Bîhûde Akıtma Gözünden Yaşı
Şiir, ilk yaratılışı tek bir cevherden başlayarak gökler, unsurlar, melekler, insan bedeni ve yeryüzündeki nimetlere doğru anlatır. Âdem ile Havvâ kıssasına bağlanan diziler, varlığın düzenini hem kozmik hem gündelik ayrıntılarla açıklayan uzun bir yaratılış destanı oluşturur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bîhûde akıtma gözünden yaşı
Bu ahvâle vâkıf olamaz başı
1Gözünden boş yere yaş dökme.
2Akıl bu durumun aslını kavrayamaz.
- 2
İbtidî yarattı Hudâ bir taşı
Anla nice eyledi
1Allah önce bir taş yarattı.
2Onunla varlık âlemini nasıl kurduğunu anla.
Allah’ın önce bir taş yaratması, bütün varlık düzeninin küçük ve yoğun bir başlangıçtan açıldığını anlatıyor. “Nice kevn ü mekân” sorusu, bu ilk maddeden evrenin kurulmasına duyulan hayreti büyütüyor.
- 3
Ol gevhere Hudâ eyledi nazar
Oldu ula deryâ olunur hazer
1Allah o cevhere nazar etti.
2Cevher büyük bir denize dönüştü; bundan sakınmak gerekir.
Yaradan’ın cevhere bakışıyla onun büyük bir denize dönüşmesi, ilahî nazarın yaratıcı gücünü gösteriyor. Deniz karşısındaki sakınma duygusu, ortaya çıkan varlığın ölçüsüz kudretini sezdiriyor.
- 4
Rivâyet edenler böylece yazar
On bölük ol deryâ revân eyledi
1Rivayet edenler olayı böyle yazar.
2O denizi on bölüme ayırıp akıttı.
Rivayet aktaranların yazdığına göre ilk deniz on parçaya ayrılıp akmaya başlıyor. Şair kişisel gözlem değil nakledilmiş kozmoloji sunduğunu açık ederek anlatının kaynak niteliğini belirtiyor.
- 5
Evvel bölüğünden
Üçüncü bölükten oldu peydâ
1İlk bölümden yüce Arş doğdu.
2Üçüncü bölümden Levh ortaya çıktı.
Denizin ilk bölümünden yüce Arş, üçüncü bölümünden Levh meydana geliyor. Su kökenli iki kutsal makam, yaratılışın maddî ve ilahî düzenini aynı başlangıçta birleştiriyor.
- 6
İkinci bölüğü felek-i meclâ
Dördüncüden mâh-i tâbân eyledi
1İkinci bölüm aydınlık gök oldu.
2Dördüncü bölümden parlak ayı yarattı.
İkinci bölüm parlak göğü, dördüncü bölüm ışık saçan ayı oluşturuyor. Sıralı sayım, gök katlarıyla gece aydınlığını rastlantısal değil ölçülü bir yaratma planının parçaları olarak gösterir.
- 7
Beşinci bölükte hurşîd-i enver
Yedinci bölükten rûzü şeb derler
1Beşinci bölümde ışık saçan güneş vardı.
2Yedinci bölümden geceyle gündüz doğdu.
Beşinci bölümden parlak güneş, yedinciden gündüz ve gece doğuyor. Işık kaynağıyla zamanın iki temel dilimi aynı kozmik bölünme içinde birbirine bağlanıyor.
- 8
Altıncı bölükten cennetler yerler
Karanlığı ziyâ eyledi
1Altıncı bölümden cennetler ve yerler oluştu.
2Karanlığı ışıkla aydınlattı.
Altıncı parçadan cennetlerle yerler yaratılırken karanlık da ışıkla görünür kılınıyor. Mekânların kurulması ile görmenin mümkün olması, varoluşun birbirini tamamlayan iki şartıdır.
- 9
Sekizinci bölük melekût ihyâ
Onuncu bölük te rûh-i Mustafa
1Sekizinci bölümle manevi âleme hayat verdi.
2Onuncu bölümde Mustafa’nın ruhu vardı.
Sekizinci bölüm manevi âlemi canlandırır, onuncu bölümden Mustafa’nın ruhu ortaya çıkar. Evrenin katlarıyla peygamber nuru aynı denizin parçalarından doğduğu için yaratılış bütünlüğü vurgulanır.
