Dehr Bağının Ne Zaman Açılsa Güzel Gülü
Dokuz bentlik şiir, dünya bahçesindeki gül ile bülbülden başlayıp rüya, kanlı gözyaşı, mahşer ve gurbet imgelerine uzanır. Muhibbî cefayı tatlı sayar; sevgilinin zülfü ve yüzü uğruna canını, başını ve yurdunu bırakmaya hazırlanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Dehr bâğıñuñ kaçan kim açılur ra'nâ güli
Karşusunda cem' olur anıñ bülbüli
Vird idüp gördüm okur bu beyti her sâhib-dili
Didiler cevr ü cefâyı zehrden acı velî
Sor baña şehd ü şekerden lezzeti tatlu imiş
1Dünya bahçesinin güzel gülü ne zaman açılsa,
2Karşısında onun binlerce bülbülü toplanır.
3Her gönül sahibinin bu beyti sürekli okuduğunu gördüm:
4‘Cefa ve eziyet zehirden acıdır’ dediler; ama
5Bana sorarsan tadı baldan ve şekerden tatlıymış.
- 2
Çün gerekli mu'temeddir gül sözün kıl muhtasar
Diker anı bağban kim vermez meyve-i şecer
Her kişi hâline koşmışdır bu dünyâda eser
Husrevâ hoş et (Muhibbî) şi'rine eyle nazar
Nazm tarzında Nizâmî ma’nîde Hâce imiş
1Gül sözüne güvenilir; sözünü kısa tut.
2Bahçıvan meyve vermeyen ağacı diker [neden-sonuç yüzeyi kapalı].
3Bu dünyada herkes kendi hâline uygun izin peşinden koşmuştur.
4Ey hükümdar, Muhibbî’nin şiirine hoşça bak.
5Nazım tarzında Nizamî, anlamda Hoca imiş.
Gülün sözü güvenilir sayıldığı için sözün kısa tutulması istenir; buna karşılık meyve vermeyen ağacı diken bahçıvan görüntüsünün neden-sonuç bağı kapalı kalır. Muhibbî’nin şiiri Nizamî’nin nazmı ve Hoca’nın anlamıyla ölçülürken övgü, hükümdarın dikkatli bakışına sunulur.
- 3
Gül yüzünden ey rûhâna âh u zâr itsem gerek
Mihnet ü derd ü belâ-yı gam ihtiyâr itsem gerek
Aşk çeşmine cânı itsem gerek
Gûyâ zülfün gamından bî-karâr itsem gerek
Ol perîşânlıkda aklı itsem gerek
1Ey ruh gibi sevgili, gül yüzün için ah edip inlemeliyim.
2Mihneti, derdi ve gam belasını seçmeliyim.
3Aşk çeşmesine canı lale bahçesi etmeliyim.
4Sanki zülfünün gamıyla kararsız kalmalıyım.
5O perişanlıkta aklı darmadağın etmeliyim.
Gül yüz karşısındaki ah yalnız yakınma değildir; konuşan mihneti ve belayı bilerek seçer. Canın aşk çeşmesinde lale bahçesine dönmesi, kan ve çiçek çağrışımını birleştirir; zülüf gamı sonunda aklı darmadağın eden perişanlık yaratır.
- 4
Kâbusunda dün gece âh ol gözler şâhıñ
İtdi eflâke eser bir bir bu tîr-i âhının
Leyk olmadı yüzün görmek müyesser mâhının
Şöyle dil sînesine kâr eyledi dûd-ı âhıñ
Tîr-i peykânın yaşına âbdâr itsem gerek
1Dün gece rüyamda, ah, o gözler şahını gördüm [yüzeyde ‘kâbusunda’].
2Ah okunun her biri göklere etki etti.
3Fakat ay yüzünü görmek nasip olmadı.
4Ahının dumanı gönül göğsüne öyle işledi ki
5Okunun ucunu gözyaşıyla parlak ve sulu etmeliyim.
Rüya sevgilinin gözlerini gösterse de ay yüzünü esirger; görme arzusu yarım kalır. Ah oklarının göğe çıkması ve dumanın göğse işlemesi, içeriden yükselen acıyı hem ateş hem silah yapar; gözyaşı da okun ucunu parlatan suya dönüşür.
- 5
Çün seni meh-rûlar içre ben vefâsız seçdim
Anınçün hasret ü derd ile dün gün ağladım
Dağ-ı aşk ile demâdem işbu sînem dağladım
Dâmen-i zülfün hayâlin çün kemer-gâha bağladım
Ben hayâl-i vaslıñı bir gün şikâr etsem gerek
1Seni ay yüzlüler arasında vefasız seçtiğim için,
2Hasret ve dertle gece gündüz ağladım.
3Aşk yarasıyla bu göğsümü durmadan dağladım.
4Zülfünün eteğinin hayalini belime kemer gibi bağladım.
5Bir gün kavuşma hayalini avlamalıyım.
Sevgilinin vefasızlığını seçmek âşığın kendi yargısıdır ve bunun sonucu gece gündüz ağlamaktır. Göğüsteki aşk yarası tekrar tekrar dağlanır; zülfün hayali bele kemer bağlanınca kavuşma, yakalanması beklenen uzak bir ava dönüşür.
