Bu pîç-tâb-ı dili rûzgâra söyleyelim
Her beyti "söyleyelim" ile biten bir gazel; derdin muhatabı sırayla rüzgâr, dağ ve ırmak olur. Doğaya yapılan bu ihbar dizisi son beyitte yön değiştirir ve şair sırrı kendine söyler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bu -ı dili rûzgâra söyleyelim
Dokunmasın ser-i zülf-i nigâra söyleyelim
1Gönlün bu kıvranışını rüzgâra söyleyelim,
2sevgilinin zülfünün ucuna dokunmasın diye söyleyelim.
- 2
ü giryede tek etsin iştirâk bize
Nifâk-ı bahtsızı kûhsâra söyleyelim
1İnlememize ve ağlamamıza hiç değilse ortak olsun diye
2bahtsızlığın ikiyüzlülüğünü dağa söyleyelim.
"Enîn" inleme, "girye" ağlamadır; ikisi de ses çıkarır ve beyit bu sesi yankılanacak bir yere gönderir. Dağ, inlemeyi geri veren tek muhataptır; şair ortak ararken teselli değil akis ister. Talih burada kötü değil, ikiyüzlü sayılmıştır.
- 3
O nâm-dâr-ı cihânız huzûr ile aşkın
Eger verirse halel iştihâra söyleyelim
1Biz cihanda öyle bir ünlüyüz ki, rahatlık aşkımızın
2şöhretine zarar verecek olursa bunu söyleyelim.
Şöhret ile aşkın çatıştığı bir beyit. "Nâm-dâr" ünlü demektir ve ün burada aşk yüzünden kazanılmıştır; rahatlık bu yüzden kazanç değil kayıptır. Şair huzura kavuşursa âşıklığındaki iddiayı yitireceğini bilir, bu yüzden ihbarı kendi aleyhine yapmayı göze alır.
- 4
O serv-i nâzın olup pây-bûsu eyleye arz
Garîb hâletimiz cûybâra söyleyelim
1O nazlı servinin ayağını öpüp hâlini arz eden olsun diye,
2garip durumumuzu ırmağa söyleyelim.
Muhatabın seçimi mazmunla belirlenir: ırmak servinin dibinden akar, yani ağacın ayağını öpen odur. Âşık kendi yapamadığı şeyi yapabilen bir aracıya derdini anlatır. "Pây-bûs" ayak öpme, saray töreninden gelen bir tabirdir; sevgili yine hükümdar konumundadır.
- 5
Havâle eylemesin gayrı tîg-i cevri felek
Ten-i nizârımızı pâre pâre söyleyelim
1Felek artık cevir kılıcını üstümüze salmasın,
2zayıf bedenimizin paramparça olduğunu söyleyelim.
Beyit iki fiili yan yana koyar: felek kılıç havale eder, şair kendini paramparça ilan eder. "Ten-i nizâr" zayıflamış bedendir; söylemek burada şikâyet değil, daha fazla vurmanın anlamsızlığını bildirmektir. Redif böylece bir savunma taktiğine dönüşür.
- 6
Lebinde muzmer imiş neşve-i hayât o mehin
Bu sırrı Ekrem-i şûrîde-kâra söyleyelim
1O ayın dudağında hayatın neşesi gizliymiş;
2bu sırrı perişan hâlli Ekrem'e söyleyelim.
Mahlas beyti sırrı en sona saklar ve muhatabı değiştirir: rüzgâra, dağa, ırmağa söylenen dert sonunda şairin kendisine söylenir. "Şûrîde-kâr" işi gücü perişanlık olan demektir; hayatın neşesinin dudakta gizlendiğini öğrenecek son kişi odur.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142887 numaralı sürüm esas alındı; sayfanın ilk satırı ("İbtidâ-yı Gazeliyyât") kitabın bölüm künyesidir, dize değildir ve alınmadı. Kalan on iki dize altı beyte burada bölündü. Mahlas kaynakta "*Ekrem*-i şûrîde-kâra" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar atıldı, tamlamanın kendisine dokunulmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Redif olan "söyleyelim" gazeli bir haber dağıtma işine çevirir; her beyit derdi başka bir muhataba iletir — rüzgâr, dağ, ırmak. Matlada seçilen muhatap tehlikelidir, çünkü rüzgâr aynı zamanda zülfü dağıtan şeydir; şikâyete bu yüzden bir de rica iliştirilir.