DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Hayretî/Buldular Ol Bînişandan Çün Nişan Abdâllar
Gazel · 16. yüzyıl

Buldular Ol Bînişandan Çün Nişan Abdâllar

Otuz bir beyit, abdalların dünyadan vazgeçişini ve nefis mücadelesini Ehl-i Beyt ile imamlar bağlılığına taşır; Hayretî son iki beyitte topluluktan kendisini reddetmemelerini ister.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Buldular ol bînişandan çün nişan Abdâllar

    ilinde tutdular mekân Abdâllar

    1Abdallar, o işaretsiz olandan bir işaret buldular;

    2mekânsızlık ülkesinde yer tuttular.

    İlk beyit abdalların işaretsiz olanda işaret bulduğunu ve mekânsızlık ülkesinde mekân tuttuğunu söyler. Görünür nişan ile nişansızlık, yer ile lâmekân arasındaki karşıtlık, topluluğun maddi ölçülerle tarif edilemeyen bir keşfe ulaştığını anlatır.

  2. 2

    Satdılar bir yâre cümle iki âlem rahtını

    Yapamadılar dükân içre dükân Abdâllar

    1İki âlemin bütün yükünü bir sevgili uğruna sattılar;

    2dükkân içinde başka dükkân kurmadılar.

    İki âlemin bütün yükünü bir sevgili uğruna satmak, dünyevi ve uhrevi kazancı aynı anda gözden çıkarmaktır. ‘Dükkân içinde dükkân kurmamak’ ikinci bir çıkar hesabına yer bırakmama fikrini taşır; satış mecazı bağlılığı kârlı alışverişten ayırır.

  3. 3

    îçdiler Fazl-ı İlâhi çeşmesinden

    İtdiler kesb-i hayât-ı Câvidan Abdâllar

    1İlahî lütuf çeşmesinden ölümsüzlük suyunu içtiler;

    2sonsuz hayat kazandılar.

    İlahî lütuf çeşmesinden Hızır suyunu içen abdalların sonsuz hayat kazanması, ölümsüzlük anlatısını manevi dirilişe çevirir. Çeşme, içmek ve hayat fiilleri bir akış kurarken sonuç bedensel ömrün uzaması diye değil tasavvufi devamlılık olarak okunur.

  4. 4

    Öldiler ölmezden evvel oldılar hayy-i ebed

    Virdiler can buldılar bir özge can Abdâllar

    1Ölmeden önce öldüler, sonsuza dek diri oldular;

    2can verip başka bir can buldular.

    Ölmeden önce ölmek, eski benliği geride bırakma öğretisidir; canı verip ‘başka bir can’ bulmak bu dönüşümü tamamlar. Beyit fiziksel ölümü arzulayan güncel bir çağrı değildir; abdalların benlikten vazgeçerek ebedî diri sayılmasını anlatan tarihsel tasavvuf dilidir.

  5. 5

    Oldular çün kim sırât-ul-mustakîmin sâliki

    Olsalar Hızr ile tan mı hem’inan Abdâllar

    1Doğru yolun yolcusu oldukları için

    2Hızır'la birlikte yürüseler şaşılır mı?

    Doğru yolun yolcusu olan abdalların Hızır'la hem-inan, yani yol arkadaşı olması şaşırtıcı bulunmaz. Yürüyüş benzetmesi, sırat kavramını soyut doğruluktan canlı bir yolculuğa taşır; Hızır da bu yolun bilgi ve rehberlik figürü olur.

  6. 6

    Cümle nefsânî murâdâtı çü dilden sürdiler

    Oldılar mâ’nide şâh-ı kâmran Abdâllar

    1Bütün bedensel istekleri gönülden sürdüler;

    2anlam ülkesinde bahtiyar hükümdar oldular.

    Nefsani isteklerin gönülden sürülmesi, abdalları anlam ülkesinin bahtiyar hükümdarları yapar. Dış dünyada mülksüz görünen topluluk iç dünyada saltanat kazanır; beyit yoksunluk ile egemenlik arasındaki tasavvufi ters çevirmeyi açıkça kurar.

