Bizimle İmtizâc Etse Nola Ol Pâdişâ Meşreb
Beş beytin her biri “meşreb” redifiyle kapanıyor ve her seferinde bir mizaç hükmü veriyor. Şiir dilenciyle padişahı, zâhidin kevseriyle âşığın kadehini karşılaştırıp hakikatin herkeste aynı biçimde görünmediğini savunuyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bizimle etse nola ol pâdişâ
Gedâlar pâdişa gerek şehler
1O padişah mizaçlı sevgili bizimle kaynaşsa ne olur ki?
2Dilenciler padişah mizaçlı, padişahlar dilenci mizaçlı olmalı.
- 2
Yürü var hırka vü tâcı bize arzeyleme sofi
Nice hıfzeylesün anı -yi
1Yürü git, hırkayla tacı bize gösterip durma sofu;
2nasipsiz bir dilenci mizaçlı adam onları nasıl saklayıp korusun?
Hırka ile tâc tarikatın görünür alâmetleridir; beyit bunları yoldan çıkarak değil, mülk saydığı için geri çeviriyor. “Hıfzeylemek” hem korumak hem ezberde tutmak demek, dolayısıyla itiraz nesneye olduğu kadar biçimi ezberleyen sofuya da uzanıyor. Hasan Çelebi'nin “Hacı Bektaş tâcını başına geçirmiş” dediği şair, tâcın sahipliğine karşı çıkıyor.
- 3
Bana -ı mahabbetten sunulmuş sana kevserden
Hakikat hep bir olmaz muhtelifdir zâhidâ
1Bana sevgi kadehinden sunulmuş, sana kevserden;
2ey zâhid, hakikat herkeste bir olmaz, meşrepler ayrı ayrıdır.
İki içki, iki yol: zâhide vadedilen cennet ırmağı ile âşığa burada sunulan muhabbet kadehi. “Meşreb” kelimesinin kökündeki “içilecek yer” anlamı tam bu beyitte yüzeye çıkıyor ve redif bir anda somutlaşıyor. Hüküm zâhidi yanlışlamıyor, ölçünün ortak olmadığını söylüyor.
- 4
Yine Mansûr veş -ı âm olmak diler gönlüm
Yine Mecnun gibi şeydalığ eyler iktizâ
1Gönlüm yine Mansûr gibi herkesin diline düşmek istiyor;
2meşrep yine Mecnun gibi çılgınlık etmeyi gerektiriyor.
İki örnek de aşkı yüzünden itibarını kaybetmiş: “enelhak” dediği için idam edilen Hallâc-ı Mansûr ve çöle düşen Mecnûn. “Bednâm-ı âm”, yani halk arasında kötü ad, burada kaçınılan değil istenen şey; melâmetin tarifi budur. “İktizâ” ise deliliği bir tercih değil, mizacın dayattığı bir zorunluluk yapıyor.
- 5
Sakın esrâr-ı aşkı Husrevâ keşf etme zühhâda
Nice fehmeylesün anı olan ehl-i riyâ
1Ey Husrev, aşkın sırlarını sakın zâhidlere açma;
2riya ehli mizaçlı biri onu nasıl anlayabilir ki?
Mahlas beyti gazeli bir yasakla kapatıyor: baştan beri seslenilen sofu ve zâhid, sonunda anlamaya ehil olmayan taraf ilan ediliyor. Meşrepler ayrıysa sırrın aktarılamayacağı sonucu kendiliğinden çıkıyor. Ergun, Husrev'in yalnız Bektaşîliği anlatan şiirine rastlamadığını söyler; akîdesi işte böyle dolaylı reddiyelerden okunuyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144563 numaralı sürüm esas alındı; derlemenin koyduğu “−1−” sıra numarası alınmadı, geriye on dize kaldı. Matlada “pâdişâ” şapkalı, ikinci dizede aynı kelime “pâdişa” diye şapkasız dizilmiş; kaynaktaki gibi bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Ey muvahhid gel beru her şeyde Zâtullah’ı görHusrev · Gazel→
Redif olan “meşreb” daha matlada iki kere geçiyor ve gazelin bütün beyitlerini birer mizaç hükmüne bağlıyor. İkinci dize toplumsal basamağı ters çeviriyor: yoksulda padişah tavrı, padişahta yoksul tavrı arıyor. Tezkirelerin Husrev'e “Deli” lakabını takmasının sebebi de tam bu rütbe tanımazlıktı.