DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Bir Gün Ecel Gelip İrişe Bize
Destan · 17. yüzyıl

Bir Gün Ecel Gelip İrişe Bize

Ölüm döşeğinden kabir sorgusuna, Sırat ve Mizan’dan kıyametin kozmik sarsıntısına kadar insanın son yolculuğu anlatılır. Yakınların çaresizliği, bedenin çözülüşü ve ahiret hesabı peş peşe getirilerek dinleyici hazırlıklı olmaya çağrılır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Bir gün gelip irişe bize

    Can ile gûşedin deyeyin size

    1Bir gün ölüm bize de ulaştığında,

    2can kulağıyla dinleyin; size anlatayım.

    Ecelin bir gün herkese ulaşacağı söylenirken dinleyici can kulağıyla işitmeye çağrılıyor. Ölüm bilgisi sıradan haber değil, hayatı düzenlemek için bütün dikkatle karşılanması gereken öğüttür.

  2. 2

    Gel deyu bekaya oluna ferman

    Nicedir olurken ahvâl-i insan

    1“Sonsuzluk yurduna gel” diye emir verilir.

    2İnsanın başına neler geldiğini düşün.

    İnsana “gel” buyruğu verilerek kalıcı âleme çağrılması, ölümün yalnız son değil başka bir düzene geçiş olduğunu düşündürür. Şair bu geçişte insan hâlinin nasıl değişeceğini anlatmaya hazırlanır.

  3. 3

    Ölüm yasdığına koyunca başı

    Cem’olur yanına kavm ü kardaşı

    1Başını ölüm yastığına koyunca

    2yakınlarıyla kardeşleri çevresinde toplanır.

    Baş ölüm yastığına konduğunda topluluk ve kardeşler hastanın çevresine toplanır. Kişisel ölüm anı, yakınların tanıklığıyla aile ve toplum içinde yaşanan ortak bir ayrılığa dönüşür.

  4. 4

    Almaz olur tab’ı etmeği aşı

    Arayıp bulmağa derdine derman

    1Canı artık ekmek ve yemek istemez.

    2Derdine çare bulmak için arayıp dururlar.

    Hastanın yaratılışı artık yemek ve ekmek kabul etmez; yakınları derdine çare arar. Bedenin en temel ihtiyacı reddetmesi, ölüm karşısında gündelik bakımın yetersiz kaldığını gösterir.

  5. 5

    Hak’kın emri ile gele Azrail

    Olamaz önüne kimesne hâil

    1Hakk’ın emriyle Azrail gelir.

    2Hiç kimse onun önüne geçemez.

    Azrail Allah’ın buyruğuyla geldiğinde hiç kimse onun önüne engel olamaz. Ölüm meleğinin gücü kendisinden değil ilahî emirden doğduğu için sahne mutlak bir düzen fikrine bağlanır.

  6. 6

    Cümle mahlûkatı eyleyen

    Kurtulmaz elinden insân ü hayvan

    1Bütün canlıları yok eden odur.

    2İnsan da hayvan da onun elinden kurtulamaz.

    Bütün yaratılmışları yokluğa götüren ölümden insan da hayvan da kurtulamaz. Tür ve mertebe ayrımı ortadan kalkar; canlılığın ortak sonu evrensel bir hüküm olarak belirtilir.

  7. 7

    Bir kez olunca ol emr-i Rahmânî

    Tırnaktan dizine çıkınca canı

    1Rahman’ın o emri bir kez gelince

    2can tırnaklarından dizlerine doğru çekilir.

    Rahman’ın buyruğu verildiğinde canın tırnaktan dize doğru çekilmeye başlaması anlatılır. Soyut ölüm, bedenin belirli bölgelerinde ilerleyen ağır ve hissedilir bir süreç hâline gelir.

  8. 8

    Sal adem mülküne ibn-i fülâni

    Tutuşa yüreği mânend-i külhan

    1“Falancanın oğlunu yokluk ülkesine gönder” denir.

    2Yüreği bir külhan gibi yanmaya başlar.

    İnsan dünyasına “falancanın oğlu” diye seslenilirken yürek bir külhan gibi tutuşur. Toplumsal kimlik ve soy adı, ölüm korkusunun bedende yaktığı ateşi durduramaz.

  9. 9

    Ferce bulup gele İblis o bedhû

    Diye îmânın ver sana verem su

    1Kötü huylu İblis bir fırsat bulup gelir.