  7. 7

    Sakınub düzd-i hevâdan gerçek erler himmetin

    Eylediler şehr-i dilde pâsban Abdâllar

    1Heves hırsızından gerçek erlik gayretini koruyup

    2gönül şehrine bekçi oldular.

    Heves bir hırsız, gönül de korunması gereken şehir olarak kişileştirilir. Abdallar gerçek erlik gayretini bu hırsızdan sakınarak şehrin bekçisi olur; manevi mücadele, dış düşmana saldırı değil iç alana sızacak arzuyu gözetme sorumluluğudur.

  8. 8

    Eylemişdir her biri ifritini nefsin zebun

    Sûretâ seyr itdüğin şol nâtüvan Abdâllar

    1Her biri nefsinin devini yenmiştir;

    2görünüşte güçsüz gördüğün abdallardır bunlar.

    Her abdal nefsinin ifritini yenmiştir; dışarıdan bakıldığında güçsüz görünen beden, iç mücadelede üstün çıkar. ‘Sûretâ’ sözü görünüş ile hakikat arasına mesafe koyar ve toplumsal küçümsemenin manevi kudreti ölçemediğini düşündürür.

  9. 9

    Basdılar çün küştgîr-i nefsi tan mı olsalar

    Baş açık meydân içinde pehlivan Abdâllar

    1Nefis güreşçisini yendiler; bu yüzden

    2baş açık meydanda pehlivan olmaları şaşırtıcı mı?

    Nefis bir güreşçi olarak meydana çıkar, abdallar da onu yere basınca başı açık pehlivanlara dönüşür. Meydan ve güreş dili bedensel kuvveti çağrıştırsa da zaferin nesnesi başka insan değil kişinin kendi nefsidir; yiğitlik iç disiplinle tanımlanır.

  10. 10

    İrdiler tahkike taklîdin yıkub bünyâdını

    Buldular vîrânede Abdâllar

    1Taklidin temelini yıkıp hakikate eriştiler;

    2viranede gizli hazineyi buldular.

    Taklidin temelini yıkıp tahkike erişmek, başkasından alınmış bilgiden yaşanmış hakikate geçiştir. Gizli hazinenin viranede bulunması da değerli olanı gösterişli yapıda değil yıkıntı içinde arar; abdalların dış görünüşüyle iç zenginliği yeniden ters çevrilir.

  11. 11

    Düşmeninden Ehl-i Beyt-i Ahmed’in olub beri

    Oldılar candan muhibb-i Hânedan Abdâllar

    1Ahmed'in Ehl-i Beyt'inin düşmanından uzak durup

    2hanedana gönülden dost oldular.

    Ahmed'in Ehl-i Beyt düşmanlarından uzak durmak, abdalları hanedanın candan dostu yapar. Beyit tarafını açıkça belirleyen tarihsel-inançsal bir bağlılık cümlesidir; yorum bu ayrımı günümüz insanlarına yönelen toplu düşmanlık hükmüne genişletmez.

  12. 12

    Kerbelâ’da can revân idenler içün teşne leb

    İtdiler göz yaşların âb-ı revan Abdâllar

    1Kerbelâ'da can verenler için susuz dudakla

    2gözyaşlarını akarsu ettiler.

    Kerbelâ'da can verenler için susuz dudakla yas tutan abdalların gözyaşı akarsuya dönüşür. Susuzluk ile akan su arasındaki karşıtlık, Hüseyin ve yanındakilerin mahrumiyetini anma eyleminde telafi etmeye çalışan yoğun bir yas imgesi kurar.

  13. 13

    Umaram yarın olalar ümmet içre sürh rû

    İtdiler gözden bugün çün hunfeşan Abdâllar

    1Umarım yarın ümmet içinde yüzleri ak çıkar;

    2çünkü bugün gözlerinden kan döktüler.

    Bugün gözlerinden kan dökenlerin yarın ümmet içinde yüzü ak çıkması umulur. Kanlı gözyaşı çekilen acıyı büyütürken gelecek zamandaki itibar kesin bilgi değil şairin duasıdır; ‘umarım’ sözü beklentiyi açık biçimde koşullu tutar.

