Kırklar meydanına vardım
Hatâyî, Kırklar meydanına kabulü sofra, sır saklama, eşitlik ve mürşit imgeleriyle aşamalı bir manevi konukluk olarak anlatır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
meydanına vardım
Gel beri hey can dediler
İzzet ile selâm verdim
Gir işte meydan dediler
bir yerde durdular
Otur yer verdiler
Meydana sofra kurdular
Lokmamıza ban dediler
Erenler kalbi ganidir
Yuduğu kalbi arıdır
Gelişin beridir
Gel söyle dediler
Gördüğünü gözün ile
Beyan etme sözün ile
Neden sonra bizim ile
Olursun dediler
Behey abdal nedir halin
Hak'ka şükret kaldır elin
Kesegör gıybetten dilin
Her kulu yeksan dediler
ŞAH HATAYÎ konmuş bunda
Tazece uğramış derde
açılır perde
Gör imdi ey can dediler
1Kırklar meydanına vardım.
2“Gel beri, ey can,” dediler.
3Saygıyla selam verdim.
4“Gir işte meydana,” dediler.
5Kırklar bir arada duruyordu.
6“Otur,” diyerek yer verdiler.
7Meydana sofra kurdular.
8“Lokmamıza ban,” dediler.
9Erenlerin gönlü cömerttir.
10Arındırdığı gönül tertemizdir.
11“Nereden geliyorsun?
12Gel, söyle ey yol kardeşi,” dediler.
13Gözünle gördüğünü
14Sözünle açıklama.
15Ancak ondan sonra bizimle
16Konuk olursun,” dediler.
17“Ey abdal, nedir hâlin?
18Hakk’a şükret, ellerini kaldır.
19Dilini gıybetten alıkoy.
20Her kulu eşit bil,” dediler.
21Şah Hatâyî burada konaklamış.
22Daha yeni derde uğramış.
23Perde mürşit aracılığıyla açılır.
24“Şimdi gör, ey can,” dediler.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Hatâyî (Şah İsmail) adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'taki 1 sabit sayfa revizyonundan birleştirilmiştir (oldid: 137991). Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Kızılgül, bağü bustanım, ne dersin,Şah İsmail Hatâyî · koşma→
Şiir, Kırklar meydanına girişi ardışık sınamalarla sahneleştirir: selam, sofraya katılma, nereden geldiğini söyleme, gördüğünü saklama ve kulları eşit bilme. Konukluk ancak dil gıybetten çekildiğinde ve mürşit perdeyi açtığında tamamlanır; böylece meydan hem topluluk hem manevi eğitim alanı olur.