    2“İmanını ver, sana su vereyim” der.

    Kötü huylu İblis fırsat bulup susamış insana su karşılığında imanını ister. Son anın bedensel ihtiyacı, manevi bağlılığı hedefleyen en tehlikeli pazarlığa çevrilir.

  10. 10

    Merdûd-i ezelî ol âsî bedrû

    Ey garîb olmuşsun ziyâde atşan

    1O ezelden kovulmuş, asi ve çirkin yüzlüdür.

    2“Ey garip, çok susamışsın” diye seslenir.

    Ezelden kovulmuş asi, susuz ve çaresiz kişiye alaycı biçimde seslenir. Şair son nefeste bile kandırılma ihtimali bulunduğunu göstererek iman emanetini koruma kaygısını büyütür.

  11. 11

    İlâhî alırken sen cânımızı

    Afveyle sen bizim isyânımızı

    1Allah’ım, canımızı alırken

    2bizim isyanlarımızı bağışla.

    Can alınırken Allah’tan isyanların bağışlanması istenir. Ölüm karşısındaki ilk tavır korkudan çok tövbedir; şair geçmiş kusurları ilahî affa açıkça teslim eder.

  12. 12

    Emânet eyledik îmânımızı

    Bizi emîn eyle Min şerr-i Şeytan

    1İmanımızı sana emanet ettik.

    2Bizi Şeytan’ın kötülüğünden koru.

    İman Allah’a emanet edilir ve şeytanın kötülüğünden güven istenir. Kişinin kendi gücüne dayanmaması, son anın sınavını ancak ilahî korumayla aşabileceğini kabul etmesidir.

  13. 13

    Ruh tulû’ eyleyip hulkuma gele

    Hamdeyle Hudâ’ya pâki kalb ile

    1Ruh yükselip boğazıma geldiğinde

    2temiz bir kalple Allah’a şükret.

    Ruh boğaza yükseldiğinde temiz kalple Allah’a hamdetmek öğütlenir. Beden kapanırken dil ve gönlün şükürde kalması, ölüm anını imanla tamamlama arzusunu gösterir.

  14. 14

    Makbuldür tevbemiz ol mahal bile

    Kendi fazlındandır bu lûtf u ihsan

    1Tövbemiz o anda bile kabul edilir.

    2Bu lütuf ve bağış bütünüyle Allah’ın keremindendir.

    Tövbenin o son yerde bile kabul edilebileceği, bunun Allah’ın lütuf ve fazlından geldiği söylenir. Umut insanın başarısına değil bağışlayıcı kudretin genişliğine bağlanır.

  15. 15

    Bir dahi dest urup edince zoru

    Pençe-i darbından dü çeşmin nûru

    1Azrail bir kez daha elini uzatıp zorladığında

    2darbesi iki gözünün ışığını söndürür.

    Ölüm meleği ikinci kez uzanıp kuvvet uyguladığında iki gözün nuru söner. Görmenin kaybı, canın bedenden ayrılışını dışarıdan fark edilen kesin bir belirtiye dönüştürür.

  16. 16

    Bir an da cân ü tenin kala kuru

    Döküle yüzüne misâl-i bâran

    1Bir anda canınla bedenin güçsüz kalır.

    2Gözyaşların yüzüne yağmur gibi dökülür.

    Bir anda canla ten kurur ve yağmur gibi gözyaşı yüze dökülür. Bedendeki kuruma ile dışarıdaki ıslaklık, ölümün hem tükenişini hem yakınların yasını aynı görüntüde birleştirir.

  17. 17

    Uzada âkıbet dest ile pâyı

    Kor gidersin bunda cümle eşyâyı

    1Sonunda ellerinle ayakların uzanıp kalır.

    2Buradaki bütün eşyayı bırakıp gidersin.

    El ve ayak sonunda uzatılır; insan bütün eşyasını dünyada bırakır. Bedenin hareketsiz hâli, sahip olunan şeylerin ölüm yolculuğuna eşlik edemeyeceğini açıkça gösterir.

  18. 18

    Terkeyleye âhır dâr-ı fenâyı

    Gerek senin olsun İran ü Turan

    1En sonunda bu geçici dünyayı terk edersin.

    2İran’la Turan senin olsa bile sonuç değişmez.