  14. 14

    Yandılar nâr-ı cefâya bunda yarın umaram

    İdeler Ahmed livâsın sâyeban Abdâllar

    1Burada çile ateşinde yandılar; umarım yarın

    2Ahmed'in sancağını gölgelik ederler.

    Bu dünyada çile ateşine yanan abdalların yarın Ahmed'in sancağını gölgelik edinmesi beklenir. Ateşten gölgeye geçiş acının ardından korunma hayali kurar; yine ‘umarım’ sözü ahiret sonucunu kesin hüküm değil şiirsel temenni olarak bırakır.

  15. 15

    Mustafâ bahrinde gavvâs oldılar çün buldılar

    Gevher-i Elfakrü fahrî’den nişan Abdâllar

    1Mustafa denizine dalıp

    2“yoksulluğum övüncümdür” cevherinden işaret buldular.

    Mustafa denizine dalan abdallar, ‘yoksulluğum övüncümdür’ sözüyle ilişkilendirilen cevheri bulur. Deniz, dalgıç ve cevher dizisi, maddi yoksulluğu eksiklik değil derinde bulunan manevi değer olarak yeniden adlandırır; sözün tarihsel dolaşımı ayrıca kanıtlanmaz.

  16. 16

    Eylemez vesvâs-ı şeytân-ı recîm anlara kâr

    İtdiler çün Şâh ismin hırz-ı can Abdâllar

    1Kovulmuş şeytanın kuruntusu onlara işlemez;

    2çünkü Şah'ın adını canlarına muska ettiler.

    Kovulmuş şeytanın vesvesesi abdallara işlemez; çünkü Şah'ın adını canlarına koruyucu muska yapmışlardır. İsim dışarıda taşınan nesne değil içte saklanan hırz olur; koruma, topluluğun sürekli zikrine ve bağlılığına bağlanır.

  17. 17

    Bunda ol mesmûm-i râh-ı din Hasen Şâh aşkına

    İtdiler çün nûş nîş-i can sitan Abdâllar

    1Burada din yolunun zehirlenmişi Hasan Şah aşkına

    2can alan zehri içtiler.

    Hasan, din yolunda zehirlenmiş kişi olarak anılır; abdallar onun aşkına can alan zehri içer. Beyit, tarihsel zehirlenme hafızasını gönüllü özveri mecazıyla birleştirir. Bu sert içme imgesi fiziksel zehirlenme çağrısı değil yas ve sadakat söylemidir.

  18. 18

    Bezm-i mahşerde ümîd oldur ki yarın içeler

    Sâki-i elinden nûş-i can Abdâllar

    1Umutları, yarın mahşer meclisinde

    2Kevser sunucusunun elinden can içkisi içmektir.

    Mahşer meclisindeki umut, Kevser sakisinin elinden can içkisi içmektir. Önceki beyitteki öldürücü zehir burada hayat veren içeceğe çevrilir; dünya çilesi ile ahiret ödülü arasındaki terslik, abdalların geleceğe dönük teselli beklentisini kurar.

  19. 19

    Hem tutub her dem Hüseyn-ibn-i Alî’nin mâtemin

    Ağlaşub gözden dökerler bunda kan Abdâllar

    1Ali oğlu Hüseyin'in yasını her an tutup

    2burada ağlaşarak gözlerinden kan dökerler.

    Hüseyin'in yasını her an tutan topluluk, burada ağlaşarak gözlerinden kan döker. ‘Her dem’ matem sürekliliğini, kanlı gözyaşı ise duygunun aşırılığını gösterir; anlatım Kerbelâ anısını bedensel acı diliyle canlı tutan mersiye geleneği içinde okunur.

  20. 20

    Umaram handân ü hurrem yarın anınla bile

    İdeler seyr-i gülistân-ı cinan Abdâllar

    1Umarım yarın onunla birlikte sevinçli olup

    2cennet bahçelerinde gezerler.