- 10
Dokuzuncu bölük Kürsî’dir hâlâ
Ser defter-i peygamberân eyledi
1Dokuzuncu bölüm ise hâlâ Kürsî’dir.
2Onu peygamberler defterinin başına koydu.
Dokuzuncu bölümün Kürsü olması, onuncu bölümdeki peygamber ruhunu kozmik mertebeye bağlar. Mustafa’nın peygamberler defterinin başına yazılması onun üstün konumunu açıkça bildirir.
- 11
Bu tarikte hâmûş kaldı kâmiller
Hikmet-i Hudâ’ya ermez gafiller
1Olgun kişiler bu konuda sessiz kaldılar.
2Gafiller Allah’ın hikmetini anlayamaz.
Olgun kişiler bu yolun sırrı karşısında susarken gafiller Allah’ın hikmetine erişemez. Sessizlik bilgisizlik değil derin kavrayışın işareti, çok konuşan gaflet ise sınırı bilmemenin sonucudur.
- 12
Aklını perîşân etti fâzıllar
Kimini kul kimin sultân eyledi
1Bu sır, bilginlerin aklını karıştırdı.
2Allah kimini kul, kimini sultan yaptı.
Bilginlerin bile aklını karıştıran yaratılış düzeni, insanları kul ve sultan olarak farklı konumlara getirir. Zihin şaşkınlığı ile toplumsal mertebe, ilahî takdirin çeşitliliğinde birleşir.
- 13
Cümle yerin göğün aslı bu meğer
Uşaklar mektebde eylemiş ezber
1Demek ki yerle göğün bütün aslı budur.
2Çocuklar bunu okulda ezberlemiş.
Yerin ve göğün aslının bu anlatılan cevher olduğu söylenir; çocukların bile bunu okulda ezberlediği eklenir. Büyük kozmik sır, yaygın ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi hâline gelir.
- 14
Kat be kat söylemek o da mı hüner
Okuyup tesbîh-i lisân eyledi
1Kat kat saymak da bir hüner midir?
2Dilleriyle tesbih ederek okudular.
Kat kat anlatmanın tek başına hüner olup olmadığı sorgulanır. Asıl değer, okunan bilginin dilde tesbihe dönüşmesidir; sayım ancak ibadet ve anlamla birleşince önem kazanır.
- 15
Sekiz cennet yedi tamudur hele
Felekler cümle-i encümler ile
1Sekiz cennetle yedi cehennem vardır.
2Gökler de bütün yıldızlarıyla birlikte anılır.
Sekiz cennetle yedi cehennem, gökler ve yıldızlarla birlikte anılıyor. Sayısal düzen, ödül-ceza mekânlarını göksel sistemin ayrılmaz parçaları olarak konumlandırıyor.
- 16
Söz uzar evlerin getürsem dile
Muhtasar böyle dermiyân eyledi
1Her birini dile getirsem söz uzar.
2Bu yüzden konuyu kısaca ortaya koydum.
Evlerin bütün ayrıntıları söylense sözün uzayacağı belirtilir; bu yüzden anlatı kısa tutulur. Şair kozmolojinin genişliğini kabul ederken dinleyicinin takip edebileceği özlü bir yol seçiyor.
- 17
Bir nev’e cevâbı kılalım gayri
Atamız Âdem’e gelelim gayri
1Şimdi başka bir türe karşılık verelim.
2Artık atamız Âdem’in konusuna gelelim.
Kozmik bölümlerin ardından başka bir soruya, insanın atası Âdem’e geçiliyor. Bu değişim, evrenin kuruluşundan insan soyunun başlangıcına uzanan anlatı planını açıkça gösterir.
- 18
Aslımız anlayıp bilelim gayri
Hikmet ile Sun’i Yezdân eyledi
1Kökenimizi anlayıp öğrenelim.
2Yaradan onu hikmetiyle var etti.
İnsan kendi aslını bilmeye çağrılır; Âdem’in yaratılışı da Allah’ın hikmetli sanatı olarak tanımlanır. Soy bilgisinin amacı yalnız geçmişi öğrenmek değil yaratıcı kudreti kavramaktır.
- 19
Hudâ ferman etti çünki Cibril’e
İncik toprağiyle mağribden bile
1Allah, Cebrail’e emir verdi.
2Baldırlarının toprağını da batıdan almasını söyledi.