    Geçici dünya sonunda terk edilir; İran ile Turan’ın sahibi olmak bile sonucu değiştirmez. Geniş hükümdarlık örneği, mülkiyetin ölüm karşısındaki değersizliğini büyütür.

  19. 19

    Salât ü savm ile olmayan medyun

    Çıkınca tahtaya cesed-i

    1Namaz ve oruç borcu olmayan kişi bile

    2Basılı dize eksiktir: “Cesedi tahtaya çıkarılınca…”

    Namaz ve oruç borcu olmayan kişinin bedeni yıkama tahtasına konur; dizedeki görünür eksik bölüm tamamlanmaz. İbadet borcundan arınmış olmak, cenaze hazırlığına manevi bir rahatlık katar.

  20. 20

    Akıtmaz gözünden -ı Ceyhun

    Soyalar câmeni olasın uryan

    1Gözünden Ceyhun gibi yaş akıtamaz.

    2Giysilerini çıkarırlar ve çıplak kalırsın.

    Göz artık Ceyhun gibi yaş akıtmaz; giysiler çıkarılır ve beden çıplak kalır. Hayatta duyguyu ve kimliği örten katmanlar ölümle birlikte bütünüyle ortadan kalkar.

  21. 21

    Dökeler üstüne âb-ı revânı

    Altına çekeler râh-ı revanı

    1Üzerine akarsu gibi su dökerler.

    2Altına suyun akacağı bir yol açarlar.

    Ölünün üstüne akan su dökülür ve altına yıkama yolu hazırlanır. Cenazenin bedeni, yakınların uyguladığı düzenli temizlik işlemiyle son yolculuğa hazırlanır.

  22. 22

    Ne ise edeler gasil erkânı

    Râh-ı musallâya olasın revan

    1Yıkama töreninin bütün gereklerini yerine getirirler.

    2Sonra musallaya doğru götürülürsün.

    Gasilin bütün kuralları tamamlanınca cenaze musalla yoluna yönelir. Bireysel bedene yapılan bakım, topluluk önündeki cenaze namazına geçiş için zorunlu bir eşik olur.

  23. 23

    Koyalar seng üzere gele cemâat

    Çağıra müezzin er kişi niyyet

    1Seni taşın üzerine koyarlar; cemaat gelir.

    2Müezzin erkek cenazesi için niyet çağrısı yapar.

    Cenaze taş üstüne konur, cemaat gelir ve müezzin er kişi için niyet çağrısı yapar. Ölünün adı yerine cinsiyet ve ibadet düzeni öne çıkar; kişi ortak ritüelin içine alınır.

  24. 24

    Saf tutup karşına dizile kat kat

    El bağlıya dura karşına yâran

    1Karşında kat kat saf tutarlar.

    2Dostların elleri bağlı biçimde önünde durur.

    Dostlar saf saf dizilip ellerini bağlayarak cenazenin karşısında durur. Hayattaki sohbet halkası, bu kez sessizlik ve namaz düzeni içinde son bir beraberliğe dönüşür.

  25. 25

    Çar kişi duşunda götüre seni

    Yerin karnın yırtup yatıra seni

    1Dört kişi seni omuzlarında taşır.

    2Toprağın bağrını açıp seni içine yatırırlar.

    Dört kişi cenazeyi omuzlarında taşır; toprak yarılıp beden içine yatırılır. İnsan topluluğunun taşıdığı yük, mezara varınca doğrudan yeryüzüne teslim edilir.

  26. 26

    Götürüp kabrine getüre seni

    Üstüne türâbı örteler ol an

    1Seni götürüp kabrine indirirler.

    2O anda üzerine toprak örterler.

    Cenaze kabre getirilir ve aynı anda üstüne toprak örtülür. Yolculuğun maddî sonu, bedenin yaratıldığı unsura geri dönmesi ve orada kalmasıyla tamamlanır.

  27. 27

    Çevrene cem’olup dizile ol hîn

    İlâhî âhırda Kur’an-ı mübîn

    1Çevrende toplanıp sıralanırlar.

    2Sonunda Allah’ın apaçık kitabını açarlar.

    Yakınlar mezarın çevresine dizilir ve son için Kur’an’a yönelir. Toprağa verilen kişinin ardından kalanların yapabileceği şey, ilahî kelama sığınıp dua etmektir.