    Şair, abdalların yarın Hüseyin'le birlikte sevinçli olup cennet bahçelerinde gezinmesini umar. Önceki matem neşeye, kanlı gözyaşı bahçeye dönüşür. Bu gelecek görüntüsü teolojik kesinlik değil, yas tutan topluluk için dile getirilen teselli ve dua niteliğindedir.

  21. 21

    Oldılar Zeyn-ül-ibâd’ın çün ibâdı oldılar

    Cân ü dil milkinde şâh-ı şeh nişan Abdâllar

    1Zeynelâbidin'in kulları oldular;

    2can ve gönül ülkesinde şah nişanı taşıdılar.

    Zeynelâbidin'in kulları olmak, abdallara can ve gönül ülkesinde şah nişanı kazandırır. Dışarıda kul olanlar içeride hükümdarlık işareti taşır; beyit bağlılık ile yücelme arasındaki ilişkiyi ülke ve nişan mecazlarıyla kurar.

  22. 22

    Bâkır-ın sertâc idinüb ayağı toprağını

    İşin altun eylediler bîgüman Abdâllar

    1Bâkır'ın ayağının toprağını baş tacı edip

    2işlerini kuşkusuz altına çevirdiler.

    Bâkır'ın ayağının toprağını baş tacı eden abdalların işleri altına dönüşür. Ayak toprağı ile baş tacı arasındaki yön değişimi alçalmayı yüceltir; altına çevrilme ise maddi servet vaadi değil bağlılığın davranışa değer kazandırdığı şiirsel sonuçtur.

  23. 23

    Peyrev olüb pişrev idindiler çün Ca’fer’i

    Menzil-i mâksûda irdiler heman Abdâllar

    1Cafer'e uyup onu öncü edindiler;

    2hemen amaçlanan menzile eriştiler.

    Cafer'e uymak ve onu öncü edinmek, topluluğu amaçlanan menzile hemen ulaştırır. Peyrev ile pişrev sözcükleri izleyen ve önden giden rolleri yan yana getirir; manevi yol, rehberin ardından sürdürülen düzenli hareket olarak görünür.

  24. 24

    İtdiler Şâh-ı Horâsân’ın ayağı tozını

    Cân ü dil çeşmine kûhl-i İsfahan Abdâllar

    1Horasan Şahı'nın ayağının tozunu

    2can ve gönül gözüne İsfahan sürmesi yaptılar.

    Horasan Şahı'nın ayağının tozu, can ve gönül gözüne İsfahan sürmesi yapılır. Tozun göz ilacına dönüşmesi, değersiz görünen maddeyi görüşü keskinleştiren araca çevirir; Horasan Şahı adı tanıksız biyografik ayrıntıyla genişletilmez.

  25. 25

    Şeh Takî ile Nâkî’nin medhini bülbül gibi

    Subh u şâm idindiler Abdâllar

    1Takî ile Nakî'nin övgüsünü bülbül gibi

    2sabah akşam dillerine tekrar yaptılar.

    Takî ile Nakî'nin övgüsünü bülbül gibi sabah akşam tekrarlamak, medhi günlük vird hâline getirir. Bülbül güzel sesi ve sürekliliği taşırken zamanın iki ucu olan sabah ile akşam, zikrin günün tamamına yayıldığını anlatır.

  26. 26

    Oldılar çün Askerî’nin askeri kimden ne gam

    Âlemi seyreylesünler şâdman Abdâllar

    1Askerî'nin askeri oldular; artık kimden korksunlar?

    2Dünyayı sevinçle seyretsinler.

    Askerî'nin askeri olan abdalların artık kimseden korkmaması, ad benzerliği üzerine kurulmuş açık bir söz oyunudur. Askerlik burada dünyevi ordu bilgisi değil manevi bağlılık güvencesidir; ikinci dize bu güvenle dünyayı sevinç içinde seyretmelerini ister.

  27. 27

    Var ümîdim kim doğub bir gün güni mü’minlerin

    İre devr-i Mehdi-i sâhib zaman Abdâllar

    1Umarım bir gün müminlerin güneşi doğar

    2ve zamanın sahibi Mehdi'nin devri gelir.

