Çeşm-i Mestin Her Ne Kim Fitneler Peyda Kılır
Altı bentte sevgilinin büyücü gözü, ejderha zülfü ve ok gibi kaşları karşısında aklın çözülüşü anlatılır. Muhibbî gam sokağını mesken tutar; Ferhat ile Kays’ı kendi mihnetine ölçü yaparak aşk divaneliğinin sınırını genişletir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Çeşm-i mestüñ her ne kim fitneler peydâ kılur
Hayret alur aklı cân u dili şeydâ kılur
Leylî zülfüñ beni Mecnûn ile rüsvâ kılur
Âteş-i ruhsârın eşkin çeşmi deryâ kılur
Anıñçün bu dil-i yanar yakılur
1Sarhoş gözün ne türlü fitneler çıkarırsa,
2Şaşkınlık aklı alır, can ile gönlü çılgına çevirir.
3Gece gibi zülfün beni Mecnun’la birlikte rezil eder.
4Yanağının ateşi gözyaşını denize çevirir.
5Gam görmüş bu gönül bunun için yanıp yakılır.
- 2
Kim ki olursa vefâ cânibi senden mihr ile
İçürürsen sen ciğer hûnını ana zehr ile
Dostum kıldıñ bu cihânı kahr ile
Hey ne sihr-engîzdür câdû gözüñ kim sihr ile
Hâ deyince zülfüñü biñ başlu ejderhâ kılur
1Kim senden sevgiyle vefa tarafına yönelse,
2Ona zehirle karışık ciğer kanını içirirsin.
3Dostum, bütün bu dünyayı kahırla doldurdun.
4Büyücü gözün ne kadar sihir uyandırıcıdır ki
5Bir ‘hâ’ deyişinde zülfünü bin başlı ejderhaya çevirir.
Vefa umarak yaklaşan kişiye ciğer kanıyla karışık zehir sunulması, sevgilinin ödül ile cezayı tersine çevirdiğini gösterir. Büyücü göz tek bir sesle zülfü bin başlı ejderhaya dönüştürür; kahır yalnız âşığı değil bütün dünyayı kaplar.
- 3
Sana göz dikdim ben ol şîrîn-zebânı terk idüp
Kûh-ı mihnet çoğından baş u cânı terk idüp
Mihnet ü gam ile ölsem ger bu cihânı terk idüp
Yâ kaşuñ tîrine kurbân olalı cân terk idüp
Dilde olmadan berü gamzeñ oku me'vâ kılur
1O tatlı dilli sevgiliyi bırakıp gözümü sana diktim.
2Mihnet dağlarının çokluğu yüzünden başı ve canı bıraktım.
3Mihnet ve gamla ölüp bu dünyayı terk etsem de,
4Kaşının okuna kurban olmak için canı bıraktığımdan beri,
5Gamzenin oku ile gönlün sığınak oluşu arasındaki yüklem bağı basılı yüzeyde tamamlanmıyor.
Konuşan tatlı dilli başka sevgiliyi bırakıp bu acı veren güzele yönelmiştir; seçim, mihnet dağları arasında baş ve candan vazgeçmeye varır. Kaş ve gamze okları aynı saldırı imgesini sürdürür, son dizedeki söz dizimi kapalı kaldığı için yeni bir eylem eklenmez.
- 4
Çün vefâdan hâlî gördü bu (Muhibbî) âlemi
Anınçün mesken etdi dostlara kûy-ı gamı
Cû yerine iki 'aynum n'ola dökerse nemi
Gül yüzüñ arzûlar ey lâle-ruh merdüm cemî
Gülşen-i hüsnün gamından bülbül-i gûyâ kılur
1Muhibbî bu dünyayı vefadan yoksun görünce,
2Dostlar için gam sokağını bu yüzden mesken tuttu.
3İki gözüm ırmak yerine suyunu dökse şaşılır mı?
4Ey lale yanaklı, bütün insanlar gül yüzünü arzular.
5Güzellik bahçenin gamı beni söyleyen bir bülbüle çevirir.
Muhibbî vefasız dünyada gam sokağını bilinçli mesken seçer; iki gözün ırmaklaşması bu ikametin doğal sonucudur. Lale yanak ve gül yüz güzellik bahçesini kurarken konuşan, o bahçenin sevincinden değil gamından öten bülbüle dönüşür.
- 5
Gönlüm bend eyleyin zülfünde gördüm mûy imiş
Cismi âhû sanurdum bildim câdû imiş
Bilirdik dârü'ş-şifâ-yı aşk ehli hep sabr imiş
Dostum şimdi sana kısmet bize kaygu imiş
Çâre ne rûz-ı ezelden başa bu yazu imiş
1Gönlümü zülfüne bağlayınca gördüm ki o yalnız kıl imiş.
2Bedenini ceylan sanırdım; meğer büyücüymüş.
3Aşk ehlinin şifahanesini bütünüyle sabır sanırdık.
4Dostum, şimdi baht sana, kaygı bize düşmüş.
5Çare yok; bu yazı ezelden başımıza yazılmış.
Zülfün yakından yalnız bir kıl çıkması, büyüleyici görünüşün maddi inceliğini açığa çıkarır; ceylan sanılan bedenin büyücü olması da aynı yanılmayı sürdürür. Aşk şifahanesinde sabır beklenirken payların sevgiliye baht, âşığa kaygı diye ayrıldığı görülür.
- 6
'den içinde sordum zahmetin
Dedi mihnet görmedim ışkıñla dâim râhatın
Ey göñül terk eyle gel ehl-i diliñ sohbetin
Işk ile Kays'u eger kim bilselerdi hâletin
Âh ki Mecnûn diyü derdi ol uslu imiş
1Bisitun’da dağ kazan Ferhat’a çektiği zahmeti sordum.
2‘Mihnet görmedim, aşkınla hep rahat ettim’ dedi.
3Ey gönül, gel, gönül ehlinin sohbetini terk et.
4Kays aşk ile senin hâlini bilseydi,
5Ah, ona Mecnun derken ‘o usluymuş’ derdi.
Ferhat’ın dağı delme zahmetini rahatlık sayması, aşk acısının âşık açısından ters bir değer kazandığını gösterir. Kays bu konuşanın hâlini bilse Mecnun’un bile uslu kaldığını söyleyecektir; bent, geleneksel iki çılgın âşığı Muhibbî’nin ölçüsüne dönüştürür.
Metnin kaynağı
Muhibbî (Kanûnî Sultan Süleyman) kimliği basılı kaynaktaki görünür yüzey ve kamu otoritesi kaydına bağlandı.
Atıf kanıtını aç ↗Muhibbî Dîvânı, Âdile Sultan nüshası neşri (1890); 6 birim/30 dize. Kayıt kaynakta “Çeşm-i mestüñ her ne kim fitneler peydâ kılur” ile başlar, “Âh ki Mecnûn diyü derdi ol uslu imiş” ile biter; hemen ardından gelen kayıt “Dehr bâğıñuñ kaçan kim açılur ra'nâ güli” dizesiyle açılır. Dizeler kaynağından korundu. Başlık/imza parateksti gövdeye katılmadı; kapalı yüzeylerde tahmin yapılmadı. Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryasınca hazırlandı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Dehr bâğıñuñ kaçan kim açılur ra'nâ güliMuhibbî · Musammat→
İlk bent sevgilinin gözünü fitne çıkaran büyücü güce dönüştürür; akıl şaşkınlıkla elden gider, zülüf Mecnun’un gecesine, yanak ateşe dönüşür. Gözyaşının deniz olması, gönlün yanışını söndürmez; tersine aynı güzelliğin iki etkisini büyütür.