Allah Cebrail’e buyruk verir ve bedenin bir parçası için batıdan toprak getirilir. İnsan bedeninin farklı coğrafyalardan toplanması, onun dünyaya bütünüyle bağlı oluşunu anlatır.
- 20
Binbir isimlerin getürdü dile
Aldı bin lûtf ile bir ân eyledi
1Bin bir ismi dile getirdi.
2Toprağı bin bir lütufla alıp bir araya getirdi.
Cebrail bin bir adı dile getirip toprağı çokça lütufla bir araya getirir. Adlandırma ile maddî toplama aynı anda gerçekleşir; insan hem söz hem toprak üzerinden hazırlanır.
- 21
Alnının toprağı Kâ’be’den heman
Mağribden meşrikten ellerin ey can
1Alnının toprağı doğrudan Kâbe’den alındı.
2Ey can, ellerinin toprağı batıyla doğudan geldi.
Alın toprağının Kâbe’den, ellerin batıyla doğudan alınması bedene kutsal ve coğrafi yönler kazandırır. Yüz ve el, insanın ibadetle dünya işlerini birleştiren iki bölgesi olur.
- 22
Budların toprağı Yemen’den inan
Dört kabza toprağı yeksân eyledi
1İnan, uyluklarının toprağı Yemen’den alındı.
2Dört avuç toprağı birbiriyle birleştirdi.
Bacakların toprağı Yemen’den getirilir ve dört avuç toprak eşitlenir. Çeşitli kaynakların tek bedende birleşmesi, insan yapısındaki farklılıkların ortak bir bütün oluşturduğunu gösterir.
- 23
O çâri olunur isnâd
Balgam safra soda kan ile bünyâd
1Bunlar dört unsura bağlanır.
2Beden balgam, safra, kara safra ve kanla kurulur.
Dört unsur insana dayanak yapılır; balgam, safra, sevda ve kan da bedenin kuruluşuna eklenir. Eski tıp anlayışı, yaratılış anlatısının içinde maddî mizacı açıklayan düzen olarak yer alır.
- 24
Hem nâr ü hâkile âb iledir bâd
Etibbâlar böyle beyân eyledi
1Ateş, toprak, su ve hava da bu yapıya katılır.
2Hekimler bunu böyle açıklar.
Ateş, toprak, su ve yel insan bünyesinin ana öğeleri sayılır. Hekimlerin bu açıklamayı aktarması, şiirdeki kozmik bilgiyi dönemin tıp öğretisiyle destekler.
- 25
-i pâkin tertîb eyledi Settâr
Câna fermân etti çün Perverdiyâr
1Örten Allah, temiz balçığı düzene koydu.
2Yaradan sonra cana emir verdi.
Örtücü Allah temiz çamuru biçimlendirir, ardından cana buyruk verir. Bedenin hazırlanması ile ruhun çağrılması iki ayrı aşama olarak anlatıldığı için insanın çift yapısı belirginleşir.
- 26
Kırk yıl türâb üzre eyledi karâr
Girüp çıkup Hak’ka îmân eyledi
1Beden kırk yıl toprak üzerinde kaldı.
2Can girip çıkarak Hakk’a iman etti.
Toprak beden kırk yıl bekletilir; ruh ona girip çıkarak sonunda Hakk’a iman eder. Uzun hazırlık süresi, canlılığın bir anda değil sınanma ve kabul yoluyla yerleştiğini düşündürür.
- 27
Bir hitâb erişti ol demde câne
Hayâta irişip baktı cihâne
1O sırada cana bir sesleniş ulaştı.
2Can hayata erişip dünyaya baktı.
Cana gelen ilahî hitapla hayat başlar ve ruh dünyaya gözünü açar. İlk bilinç anı, dış dünyayı görmekle birlikte Allah’ın çağrısını işitmeye bağlanır.
- 28
Âdem’in batnına oldu devâne
Hudâ’ya hamd-i bîpâyân eyledi
1Âdem’in bedenine girince kendinden geçti.
2Allah’a sonsuz şükür sundu.
Ruh Âdem’in karnına yönelince dünyaya bağlanır ve Allah’a sonsuz hamd eder. Beden içine giriş, bir hapis değil şükürle karşılanan yaratılış nimeti olarak sunulur.
- 29
Bu edâda hâsıl oldu sîm ü zer
Mürşiddir tâlibi eyleyen perver
1Bu anlatımda gümüşle altın ortaya çıktı.