  28. 28

    Başlayıp okuna Sûre-i Yâsîn

    Okunup Fâtiha dağıla yâran

    1Yâsîn suresini okumaya başlarlar.

    2Fâtiha okunur, ardından dostların dağılır.

    Yasin okunur, Fatiha tamamlanır ve dostlar dağılır. Toplu ritüel belirli dualarla kapanırken mezarda kalacak kişiyle yaşayanların yolları ayrılır.

  29. 29

    tek ü tenhâ seni korlar giderler

    İsmini hâtırdan ihrâc ederler

    1Seni yapayalnız bırakıp giderler.

    2Zamanla adını bile hatırlarından çıkarırlar.

    İnsan mezarda tek başına bırakılır; gidenler zamanla adını hatırdan çıkarır. Kalabalık cenaze sahnesinin ardından gelen yalnızlık, unutulmanın ölüm kadar kesin olduğunu anlatır.

  30. 30

    Duydun mu fülânı fevt oldu derler

    Böyledir ezelden âdet-i devran

    1“Falancanın öldüğünü duydun mu?” derler.

    2Dünyanın düzeni ezelden beri böyledir.

    Yaşayanlar yalnız “falanca öldü” diyerek haberi aktarır. Bu sade cümle, bütün bir ömrün toplum hafızasında kısa bir bilgiye dönüşmesini ve devranın eski âdetini gösterir.

  31. 31

    ... yukarı can ver Allah

    Urunca tahtaya başın diye ah

    1Basılı dize eksiktir: “… yukarı, canı Allah’a ver.”

    2Başın tahtaya vurunca “ah” dersin.

    İlk dizedeki görünür kayıp, Allah’a yönelen sözün tamamını okumaya izin vermiyor. Başın tahtaya çarptığında çıkan “ah”, cenaze hazırlığının bedensel sertliğini duyuruyor.

  32. 32

    Sıdkımız budürür Âmentü billâh

    Bile öldüğün ol mahalde insan

    1İçten sözümüz şudur: “Allah’a inandım.”

    2İnsan, öldüğünü işte o anda anlar.

    İmanın özü “Allah’a inandım” sözüyle açıklanır ve insanın bunu ölüm yerinde bilmesi istenir. Son anda doğru inancı hatırlamak, korku içindeki zihne tutunacak açık bir dayanak verir.

  33. 33

    Akabince gele Münkir ü Nekir

    Diyesin Rabbim tez evvel haber vir

    1Ardından Münker ile Nekir gelir.

    2“Rabbim, önce sen haber ver” dersin.

    Münkir ile Nekir hemen ardından gelir; kişiden önce Rabbini bildirmesi beklenir. Kabir yalnız dinlenme yeri değil, hayat boyunca taşınan inancın sorgulandığı ilk duraktır.

  34. 34

    Havfından vücûdun titreye tir tir

    Tutmuş ik-mzunda bir gürz-i giran

    1Korkudan bedenin tir tir titrer.

    2Basılı dize bozuktur; omzunda ağır bir topuz tuttuğu anlaşılır.

    Korkudan beden titrerken meleklerin omzunda ağır bir topuz vardır. Sorgu, sözlü sorunun ötesinde yanlış cevabın bedensel cezasını hissettiren tehditkâr bir sahneye dönüşür.

  35. 35

    Sora Peygabr’in mezheb ü dînin

    Verirsin mûr ile pür ola sînin

    1Sana peygamberini, mezhebini ve dinini sorar.

    2Basılı yüzeye göre cevap verirsen göğsün karıncayla dolar.

    Peygamber, mezhep ve din soruları yöneltilir; cevap verilemezse göğsün karıncayla dolacağı söylenir. İnanç bilgisinin eksikliği, mezarda somut ve ürpertici azapla karşılanır.

  36. 36

    Kıble vü milletin cümle âyînin

    Bilâ havfin eğer cevâb-ı âsan

    1Kıbleni, milletini ve bütün inanç esaslarını sorar.

    2Korkmadan kolayca cevap verebilirsen kurtulursun.

    Kıble, millet ve ibadet düzeni korkmadan kolayca cevaplanmalıdır. Dünyadaki yöneliş ve aidiyetler, kabirde ezber değil insanın gerçekten benimsediği kimlik olarak sınanır.

