeytan’ı cennete soktu.

    Rıdvan yılanı kovsa da yılan sonunda şeytanı cennete taşır. Kapı bekçisinin açık tehdidi uzaklaştırması yeterli olmaz; gizlenmiş kötülük denetimin sınırını aşar.

  47. 47

    Ağzında Şeytan’la cennete girdi

    Buğday yeyin deyu hileler kurdu

    1Yılan, ağzındaki Şeytan’la cennete girdi.

    2Şeytan, buğdayı yesinler diye türlü hile kurdu.

    Yılanın ağzındaki şeytan cennete girip buğdayı yemeleri için hile kurar. Yasak meyveye çağrı, daha önce verilen ilahî buyruğu söz oyunuyla unutturmaya yöneliktir.

  48. 48

    Arayıp Âdem’i Havva’yı gördü

    Emr-i Hak’kı anlar nisyân eyledi

    1Âdem’le Havva’yı arayıp buldu.

    2Onlar Hakk’ın emrini unuttular.

    Şeytan Âdem’i ararken Havva’yı bulur; ikisi sonunda Hakk’ın emrini unutur. Unutma, bireysel zaafın ötesinde eşler arasındaki kararın ortak bir sorumluluğa dönüşmesini sağlar.

  49. 49

    Eyledi anlara Şeytan iğvâyı

    Ferâmûş ettiler emr-i Hudâ’yı

    1Şeytan ikisini de kandırdı.

    2Allah’ın emrini akıllarından çıkardılar.

    Şeytanın ayartması ilahî buyruğu akıldan çıkarır. Yanlış davranış önce zihindeki unutmayla başladığı için şiir, isyanın kökünü yalnız iştahta değil hafıza kaybında bulur.

  50. 50

    Akıbet yediler dahi buğdayı

    Âdem Havvâ böyle isyân eyledi

    1Sonunda buğdayı yediler.

    2Âdem’le Havva böylece isyan etti.

    Âdem ile Havva sonunda buğdayı yer ve isyan gerçekleşir. “Sonunda” vurgusu, hilenin tek anda değil direnç aşındıkça başarıya ulaştığını düşündürür.

  51. 51

    Meğer kim bu imiş hikmet-i Hudâ

    Âşikâre oldu kudret-i Hudâ

    1Demek ki Allah’ın hikmeti böyleymiş.

    2Allah’ın kudreti açıkça ortaya çıktı.

    Bu olayın Allah’ın hikmetinin bir parçası olduğu söylenir; kudret böylece açıkça görünür. İnsan hatası inkâr edilmez, fakat onun daha geniş yaratılış planı içindeki yeri de kabul edilir.

  52. 52

    Anlara verdi bu gafleti Hudâ

    İşte .böyle terk-i cihân eyledi

    1Onlara bu gafleti Allah verdi.

    2İşte böylece cennet dünyasını terk ettiler.

    Allah’ın gaflete izin vermesi, cennet hayatının terk edilmesine yol açar. Düşüş yalnız ceza değil insanın dünya yolculuğunu başlatan ilahî düzenin eşiği olarak yorumlanır.

  53. 53

    Hasedle Azrâil böyle iş etti

    Cümle giydikleri hülleler gitti

    1Azrail kıskançlıkla böyle davrandı.

    2Üzerlerindeki bütün cennet giysileri gitti.

    Basılı iki dize kıskançlıkla davranan varlığı “Azrâil” diye adlandırır ve ardından cennet giysilerinin yitirildiğini söyler. Adın anlatı bağlamında Azazil’i düşündürmesi mümkündür; ancak kaynak bunu söylemediği için yorum Azrâil yüzeyini korur ve kimliği tahminle değiştirmez.

  54. 54

    Peşîmân oldular ammâ iş bitti

    Anlar eğinlerin uryân eyledi

    1Pişman oldular ama artık iş işten geçmişti.

    2Bedenleri çıplak kaldı.

    Pişmanlık geldiğinde iş çoktan bitmiştir ve bedenler çıplak kalır. Şair, sonradan duyulan üzüntünün kararı geri çeviremeyeceğini açık bir sebep-sonuç ilişkisiyle gösterir.

  55. 55

    Sürüldü cennetten Âdem ü Havvâ

    Tevbe kapusunda Âdem ibtidâ

    1Âdem’le Havva cennetten çıkarıldı.

    2Önce Âdem tövbe kapısında durdu.

    Âdem ile Havva cennetten sürülür; Âdem tövbe kapısına ilk yönelen kişidir. Günahın ardından açılan ilk yol savunma değil, hatayı kabul edip bağışlanma istemektir.

  56. 56

    Rahmet kapusunda Havvâ sâniyâ

    Çi fâide zâr ü giryân eyledi

    1Sonra Havva rahmet kapısına yöneldi.

    2Ama ağlayıp inlemeleri ne fayda verdi?

    Havva da ikinci olarak rahmet kapısına gider, fakat ağlama ve inlemenin hemen sonuç vermediği söylenir. Tövbenin samimiyeti, acının sürekliliği ve sabırla sınanır.

  57. 57

    Serendib’e indi Hazret-i Âdem

    Kırk yıl ağladılar akıttılar dem

    1Hazreti Âdem Serendip’e indi.