2Talibi yetiştiren kişi mürşittir.
Bu düzen içinde gümüş ve altın gibi değerler meydana gelir; mürşit de talibi yetiştiren kişi olur. Maddî zenginlikle manevi eğitim yan yana konarak gerçek değerin rehberlikle tamamlandığı anlatılır.
- 30
Ârif olan alır sözünden hüner
Üstünde kâmili emân eyledi
1Bilge kişi onun sözünden hüner öğrenir.
2Allah, olgun rehberi talibin başında güvence kıldı.
Arif kişi sözden hüner alır ve olgun mürşidi kendine güvence bilir. Bilginin işitilmesi ancak doğru rehberin üst konumuyla birleştiğinde manevi korunma sağlar.
- 31
Bir kürsî Cebrâil ol dem getürdü
Dört molla kürsîyi alıp götürdü
1Cebrail o sırada bir kürsü getirdi.
2Dört bilgin kürsüyü alıp taşıdı.
Cebrail bir kürsü getirir, dört molla onu birlikte taşır. Törenli hazırlık, Âdem’in göksel yolculuğunu sıradan bir hareketten çıkarıp mertebe gösterisine dönüştürür.
- 32
Üstünde Hazret-i Âdem oturdu
Kat be kat gökleri seyrân eyledi
1Hazreti Âdem onun üzerine oturdu.
2Göklerin katlarını birer birer dolaştı.
Âdem kürsüye oturup gökleri kat kat seyreder. Yeni yaratılmış insanın evreni görmesi, kendisine verilen bilgi ve temsil makamının ilk işaretidir.
- 33
Çün Arş eşiğine kondu bu minber
Secde edüp dedi Allahu ekber
1Bu kürsü Arş’ın eşiğine konunca
2Âdem secde edip “Allah en büyüktür” dedi.
Minber Arş’ın eşiğine konduğunda Âdem secde ederek tekbir getirir. Yükselişin sonucu gurur değil ibadettir; makam, Allah karşısındaki teslimiyetle anlam kazanır.
- 34
Anda nüzûl etti Âdem Peygamber
Cümle meleklere fermân eyledi
1Âdem Peygamber oraya indi.
2Allah bütün meleklere emir verdi.
Âdem Peygamber’in inişiyle meleklere secde buyruğu verilir. İnsan türünün değeri, meleklerin önünde üstünlük taslamakta değil Allah’ın emriyle tanınan temsil görevinde bulunur.
- 35
Saf be saf melekler eyledi sücûd
Secde eylemedi âkıbet merdûd
1Melekler sıra sıra secde etti.
2Sonunda kovulan kişi secde etmedi.
Melekler saf saf secde ederken bir varlık bu emre uymayıp kovulur. Toplu itaat ile tekil başkaldırı, yaratılış anlatısının ilk ahlâkî ayrımını kurar.
- 36
Öyle olmuş idi hitâb-ı Ma’bûd
Azâzil’i nice Şeytân eyledi
1Yaradan’ın buyruğu böyleydi.
2Azazil’i nasıl Şeytan’a dönüştürdüğünü gör.
Allah’ın hitabı sonucu Azazil şeytana dönüşür. İsim ve konum değişikliği, itaatsizliğin yalnız bir davranış değil varlığın bütün kimliğini değiştiren kırılma olduğunu gösterir.
- 37
Gururlanıp oldu emeği zail
Yetmiş bin yıl zikri hep oldu bâtıl
1Gururlandı ve bütün emeği boşa gitti.
2Yetmiş bin yıllık zikri geçersiz kaldı.
Gurur yüzünden yetmiş bin yıllık emek ve zikir boşa gider. Uzun ibadet geçmişi, kibir anında kişiyi koruyamaz; şiir değeri süre değil son tavırla ölçer.
- 38
Filcümle melekler hocası kâmil
Lâ’neti halka ber gerdan eyledi
1Oysa meleklerin olgun hocası sayılıyordu.
2Lanet halkasını boynuna geçirdi.
Bir zaman meleklerin olgun hocası sayılan varlık, sonunda laneti boynunda taşır. Yüksek bilgiden düşüş, manevi makamın güvence değil sürekli sorumluluk olduğunu anlatır.
- 39
Cümle melekler de vardı hayrete
Alup götürdüler anı cennete .
1Bütün melekler hayrete düştü.
2Âdem’i alıp cennete götürdüler.