  37. 37

    Eğer verir isen akr-i cevâbı

    Niçin gûş etmedin deyu kitâbı

    1Ama yanlış bir cevap verirsen

    2“Kitabı neden dinlemedin?” diye sorarlar.

    Yanlış cevap verilirse “kitabı niçin dinlemedin” diye sorulur. Hesap anındaki bilgisizlik, fırsat yokluğundan değil hayattayken ilahî söze kulak vermemekten kaynaklanır.

  38. 38

    Edeler cânına dürlü azâbı

    Ederdin cilve-i sohbet-i yâran

    1Canına türlü türlü azap ederler.

    2Oysa sen dost sohbetlerinde eğlenip dururdun.

    Çeşit çeşit azabın uygulanacağı söylenirken geçmişte dost sohbetlerinde gösteriş yapıldığı hatırlatılır. Dünya eğlencesi ile kabir yalnızlığı arasındaki fark, ihmalin bedelini açık eder.

  39. 39

    Mülk-i beka için yapış bir kâre

    Çok çalıştı buna bulmadı çâre

    1Sonsuzluk yurdu için yararlı bir işe sarıl.

    2Hazreti Lokman bile ölüm için çok uğraştı, çare bulamadı.

    Kalıcı ülke için bir iş yapma çağrısı, ölümden kaçış çarelerinin sonuçsuzluğuyla desteklenir. Çok çalışmak bedeni kurtaramaz; değerli emek ancak öte dünya hazırlığına yönelendir.

  40. 40

    Yanmasın der isen vücûdun nâre

    Bu maraz-ı mevte hazret-i Lokman

    1Bedeninin ateşte yanmasını istemiyorsan hazırlan.

    2Ölüm hastalığına Hazreti Lokman bile çare bulamadı.

    Bedenin ateşte yanmaması isteniyorsa ölüm hastalığına karşı Lokman bile çare bulamaz. Büyük hekimin yetersizliği, gerçek korunmanın tıpta değil doğru yaşayışta aranması gerektiğini anlatır.

  41. 41

    Bir zaman şâh iken vahş ü tuyûra

    câmın içip girdi kubûra

    1Süleyman bir zamanlar hayvanlarla kuşların hükümdarıydı.

    2O da ölüm kadehini içip mezara girdi.

    Süleyman bir zaman hayvanlarla kuşların hükümdarıyken ölüm kadehini içip mezara girmiştir. En geniş iktidar bile ecel karşısında sahibini koruyamaz.

  42. 42

    Fermânı yürüdü mâr ile mûra

    Hükmederdi ins ü cinne Süleyman

    1Buyruğu yılanla karıncaya kadar ulaşırdı.

    2Süleyman insanlara da cinlere de hükmederdi.

    Yılanla karıncaya kadar hükmeden Süleyman’ın gücü hatırlatılır. Önceki beyitle birlikte okunduğunda, canlılar üzerindeki mutlak otoritenin ölüm üzerinde geçersiz kaldığı anlaşılır.

  43. 43

    Yatur zemîn içre niçe Ya’kub zâr

    Habîb-i ekremle hem Çehâryâr

    1Toprağın içinde birçok kederli Yakup yatıyor.

    2Yüce Peygamber ile dört halife de oradadır.

    Yakup’un ve birçok kişinin toprakta yatması, peygamberlerin bile ölüm hükmünden ayrı olmadığını gösterir. Büyük yas ve seçkin soy, bedeni yerin içine girmekten kurtarmaz.

  44. 44

    Dahi Yûsuf gibi mahbûb-i dîdâr

    Ebû Bekr ü Ömer Ali vü Osman

    1Yusuf gibi güzel yüzlü sevgili de toprağa girdi.

    2Ebubekir, Ömer, Ali ve Osman da bu dünyadan geçti.

    Güzel yüzlü Yusuf, Ebû Bekir, Ömer, Ali ve Osman birlikte anılır. Peygamber ve halifelerin aynı ölüm listesinde buluşması, faniliğin makam ayrımı tanımadığını vurgular.

  45. 45

    Cihâna geldiler oldular gaib

    Sütûn-i dîn olan sâhib mezâhib

    1Dünyaya geldiler ve sonunda gözden kayboldular.

    2Din direği olan mezhep imamları da öyle yaptı.

    Dinin direği sayılan mezhep sahipleri dünyaya gelmiş ve sonra görünmez olmuştur. Öğreti bırakmaları, bedensel varlıklarının geçiciliğini değiştirmez.