    Müminlerin güneşinin doğması ve zamanın sahibi Mehdi devrinin gelmesi şairin umududur. Güneş karanlığı sona erdirecek gelecek zaman simgesidir; beyit belirli bir tarih vermez ve beklentiyi kesin siyasi kehanete dönüştürmez.

  28. 28

    Zulmet-i gafletden arınub cihan mülki tamâm

    İrişe Hak’dan inâyet nâgehan Abdâllar

    1Bütün dünya gaflet karanlığından arınıp

    2ansızın Hak'tan yardım görür.

    Bütün dünya ülkesinin gaflet karanlığından arınması, ansızın gelecek ilahî yardımla ilişkilendirilir. Önceki beyitte doğan güneş burada karanlığın temizlenmesine dönüşür; ‘nâgehan’ sözü dönüşümün insan hesabıyla belirlenemeyen zamanını vurgular.

  29. 29

    Bir hidâyet necmidir her dâğ-ı reh mâ’nîde kim

    Menzilinden sâlike virür nişan Abdâllar

    1Yoldaki her yara, anlamda bir doğru yol yıldızıdır;

    2yolcuya menzilinden işaret verir.

    Yoldaki her yara anlam bakımından bir hidayet yıldızı sayılır ve yolcuya menzilden işaret verir. Acı yalnız engel değil yön gösteren iz olur; fakat beyit yarayı aramayı öğütlemez, yaşanmış güçlüğün sonradan yol bilgisine dönüşmesini anlatır.

  30. 30

    Hayreti’yim gam şebinde koyasız lâyık mıdır

    Olmayasız ol garîbe mihriban Abdâllar

    1Ben Hayretî'yim; beni keder gecesinde bırakmak uygun mudur?

    2Ey abdallar, o garibe merhamet etmez misiniz?

    Hayretî mahlasla topluluğun karşısına çıkar ve kendisini keder gecesinde bırakmanın uygun olup olmadığını sorar. Abdalları anlatan üçüncü kişi sesi birden kişisel yakarışa döner; ‘garip’ diye anılan şair, onların merhametine muhtaç olduğunu açık eder.

  31. 31

    Siz erenlerden niyâz oldur ki reddolunmaya

    Eyledi meydanda çün rûh-i revan Abdâllar

    1Siz erenlerden dileğim reddedilmemektir;

    2çünkü abdallar meydanda canlarını ortaya koydu.

    Son beyit erenlerden gelen dileğin reddedilmemesini ister ve abdalların meydanda canlarını ortaya koymasını gerekçe yapar. ‘Rûh-i revân’ tamlaması özveriyi yüceltir; kapanış, topluluğun kesin kabul vaadinden çok Hayretî'nin kabul edilme umudunu taşır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

170695 ana revizyonu ile Bektaşi Şairleri ve Nefesleri taramasının kalite düzeyi 4 olan 108-109. sayfalarındaki sabit revizyonlar esas alındı. 108. sayfa üstbilgisindeki Hayretî atfı, numaralı başlangıç, 109'daki mahlas beyti ve sonraki şiirin ayrı numarası eser sınırını doğrular. Altmış iki dizenin hece dağılımı 14:30, 15:27, 13:5'tir; basılı sayfa kalıp adı vermez.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirEy Pâdişâh-ı Zümre-i Merdân Yâ Hüseyn
Ey pâdişâh-ı zümre-i merdân yâ Hüseyn
Hayretî · Mersiye

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

bînişan

İşaretsiz, görünür belirtisi olmayan.

Lâmekân

Mekânın ötesi; tasavvufta maddi yerle sınırlanmayan alan.

âb-ı Hızr

Ölümsüzlük suyu.

sırât-ul-mustakîm

Doğru yol.

nefsânî murâdât

Bencil ve bedensel istekler.

genc-i nihan

Gizli hazine.

Kevser

İslam geleneğinde cennetteki havuz veya ırmak.

vird-i zeban

Dilde sürekli tekrarlanan söz.