Melekler şaşkınlık içindeyken Âdem cennete götürülür. Kovulma sahnesinin hemen ardından gelen bu yükseliş, itaatsizlik ile ilahî ikram arasındaki keskin karşıtlığı sürdürür.
- 40
Başlayıp Âdem’e dahi izzete
Sohbet-i hûri vü eyledi
1Âdem’e büyük saygı gösterdiler.
2Onu hurilerle cennet hizmetkârlarının sohbetine kattılar.
Âdem’e saygı gösterilir ve huriyle gılman sohbeti ona sunulur. Cennet, yalnız mekânsal nimet değil çevresinde kurulan huzurlu ve onurlu topluluk olarak betimlenir.
- 41
Bir zaman eyledi cennetin demin
Sol eğe kemiğindendir Âdem’in
1Âdem bir süre cennetin huzurunu yaşadı.
2Havva, Âdem’in sol kaburga kemiğinden yaratıldı.
Âdem cennette bir süre yaşar; Havva onun sol kaburga kemiğinden yaratılır. İnsan yalnızlığının sona ermesi, aynı bedensel özden ikinci bir eşin meydana gelmesiyle açıklanır.
- 42
Gaflet aldı onu olmuşken emin
Havvâ ile demin şâdân eyledi
1Güven içindeyken gaflete kapıldı.
2Havva’yla birlikte sevinçli vakit geçirdi.
Güven içinde olan Âdem’i gaflet sarar, fakat Havva’yla geçirdiği zaman yine sevinçlidir. Beyit, mutluluk ortamında bile dikkat kaybının yaklaşan sınamaya zemin hazırladığını sezdirir.
- 43
Bir birini bilüp oldular şâdân
Buğday ağacından görürsüz ziyan
1Birbirlerini tanıyıp sevindiler.
2Buğday ağacının size zarar vereceğini bilin.
Âdem ile Havva birbirini tanıyıp sevinir; fakat buğday ağacının zarar getireceği hatırlatılır. Birlikte kurulan huzurun karşısına yasak ve seçim sorumluluğu çıkar.
- 44
Hülleler olundu anlara ihsân
Yemeyin deyu Hak fermân eyledi
1Onlara güzel cennet giysileri bağışlandı.
2Hak, “O ağaçtan yemeyin” diye emir verdi.
Onlara güzel cennet giysileri bağışlanır ve buğdaydan yememeleri açıkça emredilir. Nimet ile sınır yan yana durur; özgür iradenin değeri tam da bolluk içindeki bu yasakta ortaya çıkar.
- 45
İrişti cennetin bâbına Şeytan
Âkıbet ağzına şeytanı yılan
1Şeytan cennetin kapısına ulaştı.
2Sonunda yılan, Şeytan’ı ağzına aldı.
Şeytan cennet kapısına ulaşır ve yılanın ağzını kendine araç yapar. Doğrudan giremediği yere başka bir canlı üzerinden sızması, hilenin dolaylı çalışma biçimini gösterir.
- 46
Düşnâm ile sürdü o yerden Rıdvan
Cennete getirmiş yılan eyledi
1Rıdvan onu hakaret ederek oradan kovdu.
2Yılan ise Şeytan’ı cennete soktu.
Rıdvan yılanı kovsa da yılan sonunda şeytanı cennete taşır. Kapı bekçisinin açık tehdidi uzaklaştırması yeterli olmaz; gizlenmiş kötülük denetimin sınırını aşar.
- 47
Ağzında Şeytan’la cennete girdi
Buğday yeyin deyu hileler kurdu
1Yılan, ağzındaki Şeytan’la cennete girdi.
2Şeytan, buğdayı yesinler diye türlü hile kurdu.
Yılanın ağzındaki şeytan cennete girip buğdayı yemeleri için hile kurar. Yasak meyveye çağrı, daha önce verilen ilahî buyruğu söz oyunuyla unutturmaya yöneliktir.
- 48
Arayıp Âdem’i Havva’yı gördü
Emr-i Hak’kı anlar nisyân eyledi
1Âdem’le Havva’yı arayıp buldu.
2Onlar Hakk’ın emrini unuttular.
Şeytan Âdem’i ararken Havva’yı bulur; ikisi sonunda Hakk’ın emrini unutur. Unutma, bireysel zaafın ötesinde eşler arasındaki kararın ortak bir sorumluluğa dönüşmesini sağlar.
