Bin Zebân Söylersin Ol Çeşm-i Sühan-perdâz ile
Konuşan gözün tek naz bakışıyla bin dil ve hikâye kurduğu gazel; ney sokağını ses alevinin ay ışığıyla nur denizine, aşk işini şarabın acı başlangıç ve tatlı sonuna, uykulu gözü sır açıklayan muhbire dönüştürür.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bin zebân söylersin ol çeşm-i ile
Dâstânlar şerh edersin bir ile
1O söz kuran gözle bin dil konuşursun;
2tek naz bakışıyla hikâyeler açıklarsın.
- 2
Dün gece cûş-ı safâdan oldu bir deryâ-yı nûr
mâh-tâb-ı şu‘le-i âvâz ile
1Dün gece coşkun sevinçten bir nur denizi oldu;
2neylerin bulunduğu yer, ses alevinin ay ışığıyla parladı.
İkinci beyit sesi ışığa çevirir: neylerin duyulduğu yer, ses alevinin ay ışığıyla birleşmesiyle bir nur denizine dönüşür. Duyular arası bu geçiş, gecenin coşkusunu görülebilir bir manzara hâline getirir.
- 3
Kâr-ı aşka şol gönül bel bağlasın kim geçmeye
Lezzet-i -ı meyden ile
1Aşk işine öyle bir gönül bel bağlasın ki
2başlangıcın acısı yüzünden şarabın sonundaki lezzetten vazgeçmesin.
Üçüncü beyit aşkı bir işe, “kâr”a benzetir ve şart koyar: bağlanan gönül başlangıcın acılığı yüzünden vazgeçmemelidir. Ölçü şarabın kendisidir — ilk yudum acı, son tat lezzetlidir. Sabır burada bir erdem değil, sonucu görmüş olmanın hesabıdır.
- 4
Sen ‘itâb-ı nâz kasd etsen dahi ol çeşm-i şûh
Âşıkın memnûn eder bir şîve-i mümtâz ile
1Sen nazla azarlamaya niyet etsen bile o güzel göz
2seçkin bir tavırla âşığı memnun eder.
Dördüncü beyit azarı bile kazanç sayar: sevgili nazla paylamaya niyetlense de o gözün seçkin tavrı âşığı hoşnut eder. Niyet ile sonuç arasındaki bu kopukluk, sevgilinin âşığı incitme imkânını elinden alır; kötü davranmak isterken bile iyilik etmiş olur.
- 5
Dil-keş eyler çeşm-i gûyâsın
Şûh-terdir nağme-i mutrıb muvâfık sâz ile
1Kaş yayı, konuşan gözünü gönül çekici kılar;
2çalgıya uyan çalgıcı ezgisi daha cilvelidir.
Beşinci beyit iki sanatı yan yana koyar: kaş yayı gözü çekici kılar, çalgıcının ezgisi de sazla uyuştuğunda daha cilveli olur. Karşılaştırma bir üstünlük iddiası değil bir eşleşme ölçüsüdür; güzellik tek bir unsurdan değil, unsurların birbirine uymasından doğar.
- 6
Ben gam-ı imrûzu fikr etmekde ferdâlar geçer
Sen salınca va‘deni ferdâya yüz bin nâz ile
1Ben bugünün gamını düşünürken yarınlar geçer;
2sen vaadini yüz bin nazla yarına atınca.
Altıncı beyit iki zamanı çakıştırır: şair bugünün gamını düşünürken yarınlar geçip gitmektedir. Sebep sevgilinin vaadi yarına atmasıdır ve bunu “yüz bin nâz” ile yapar. Erteleme böylece bir kabalık değil, süslenerek uygulanan bir yöntem olur.
- 7
Çeşmini hâbîde zanneyler gören ammâ Nedîm
Keşf-i râz etmekdedir her lahza bin ile
1Ey Nedîm, gören onun gözünü uykuda sanır; ama
2o her an bin muhbirle sır açığa çıkarır.
Makta uykulu görünen gözü bir muhbir ağı yapar: gören onu dalgın sanır, oysa her an bin “gammâz” ile sır açığa çıkarmaktadır. Uyku hâli bir dinlenme değil kılık değiştirmedir; gazelin başındaki konuşan göz, burada gizlice konuşan göze dönüşür.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.0e79792e-13b1-4a31-b154-3594bf9104c1:g141-pdf399. Ana açık edisyon G141'i basılı s.384/PDF 399'de yedi beyit, basılı ölçü adı, mahlaslı makta ve G145/PDF 399 sınırıyla verir. AVESIS CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir şeker handeyle bezm-i şevke câm etdin beniNedîm · Gazel→
Matla gözü bir konuşmacı yapar: “sühan-perdâz” söz düzen demektir. Bin dil konuşmak için tek bir naz bakışı yeter ve o bakış yalnız söz söylemez, hikâye “şerh” eder, yani açıklar. Bakış böylece anlatan değil yorumlayan bir organ olarak kurulur.