  46. 46

    Kodular yerine bir aded nâib

    Hanbelî Şâfiî Mâlikî Nu’man

    1Yerlerine birer vekil bıraktılar.

    2Hanbelî, Şafiî, Malikî ve Numan da geçip gitti.

    Hanbelî, Şafiî, Mâlikî ve Nu’man yerlerine temsilciler bırakarak gider. İnsan ölürken kurum ve bilgi ardıllar yoluyla sürer; kalıcılık bedende değil aktarılan öğretidedir.

  47. 47

    Bu resme kalmaya hiç nesl-i ümmet

    İsrâfil sûrunu çala ol sâat

    1Ümmetin hiçbir nesli bu dünyada kalıcı değildir.

    2O saatte İsrafil sûra üfler.

    Ümmet neslinin de bu biçimde sonsuza kadar kalmayacağı, İsrafil’in sûr üflemesiyle kesinleşir. Bireysel ölüm anlatısı artık bütün insanlığın sonuna doğru genişler.

  48. 48

    Küffârın başına kopa kıyâmet

    Kalmaya cihanda zîrûh bir can.

    1Kıyamet inkârcıların başına kopar.

    2Dünyada canlı tek bir can kalmaz.

    Kıyamet koptuğunda dünyada canlı hiçbir can kalmaz. İlk beyitlerde insanla hayvanı eşitleyen ölüm hükmü, burada bütün varlıkları kapsayan son sahneye ulaşır.

  49. 49

    Gör nice harceder bu çarh ricâli

    Şems ü mah

    1Bu feleğin insanları nasıl tükettiğine bak.

    2Basılı dize yalnız “Güneş ve ay…” sözleriyle kalmıştır.

    Feleğin insanları nasıl tükettiği sorulurken güneş ve ayı anan ikinci dize görünür yüzeyde eksik kalır. Kayıp bölüm tamamlanmadan, kozmik düzenin de son karşısında güvende olmadığı anlaşılır.

  50. 50

    İrişe dünyânın gayri zevâli

    Nice kalıserdir bu köhne vîran

    1Dünyanın sonu da gelip çatar.

    2Bu eski ve yıkık dünya daha ne kadar ayakta kalabilir?

    Dünyanın başka türlü çöküşü geldiğinde bu eski harabenin ne kadar dayanacağı sorulur. Dünya zaten köhne bir yapı olarak görüldüğü için kıyamet onun kaçınılmaz yıkımıdır.

  51. 51

    Penbe veş atıla dağlarla sahrâ

    İkinci sûrunda dirile yekpâ

    1Dağlarla kırlar pamuk gibi savrulur.

    2İkinci sûr üflendiğinde herkes birden dirilir.

    Dağlar ve kırlar pamuk gibi savrulur; ikinci sûrla herkes birlikte dirilir. İlk üflemenin dağıttığı madde, sonraki çağrıda insan topluluğunun yeniden kurulmasına zemin olur.

  52. 52

    Ebr veş döküle zemîne semâ

    Kurula mahşerde Sırât u Mîzan

    1Gökyüzü bulut gibi yere dökülür.

    2Mahşerde Sırat Köprüsü ile terazi kurulur.

    Gök bulut gibi yere dökülür ve mahşerde Sırat ile Mizan kurulur. Kozmik çöküş, sonunda her kişinin geçiş ve tartı yoluyla hesaba çekileceği düzenli bir yargıya dönüşür.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun’un Âşık Ömer dizisinde basılı No. 3; görünür Ömer mahlası ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırması birlikte doğrulandı.

Atıf kanıtını aç ↗

Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 3; PDF 104–105–106; 52 birim/104 dize. Görünür mahlas, sınırlar, aparat ve kanıt kaydı korunmuştur; tarama yeniden dağıtılmaz.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBu Anka Denilen Ey Dil-i Şeydâ
Bu anka denilen ey dil-i şeydâ
Âşık Ömer · Koşma

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

tuyûr

kuşlar

bârân

yağmur

ecel

Ömrün sona erdiği an.

bekâ

sonsuzluk

zâil

Yok olan.

dâr-ı fenâ

Geçici dünya.

Sırat

Ahirette geçileceğine inanılan köprü.

gûş etmek

Dinlemek, kulak vermek.