- 49
Eyledi anlara Şeytan iğvâyı
Ferâmûş ettiler emr-i Hudâ’yı
1Şeytan ikisini de kandırdı.
2Allah’ın emrini akıllarından çıkardılar.
Şeytanın ayartması ilahî buyruğu akıldan çıkarır. Yanlış davranış önce zihindeki unutmayla başladığı için şiir, isyanın kökünü yalnız iştahta değil hafıza kaybında bulur.
- 50
Akıbet yediler dahi buğdayı
Âdem Havvâ böyle isyân eyledi
1Sonunda buğdayı yediler.
2Âdem’le Havva böylece isyan etti.
Âdem ile Havva sonunda buğdayı yer ve isyan gerçekleşir. “Sonunda” vurgusu, hilenin tek anda değil direnç aşındıkça başarıya ulaştığını düşündürür.
- 51
Meğer kim bu imiş hikmet-i Hudâ
Âşikâre oldu kudret-i Hudâ
1Demek ki Allah’ın hikmeti böyleymiş.
2Allah’ın kudreti açıkça ortaya çıktı.
Bu olayın Allah’ın hikmetinin bir parçası olduğu söylenir; kudret böylece açıkça görünür. İnsan hatası inkâr edilmez, fakat onun daha geniş yaratılış planı içindeki yeri de kabul edilir.
- 52
Anlara verdi bu gafleti Hudâ
İşte .böyle terk-i cihân eyledi
1Onlara bu gafleti Allah verdi.
2İşte böylece cennet dünyasını terk ettiler.
Allah’ın gaflete izin vermesi, cennet hayatının terk edilmesine yol açar. Düşüş yalnız ceza değil insanın dünya yolculuğunu başlatan ilahî düzenin eşiği olarak yorumlanır.
- 53
Hasedle Azrâil böyle iş etti
Cümle giydikleri hülleler gitti
1Azrail kıskançlıkla böyle davrandı.
2Üzerlerindeki bütün cennet giysileri gitti.
Basılı iki dize kıskançlıkla davranan varlığı “Azrâil” diye adlandırır ve ardından cennet giysilerinin yitirildiğini söyler. Adın anlatı bağlamında Azazil’i düşündürmesi mümkündür; ancak kaynak bunu söylemediği için yorum Azrâil yüzeyini korur ve kimliği tahminle değiştirmez.
- 54
Peşîmân oldular ammâ iş bitti
Anlar eğinlerin uryân eyledi
1Pişman oldular ama artık iş işten geçmişti.
2Bedenleri çıplak kaldı.
Pişmanlık geldiğinde iş çoktan bitmiştir ve bedenler çıplak kalır. Şair, sonradan duyulan üzüntünün kararı geri çeviremeyeceğini açık bir sebep-sonuç ilişkisiyle gösterir.
- 55
Sürüldü cennetten Âdem ü Havvâ
Tevbe kapusunda Âdem ibtidâ
1Âdem’le Havva cennetten çıkarıldı.
2Önce Âdem tövbe kapısında durdu.
Âdem ile Havva cennetten sürülür; Âdem tövbe kapısına ilk yönelen kişidir. Günahın ardından açılan ilk yol savunma değil, hatayı kabul edip bağışlanma istemektir.
- 56
Rahmet kapusunda Havvâ sâniyâ
Çi fâide zâr ü giryân eyledi
1Sonra Havva rahmet kapısına yöneldi.
2Ama ağlayıp inlemeleri ne fayda verdi?
Havva da ikinci olarak rahmet kapısına gider, fakat ağlama ve inlemenin hemen sonuç vermediği söylenir. Tövbenin samimiyeti, acının sürekliliği ve sabırla sınanır.
- 57
Serendib’e indi Hazret-i Âdem
Kırk yıl ağladılar akıttılar dem
1Hazreti Âdem Serendip’e indi.
2Kırk yıl ağlayıp kanlı yaş döktüler.
Âdem Serendip’e iner ve kırk yıl boyunca kanlı gözyaşı döker. Cennet kaybı, uzak coğrafyada uzun süren bedensel bir yas ve arınma çabası olarak anlatılır.
- 58
Cidde’ye irişti Havvâ da o dem
Biri birlerinden nihân eyledi
1Havva da o sırada Cidde’ye ulaştı.
2Birbirlerinden ayrı ve gizli kaldılar.
