DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Âlemin Hayatı Sebatsızdır
Musammat · 17. yüzyıl

Âlemin Hayatı Sebatsızdır

Şiir, dünyanın ve bedenin geçiciliğini Nuh ve tufan imgeleriyle anlatır. Bir mürşide yönelmeyi, kötü düşünceden ve mal hırsından uzak durmayı, ibadeti vaktinde yerine getirmeyi öğütler; Ömer son bentte kendi günahlarını düşünür.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Çünki bildin âlemin nakş-ı hayâtı

    Kim Süleymân-ı zamân olsan irer âhır memât

    1Âlemin hayat görüntüsünün kalıcı olmadığını anladın.

    2Zamanın Süleyman’ı olsan da sonunda ölüm erişir.

    Süleyman adı en yüksek iktidarı temsil eder; ölümün ona da erişmesi, fanilik hükmünü istisnasız kılar. “Nakş” hayatı kalıcı öz değil geçici görüntü sayar; hükümdarlık da bu görüntünün sona ermesini engelleyemez.

  2. 2

    Sırr-ı aynın vâkıâtı dîdeden dûr olmadan

    İre gör bir pirden anı eyle

    1“Sırr-ı aynın vâkıâtı” gözden uzaklaşmadan [tamlama anlamı kesinleştirilmemiştir],

    2Bir pîre eriş, bu güç meseleleri onunla çöz.

    İkinci dize, güç meseleleri çözmek için bir pîre erişmeyi açıkça öğütler. İlk dizedeki “sırr-ı aynın vâkıâtı” tamlamasının anlamı ise kanıt olmadan “gözün sırrına ilişkin olaylar” diye kapatılmaz.

  3. 3

    Serde sohbetten münâsib bulmadım

    Bir kaç arşun bezedir bu çekilen renc ü anâ

    1“Serde sohbetten münasip bulmadım tâc-ı gınâ” dizesinin tamlama ilişkisi kesinleştirilmemiştir.

    2Çekilen sıkıntının karşılığı birkaç arşın bezdir.

    İkinci dizedeki birkaç arşın bez kefeni ve maddî çabanın son hesabını düşündürür. İlk dizede “sohbet”, “serde” ve “tâc-ı gınâ” arasındaki ilişki kapalı olduğundan doğal görünmeyen bir cümleyle kesinleştirilmez.

  4. 4

    Bahr-ı hâke gark eder fülk-i teni bâd-i fenâ

    Nuh dahi bulmadı gitti işbu tûfandan necât

    1Yokluk rüzgârı beden gemisini toprak denizine batırır.

    2Nuh bile bu tufandan kurtulamadı, geçip gitti.

    Beden gemisi ve toprak denizi ölümün yönünü açıklar. Nuh’un dahi kurtulamaması, tufan mazmununu evrensel sona çevirir. Kurtuluş gemisiyle tanınan Nuh’un da geçip gitmesi, bedensel fanilik karşısında hiçbir tarihî örneğin ayrıcalıklı olmadığını vurgular.

  5. 5

    Kim derûnundan şehâdet zikrini her an ede

    Artura hayrın Hudâ şerrin anın noksân ede

    1Kim içinden her an şehadet sözünü anarsa,

    2Allah onun hayrını artırır, kötülüğünü azaltır.

    Fanilik düşüncesi burada günlük zikre bağlanır; içten tekrar, iyi ile kötünün dengesini değiştiren amel olarak sunulur. Şehadet sözünün “her dem” anılması, önceki ölüm uyarısını tek seferlik korkudan düzenli bir manevî pratiğe çevirir.

  6. 6

    Râh-i Hak’ka ol Mevlâ işin âsân ede

    Dilden ihrâc et yaramaz fikri hem sevdâyı at

    1Hak yoluna gir; Mevlâ işini kolaylaştırsın.

    2Kötü düşünceyi ve boş tutkuyu gönlünden çıkar.

    Yolculuk dili pratik bir iç temizliğe döner. Kolaylık duası, kişinin kendi kötü fikrini bırakma sorumluluğuyla yan yanadır. Dilden çıkarma buyruğu, Hak yoluna girişi yalnız yürümek değil zihindeki yükleri bilinçle ayıklamak olarak tanımlar.

  7. 7

    Mâl içün hırsa düşüp halka özün

    Yahşi ad ü nâmını kemlikle rüsvây eyleme

    1Mal hırsına düşüp kendini halka kötü tanıtma.

    2İyi adını kötülükle rezil etme.

    Öğüt toplumsal itibarı maldan üstün tutar; hırsın ilk kaybı servet değil, insanın kendi adı ve güvenilirliğidir. “Halka şây eyleme” uyarısı, içte başlayan mal arzusunun toplum önünde kötü şöhrete dönüşeceği eşikte durur.

  8. 8

    Göz görüp el tutar iken vaktini zây eyleme

    Kıla gör savm u salâtı edegör hacc ü zekât

    1Gözün görür, elin tutarken vaktini boşa geçirme.

    2Oruç ve namazı yerine getir, hac ve zekâtı gözet.

    Beden gücü geçici bir fırsat olarak görülür; sıralanan ibadetler fanilik bilgisini somut davranışa bağlar. Görmek ve elin tutması gündelik yeterliği ölçerken oruç, namaz, hac ve zekât bu yeterlik sürerken yapılacak görevleri sıralar.

  9. 9

    Akl u fikrim dağılup kaldım Ömer hayretteyim

    Cürm-i bîpâyânım andım ağlarım firkatteyim

    1Aklım fikrim dağıldı; Ömer olarak hayret içindeyim.

    2Sonsuz günahımı düşündüm, ayrılık içinde ağlıyorum.

    Öğüt veren ses mahlasta kendine döner. Başkalarına söylenen doğrular, şairin kendi suçluluk ve ayrılık duygusunu ortadan kaldırmaz. Hayret ile günahı anma yan yana gelince öğüt, Ömer’in kendi hesabını verdiği içten bir itirafa dönüşür.

  10. 10

    Yüklenüp geldim husûl-i ömrümü nevbetteyim

    Âsiyâb-ı köhnedir gördüm rüsûm-i kâinât

    1Ömrümün kazancını yüklenip bu sıraya geldim.

    2Kâinat düzenini eski bir değirmen gibi gördüm.

    Ömür bir yük ve hesap, kâinat ise herkesi öğüten eski değirmendir; son görüntü şiirin fanilik dersini mekanik bir dönüşle kapatır. Değirmenin eskiliği, faniliği tek bir ömre değil kuşaklar boyunca işleyen kadim bir düzene bağlar.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun 1936 basılı No. 585 gövdesindeki görünür Ömer/Âşık Ömer mahlası ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırmasıyla doğrulandı.

Atıf kanıtını aç ↗

Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 585, PDF 448; 10 birim/20 dize. Kaynak dizeleri harfi harfine korundu, tarama yeniden dağıtılmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirÇünki güzel gönül alıp gidersinÂşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

bî sebât

kalıcı olmayan

hall-i müşkilât

güçlükleri çözme

tâc-ı gınâ

zenginlik tacı

fülk-i ten

beden gemisi

sâlik

manevî yola giren

şây eyleme

yayma, duyurma

savm u salât

oruç ve namaz

âsiyâb-ı köhne

eski değirmen