- 6
Çün bahâr eyyâmı erişdi olup vakt-i çemen
Nola gitsek gülistân tarafın ey serv-i semen
Diñleseñ efgânumı bülbül gibi şûrîde ben
Gül yanağuñ yâdına bu kan olası dîdeden
Katl ü yağmâ ile zemîni lâlezâr etsem gerek
1Bahar günleri gelip çimen vakti olduğuna göre,
2Ey servi ve yasemin, gül bahçesine gitsek ne olur?
3Benim bülbül gibi şaşkın feryadımı dinlesen.
4Gül yanağını anarken bu kan olası gözden
5Öldürme ve yağmayla yeryüzünü lale bahçesine çevirmeliyim.
Bahar ve gül bahçesi dışarıda sevinç hazırlarken konuşanın gözü kan döker; tabiatın rengi kişisel acıyla yeniden açıklanır. Lale bahçesinin kırmızısı burada çiçeklenmeden çok gözyaşı, öldürme ve yağma sözleriyle kurulan şiddetli bir görüntüdür.
- 7
Hey vefâsız bu cefâ vü cevrî hû etmeñ neden
Yohsa hîç añmaz mısın âhir varacak yiri sen
Koyayım dâmânuñı mahşerde çâk idüp kefen
Ta'na taşın atduğınca sakladuğum bu ki ben
Âhir ânı kendüme itsem gerek
1Ey vefasız, bu eziyet ve cefayı huy edinmen neden?
2Yoksa sonunda gideceğin yeri hiç hatırlamaz mısın?
3Kefeni yırtıp mahşerde eteğine yapışacağım.
4Bana kınama taşı attıkça onu saklıyorum; çünkü
5Sonunda kendime mezar taşı yapmalıyım.
Vefasız sevgiliye ölüm ve mahşer hatırlatılır; dünyadaki hesap ertelenmiş olsa da kefen yırtılarak eteğine yapışılacaktır. Bugün atılan kınama taşlarının saklanıp mezar taşına çevrilmesi, eziyeti gelecekte sevgili aleyhine kalıcı kanıt yapar.
- 8
Gün yüzün mâhıdır âlem içre bir meh-pâre yok
Râh-ı aşk içre benim tek dahi bir bî-çâre yok
Vâdi-i mihnetde yürür âvâre yok
Aşkına yanup seferde sabr çün kim çâre yok
Baş u cân terk eyleyüp itsem gerek
1Gün yüzün ayıdır; dünyada başka bir ay parçası yok.
2Aşk yolunda benim gibi başka bir çaresiz yok.
3Mihnet vadisinde benim gibi şaşkın gezen avare yok.
4Aşkına yanıp yolculukta sabır çare olmadığından,
5Başı ve canı bırakıp memleketi terk etmeliyim.
Sevgilinin yüzü ayı benzersiz kılar, fakat bu eşsizliğin karşısında âşık da kendi çaresizliğini benzersiz sayar. Mihnet vadisindeki dolaşma ve sabrın tükenişi, baş ile candan ve sonunda memleketten vazgeçme kararına doğru genişler.
- 9
Her kaçan görse (Muhibbî) ol gözü kara kâfir
Cûş idüp hûn-ı ciğer gözden hemân yaş eyleyüp
Seng-i gamdan niçeye dek başuma taş oynayup
Cem'-i gîsû-yı zülfün yâdına baş eyleyüp
Cân u dil nakdin gamıñdan ben nisâr etsem gerek
1O kara gözlü kâfir Muhibbî’yi ne zaman görse,
2Ciğer kanı coşup hemen gözden yaş olur.
3Gam taşları daha ne kadar başımda oynayacak?
4Toplu zülüflerini anarak başımı ortaya koyup
5Can ve gönül sermayesini gamına saçmalıyım.
Mahlaslı son bent sevgilinin bakışını ciğer kanını gözyaşına çeviren tetikleyici yapar. Gam taşları baş üzerinde oynarken Muhibbî, zülüfleri anıp başını ortaya koyar; can ve gönül artık aşkın gamına saçılacak son sermayedir.
Metnin kaynağı
Muhibbî (Kanûnî Sultan Süleyman) kimliği basılı kaynaktaki görünür yüzey ve kamu otoritesi kaydına bağlandı.
Atıf kanıtını aç ↗Muhibbî Dîvânı, Âdile Sultan nüshası neşri (1890); 9 birim/45 dize. Kayıt kaynakta “Dehr bâğıñuñ kaçan kim açılur ra'nâ güli” ile başlar, “Cân u dil nakdin gamıñdan ben nisâr etsem gerek” ile biter; hemen ardından gelen kayıt “Aşk ile sahrâlara düşdüm yürür âvâreyim” dizesiyle açılır. Dizeler kaynağından korundu. Başlık/imza parateksti gövdeye katılmadı; kapalı yüzeylerde tahmin yapılmadı. Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryasınca hazırlandı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Hiç âlemde benim bu dâdıma dâd olmadıMuhibbî · Gazel→
Dünya bahçesinin gülü açınca binlerce bülbül çevresinde toplanır; güzellik hemen bir hayran topluluğu doğurur. Zehirden acı denilen cefa, âşık açısından baldan tatlı çıkar ve geleneksel acı-tatlı karşıtlığı deneyimle tersine çevrilir.