Bizi bu sevdaya salan
Altı dörtlük tek bir sözcüğün etrafında dönüyor: eyvallah. Sevdaya düşmek kulun seçimi sayılmıyor, karşılığı da ah çekmek değil hizmete durmak oluyor. Şair sonunda kendini Kırklar'a dilenerek üzüm getiren Selman'ın yerine koyuyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bizi bu sevdaya salan
Kendi Cenab-ı Allah'tır
Bu sevdaya gönül veren
İşi gücü eyvallahtır
1Bizi bu sevdaya düşüren,
2bizzat Allah'ın kendisidir.
3Bu sevdaya gönül veren kişinin
4işi gücü eyvallah demektir.
- 2
Eyvallahı bilen kişi
Her dem artar aşkı cuşu
Rasül'ün bindiği taşı
Hala durur muallaktır
1Eyvallahın ne olduğunu bilen kişinin
2aşkının coşkusu her an artar.
3Peygamber'in bindiği taş
4hâlâ havada asılı durur.
Önceki dörtlüğün son sözü burada özne oluyor; nefes halkalanarak ilerliyor. İkinci yarıda soyut iddia elle tutulur bir işarete bağlanıyor: Mescid-i Aksâ'daki Muallak Taşı, Miraç gecesinden beri havada asılı kaldığına inanılan taştır. Bağlılığın kanıtı olarak yer çekimini askıya alan bir taş gösteriliyor.
- 3
Bir sözüm vardır tutana
Er odur Hak'tan utana
Kul olmuşuz Pir Sultan'a
Eşiği de kıblegahtır
1Sözümü tutacak olana bir sözüm var:
2er dediğin, Hak'tan utanandır.
3Biz Pir Sultan'a kul olmuşuz;
4onun eşiği bize kıble yeridir.
Erliğin ölçüsü korku değil utanma — kimsenin görmediği yerde de tutulan bir sınır. Üçüncü dize nefesi tarihe bağlıyor: Kul Himmet, yedi ulu ozandan biri olarak Pir Sultan Abdal'ın izinde sayılır. Eşiğin kıblegâh ilan edilmesi ise cesur bir yer değiştirme, yön mürşidin kapısına çevriliyor.
- 4
Er odur ki Hak'tan öğe
Desti damanına değe
Benzemez ağaya beye
Ali Şah bir ulu Şahtır
1Er dediğin, Hakk'ı övendir;
2eli onun eteğine değendir.
3Ağaya beye benzemez,
4Ali Şah ulu bir şahtır.
"Er odur" tanımı ikinci kez geliyor ve ölçü yükseliyor: övmek yetmiyor, elin de yetişmesi gerekiyor. Etek tutmak intisabın el hareketidir. Son iki dize dünyevî unvanla manevî makamı ayırıyor — ağa ve bey Osmanlı toplumunun rütbeleridir, buradaki şahlık o cetvele sığmıyor.
- 5
Dest-ü dameni Salmanam
Cevhersiz göle dalmanam
Kırklar saili Selman'am
İşim gücüm Şeydullahtır
1Salman'ın elini eteğini tutanım;
2cevheri olmayan göle dalmam.
3Kırklar'ın dilencisi Selman'ım;
4işim gücüm Allah için istemektir.
Selmân-ı Fârisî, Kırklar Meclisi anlatısında dilenerek getirdiği tek üzüm tanesini kırk kişiye paylaştıran kişidir; "şey'en lillâh" onun kapı kapı söylediği sözdür. Şair kendini o dilencinin yerine koyuyor. Ortadaki dize ise dilenciliğin şartını koyuyor: her kapı değil, yalnız cevheri olan.
- 6
Kul Himmet'im okur yazar
Şu cihanı ele gezer
Hak'tan bize oldu nazar
Bu bir sırr-ı sırr'ullahtır
1Kul Himmet'im, okur yazarım;
2şu cihanı yabancı gibi gezerim.
3Hak'tan bize bir bakış geldi;
4bu, Allah'ın sırrının sırrıdır.
Mahlas dörtlüğü kendini önce okur yazar olarak tanıtıyor; bir cönk ozanı için sıradan bir iddia değil. "Ele gezmek" iki yana çekilebilir: cihanı yabancı olarak dolaşmak ya da avucunda gezdirmek. Kapanış açıklama yapmıyor, mühür vuruyor — söylenenin sırrın sırrı olduğunu bildirip susuyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 152147 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Kaynaktaki "aşkı cuşu", "Dest-ü dameni" ve "sırr-ı sırr'ullahtır" yazımları olduğu gibi bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Nefes sorumluluğu daha ilk dizede kuldan alıyor: sevdaya düşmek bir tercih değil, Hakk'ın işi. İkinci dizedeki "kendi" sözcüğü araya girecek bütün aracıları siliyor. "Eyvallah" Bektaşî yolunda pîre verilen onay sözüdür; sevdanın karşılığı böylece ah çekmek olmaktan çıkıp boyun eğip hizmete durmaya dönüyor.