Bin sûret gösterir rümûz-i eşyâ
Şiir varlığın işaretlerini okunacak bir kitap gibi görür; aşk meydanına baş koymayı ve nefsi denetlemeyi öğütler, dünyayı her şeyi öğüten değirmene ve su üstündeki kabarcığa benzeterek Ömer’i kendine dönmeye çağırır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bin sûret gösterir
Doğup her bir yüzden mâhitâb ancak
1Varlıkların işaretleri bin suret gösterir;
2her bir yüzden yalnız ay ışığı doğar.
- 2
Derlerdi âdeme
Okumağa muhtâc bir kitâb ancak
1İnsana ‘büyük nüsha’ derlerdi;
2ama o da okunmaya muhtaç bir kitaptır.
İnsan ‘nüsha-i kübrâ’, yani büyük örnek veya büyük kitap diye anılır; yine de okunması gerekir. Yücelten ad ile okuma ihtiyacı yan yana gelince insan hem anlam taşıyan hem anlamı kendiliğinden açık olmayan metne dönüşür.
- 3
Komayan meydân-ı aşka serini
Bulamaz kendinde aşk eserini
1Aşk meydanına başını koymayan
2kendisinde aşktan bir iz bulamaz.
Aşk meydanına baş koymak, benliği ve canı ortaya sürmeyi anlatır. Bunu yapmayanın kendi içinde aşk izi bulamayacağı söylenerek deneyim ile sonuç doğrudan bağlanır; söz yalnız dışarıdan hayranlığı yeterli saymaz.
- 4
Hak’kı bulmaklığa nefs ejderini
Zabt ü rabteylemek çok hisâp ancak
1Hakk’ı bulmak için nefis ejderini
2zapt edip bağlamak büyük bir hesaptır.
Nefis ejderha biçiminde büyütülür ve Hakk’ı bulmanın önündeki güç olarak gösterilir. Onu zapt edip bağlamak ‘çok hesap’, yani ağır ve ciddi bir iş sayılır; günümüz Türkçesi kolay başarı vaadi eklemez.
- 5
Zabt elinde olan hoşça zevkeder
Cihan gavgasına baş koşup nider
1Kendini denetimi altında tutan hoşça zevk eder;
2dünya kavgasına baş koyup ne yapsın?
Denetimi elinde tutan kişi dünyadaki zevki ölçülü biçimde yaşar; cihan kavgasına baş koymayı gereksiz bulur. Birimdeki soru, dünyadan tümüyle kaçışı değil, onun gürültüsüne teslim olmamayı öne çıkarır.
- 6
Çün kurusu yaşı demez harceder
Âlem bir misâl-i ancak
1Çünkü kuru yaş ayırmadan harcar;
2âlem ancak bir değirmen örneğidir.
Kuru ile yaşı ayırmadan harcayan güç, hemen ardından değirmene benzetilen âlemdir. Değirmen önüne geleni öğütür; bu imge dünyanın seçmeden tüketmesini anlatır, özneyi belirli bir insan davranışına daraltmaz.
- 7
Bu dünyâ zevkına ben dem demezem
Bârigâh-ı kevni muhkem demezem
1Ben bu dünya zevkine ‘bir an’ demem;
2varlık sarayını sağlam saymam.
Şair dünya zevkine ‘dem’ adını bile vermek istemez ve varlık sarayını sağlam saymaz. Sürenin küçültülmesi ile yapının güvensizliği birleşir; geçicilik hem zaman hem mekân üzerinden kurulmuş olur.
- 8
Bir kaç demine de herdem demezem
Su üzre kurulmuş bir ancak
1Onun birkaç anına da ‘her zaman’ demem;
2o, su üstünde kurulmuş bir kabarcıktır.
Birkaç kısa anı ‘her zaman’ saymayı reddeden söz, dünyayı su üzerindeki kabarcığa benzetir. Kabarcık görünür ama dayanıksızdır; yorum yalnız bu açık geçicilik imgesini izler, kesin bir kozmoloji eklemez.
- 9
Âşık Ömer bes yeter var sen
Kendi kendine gel nasîhat ver sen
1Âşık Ömer; ‘bes yeter var sen’—
2kendine gel, kendi kendine öğüt ver.
Mahlaslı ilk dizedeki ‘bes yeter var sen’ devrik yüzeyi ek tanık olmadan ‘git’ emrine çevrilmez ve tırnak içinde korunur. İkinci dizedeki açık buyruklar ise kendine gelmek ve kendi kendine öğüt vermektir.
- 10
Bin yıl cihan varın görüp geçirsen
Âkıbet dîdeler bir türâb ancak
1Dünyanın varını bin yıl görüp geçirsen de
2sonunda gözler ancak bir parça topraktır.
Dünya varlığını bin yıl görmek bile sonu değiştirmez: gözler toprağa döner. Uzun ömür ihtimaliyle küçük bir toprak parçası karşılaştırılır; nasihat, kalıcılık sanısını bedensel son üzerinden kapatır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 şiir No.53 Âşık Ömer bölümündedir ve gövdede Ömer mahlası açıkça görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n53-C4FF8BEA09E0. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.53, PDF 136; 10 iki dizelik birim/20 dize. Tarama yalnız kanıt olarak bağlandı ve yeniden dağıtılmadı. İçerik aparatı: “bes yeter var sen” yüzeyi kesin “git” emrine çevrilmeden tırnakla korundu.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Eşyanın işaretleri tek bir görünüşe kapanmaz, bin surette belirir. Her yüzden ay ışığının doğması, çok sayıdaki biçimin ortak bir aydınlığa açıldığını söyler; yorum bunun ötesinde kesin bir öğreti adı koymaz.