    2Kırk yıl ağlayıp kanlı yaş döktüler.

    Âdem Serendip’e iner ve kırk yıl boyunca kanlı gözyaşı döker. Cennet kaybı, uzak coğrafyada uzun süren bedensel bir yas ve arınma çabası olarak anlatılır.

  58. 58

    Cidde’ye irişti Havvâ da o dem

    Biri birlerinden nihân eyledi

    1Havva da o sırada Cidde’ye ulaştı.

    2Birbirlerinden ayrı ve gizli kaldılar.

    Havva Cidde’ye ulaşır; eşler birbirinden ayrı ve gizli kalır. Aynı hatanın ortakları olmalarına rağmen cezayı farklı yerlerde çekmeleri, ayrılık acısını büyütür.

  59. 59

    Emr-i Hak oldu anlara mülâkat

    Cibril nazil oldu edüp iltifât

    1Hakk’ın emriyle yeniden buluştular.

    2Cebrail inip onlara ilgi gösterdi.

    Allah’ın buyruğuyla yeniden buluşmaları mümkün olur ve Cebrail onlara ilgi gösterir. Kavuşma kişisel çabayla değil bağışlanma ve ilahî izinle gerçekleşir.

  60. 60

    Hasret ü firkatten buldular necât

    Sığır ile koyun ihsân eyledi

    1Özlem ve ayrılık acısından kurtuldular.

    2Allah onlara sığırla koyun bağışladı.

    Hasretle ayrılıktan kurtulmalarının ardından sığır ve koyun bağışlanır. Duygusal iyileşme, dünya hayatını sürdürecek geçim araçlarıyla tamamlanır.

  61. 61

    Ol koyunun yünün eğirdi Hâvvâ

    Eğnine kıldılar yosma bir abâ

    1Havva o koyunun yününü eğirdi.

    2Üzerine güzel bir aba yaptılar.

    Havva koyun yününü eğirip bedene bir aba hazırlar. Cennet giysisinin kaybından sonra insan, doğanın verdiği malzemeyi emekle koruyucu örtüye dönüştürür.

  62. 62

    Deriler dokudu Âdem sâniyâ

    Giyip vücudların pinhân eyledi

    1Âdem de daha sonra derileri işledi.

    2Giyinip bedenlerini örttüler.

    Âdem daha sonra derileri işler ve ikisi bedenlerini gizler. Utanma duygusu, üretim becerisiyle birleşerek insan kültürünün ilk işlerinden birini doğurur.

  63. 63

    Çıktığı dem Âdem cennetten çıplak

    Dört damla damladı incirden mutlak

    1Âdem cennetten çıplak çıktığı sırada

    2incirden dört damla düştü.

    Âdem cennetten çıplak çıktığında incirden dört damla düşer. Bu küçük mucize, örtünme ihtiyacına tabiat içinden karşılık hazırlayan yeni bir başlangıçtır.

  64. 64

    Setr içün incirden eyledi yaprak

    Birin penbe-i râyegân eyledi

    1Örtünmek için incir yaprağı kullandı.

    2Damlaların biri bedava yetişen pamuğa dönüştü.

    İncir yaprağı örtünmek için kullanılır; damlalardan biri de bedava pamuk olur. Bitki, hem acil örtü hem daha kalıcı dokuma malzemesi sağlayarak insana hizmet eder.

  65. 65

    İkincisi ak dut anladın bildin

    Dördüncüsü şeker sözüme geldin

    1İkincisinin ak dut olduğunu artık öğrendin.

    2Dördüncüsü şekerdir; söz sırası ona geldi.

    İkinci damlanın ak dut, dördüncünün şeker olması yaratılış nimetlerini çeşitlendirir. Dinleyiciye “anladın, bildin” diye seslenilmesi, sözlü öğretim havasını güçlendirir.

  66. 66

    Üçüncü karafdut haberin aldın

    Musannifler Ömer beyân eyledi

    1Üçüncüsünün karadut olduğunu da duydun.

    2Ömer, yazarların anlattıklarını böyle aktardı.

    Üçüncü damlanın karadut olduğu bildirilir ve Ömer bu bilgiyi eski yazarların aktarımı olarak sunar. Böylece yaratılış zinciri kişisel hayalden ayrılıp yazılı rivayet geleneğine bağlanır.

Kavram sözlüğü (7) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun’un Âşık Ömer dizisinde basılı No. 2; görünür Ömer mahlası ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırması birlikte doğrulandı.

Atıf kanıtını aç ↗

Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 2; PDF 101–102–103–104; 66 birim/132 dize. Görünür mahlas, sınırlar, aparat ve kanıt kaydı korunmuştur; tarama yeniden dağıtılmaz.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBir Gün Ecel Gelip İrişe Bize
Bir gün ecel gelip irişe bize
Âşık Ömer · Destan

Kavram sözlüğü

7 kavram bulundu.

iyân

açık

kevn ü mekân

Yaratılmış varlık ve mekân bütünü.

Arş-ı muallâ

En yüce ilahî makam.

Levh

İlahî bilginin yazılı olduğu kabul edilen levha.

anâsır

Unsurlar; klasik düşüncede dört ana öğe.

tîn

Balçık, yaratılış toprağı.

gılmân

cennet hizmetkârları