Havva Cidde’ye ulaşır; eşler birbirinden ayrı ve gizli kalır. Aynı hatanın ortakları olmalarına rağmen cezayı farklı yerlerde çekmeleri, ayrılık acısını büyütür.
- 59
Emr-i Hak oldu anlara mülâkat
Cibril nazil oldu edüp iltifât
1Hakk’ın emriyle yeniden buluştular.
2Cebrail inip onlara ilgi gösterdi.
Allah’ın buyruğuyla yeniden buluşmaları mümkün olur ve Cebrail onlara ilgi gösterir. Kavuşma kişisel çabayla değil bağışlanma ve ilahî izinle gerçekleşir.
- 60
Hasret ü firkatten buldular necât
Sığır ile koyun ihsân eyledi
1Özlem ve ayrılık acısından kurtuldular.
2Allah onlara sığırla koyun bağışladı.
Hasretle ayrılıktan kurtulmalarının ardından sığır ve koyun bağışlanır. Duygusal iyileşme, dünya hayatını sürdürecek geçim araçlarıyla tamamlanır.
- 61
Ol koyunun yünün eğirdi Hâvvâ
Eğnine kıldılar yosma bir abâ
1Havva o koyunun yününü eğirdi.
2Üzerine güzel bir aba yaptılar.
Havva koyun yününü eğirip bedene bir aba hazırlar. Cennet giysisinin kaybından sonra insan, doğanın verdiği malzemeyi emekle koruyucu örtüye dönüştürür.
- 62
Deriler dokudu Âdem sâniyâ
Giyip vücudların pinhân eyledi
1Âdem de daha sonra derileri işledi.
2Giyinip bedenlerini örttüler.
Âdem daha sonra derileri işler ve ikisi bedenlerini gizler. Utanma duygusu, üretim becerisiyle birleşerek insan kültürünün ilk işlerinden birini doğurur.
- 63
Çıktığı dem Âdem cennetten çıplak
Dört damla damladı incirden mutlak
1Âdem cennetten çıplak çıktığı sırada
2incirden dört damla düştü.
Âdem cennetten çıplak çıktığında incirden dört damla düşer. Bu küçük mucize, örtünme ihtiyacına tabiat içinden karşılık hazırlayan yeni bir başlangıçtır.
- 64
Setr içün incirden eyledi yaprak
Birin penbe-i râyegân eyledi
1Örtünmek için incir yaprağı kullandı.
2Damlaların biri bedava yetişen pamuğa dönüştü.
İncir yaprağı örtünmek için kullanılır; damlalardan biri de bedava pamuk olur. Bitki, hem acil örtü hem daha kalıcı dokuma malzemesi sağlayarak insana hizmet eder.
- 65
İkincisi ak dut anladın bildin
Dördüncüsü şeker sözüme geldin
1İkincisinin ak dut olduğunu artık öğrendin.
2Dördüncüsü şekerdir; söz sırası ona geldi.
İkinci damlanın ak dut, dördüncünün şeker olması yaratılış nimetlerini çeşitlendirir. Dinleyiciye “anladın, bildin” diye seslenilmesi, sözlü öğretim havasını güçlendirir.
- 66
Üçüncü karafdut haberin aldın
Musannifler Ömer beyân eyledi
1Üçüncüsünün karadut olduğunu da duydun.
2Ömer, yazarların anlattıklarını böyle aktardı.
Üçüncü damlanın karadut olduğu bildirilir ve Ömer bu bilgiyi eski yazarların aktarımı olarak sunar. Böylece yaratılış zinciri kişisel hayalden ayrılıp yazılı rivayet geleneğine bağlanır.
Metnin kaynağı
Ergun’un Âşık Ömer dizisinde basılı No. 2; görünür Ömer mahlası ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırması birlikte doğrulandı.
Atıf kanıtını aç ↗Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 2; PDF 101–102–103–104; 66 birim/132 dize. Görünür mahlas, sınırlar, aparat ve kanıt kaydı korunmuştur; tarama yeniden dağıtılmaz.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir gün ecel gelip irişe bizeÂşık Ömer · Destan→
Gözyaşını boş yere dökmeme uyarısı, insanın yaratılış sırrını kavramadan duyduğu şaşkınlığa yöneliyor. Bu hâli bilmeyen baş, yasın nedenini de doğru değerlendiremeyecektir.