Dâg-ber-dildir dil-i sûzânıma tennûrlar
Yanma üzerine kurulu bir gazel: fırınlar âşıktan ders alır, mezar semender yurdu olur, sıkılan üzüm şaraba döner. Son beyit bütün şikâyeti tersine çevirir ve gamı olgunluğun bekçisi sayar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
-ber-dildir dil-i sûzânıma tennûrlar
Benden ahz eyler rüsûm-ı sûzişi mahrûrlar
1Fırınlar bile yanan gönlümün karşısında gönlü yaralı kalır;
2hararetliler yanmanın usulünü benden öğrenir.
- 2
Öyle pûr-sûzum ki kabrim bir semenderzârdır
Keşmekeşle tu'me ettikçe vücûdum mûrlar
1O kadar yanıcıyım ki mezarım bir semender yurdudur,
2karıncalar çekişerek gövdemi yem edindikçe.
Semenderin ateşte yaşadığına inanılırdı. Beyit bu inancı mezara taşır: gövde toprakta bile söndürülemediği için, onu yiyen karıncalar farkında olmadan ateşte yaşayan hayvanlara dönüşür. Ölümden sonra da süren yanış, âşıklık iddiasının en uç kanıtı olarak sunulur.
- 3
Bârekallah ol ne serdir kim komaz dilde keder
Meyle mâl-â-mâl olunca sâgar-ı billûrlar
1Aman, o ne sırdır ki gönülde keder bırakmaz,
2billur kadehler şarapla ağız ağıza dolunca.
Kaynak bu dizeyi "ser" diye çeviriyazıya almış; Osmanlı yazısında aynı harfler "sırr" da okunur ve beytin sorusu bir sırrın peşindedir. Şaşkınlık ünlemiyle açılan dize, kederin nereye gittiğini değil nasıl yok olduğunu sorar; cevap bir kap tarifidir: saydam billur, ağız ağıza dolu.
- 4
Eyledi yek-ser dil-i âfâkı pür-âşûb u şûr
Fitne hallâkı mıdır ol nergis-i mahmûrlar
1Ufukların gönlünü baştan başa kargaşa ve gürültüyle doldurdu;
2o mahmur nergisler fitnenin yaratıcısı mıdır?
Nergis divan şiirinde sevgilinin gözüdür; "mahmûr" sıfatı ona şaraptan gelen süzgünlüğü ekler. Beytin cüreti "hallâk" kelimesindedir: yaratıcılık için kullanılan ilahî sıfat, fitneye bağlanır. Soru kipi bu küstahlığı yumuşatır, ama iddiayı geri almaz.
- 5
İnkisâr-ı tab'-ı pâk etmez kabûl-i
Hiç günâh olur mı yâ âyine-i meksûrlar
1Temiz bir mizacın kırılması iyileşmeyi kabul etmez;
2kırık aynaların hiç günahı olur mu?
"İnkisâr" hem kırılma hem beddua anlamına gelir ve beyit ikisini birden çalıştırır. Madenî ayna bir kez çatladı mı onarılamaz; bu fiziksel gerçek, gönül kırıklığı için bir hukuk kuralına çevrilir. Son dizedeki soru suçu kırılandan alıp kıranın üzerine yıkar.
- 6
Zıyk-ı dil şîrîni-i magz-ı mezâkı telh eder
Mey olur efşürde-i inbîk olan engûrlar
1Gönül darlığı, damak zevkinin özündeki tatlılığı acılaştırır;
2imbikte sıkılan üzümler şaraba dönüşür.
İki dize aynı süreci iki farklı değerlendirmeyle anlatır: sıkışma tatlıyı acı yapar. Ama ikinci dizede acılaşan şey şaraptır, yani kayıp değil kazançtır. Şîrîn ile telh arasındaki karşıtlık böylece kapanmaz, tersine gazelin bütün mantığını özetler — basınç olmadan üzüm üzüm kalır.
- 7
Gamdan âzâd olmaz ey Ekrem dil-i ehl-i kemâl
Mârdan hâli degil dervâze-i gencûrlar
1Ey Ekrem, olgun kişilerin gönlü gamdan kurtulmaz;
2hazine kapıları da yılansız olmaz.
Kapanış, hazinelerin yılanlarca beklendiği eski inanca dayanır ve şikâyeti kanıta çevirir: gam bir talihsizlik değil, içeride bir hazine bulunduğunun işaretidir. Beyit böylece altı beyitlik yanma anlatısını geriye dönük olarak yeniden değerlendirir; "hâli" burada boş demektir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142848 numaralı sürüm esas alındı. On beş satırın ilki kitabın bölüm başlığıdır ("İbtidâ-yı Gazeliyyât"), dize sayılmadı; geriye yedi beyit kalıyor. Birinci ve on dördüncü dizeler ham hece sayısı olarak kalıptan bir eksik çıkıyor; dizelere hiçbir ekleme yapılmadı. Beşinci dizedeki "ser" kelimesi Osmanlı yazısında "sırr" olarak da okunabilir, anlam ikinci okumayı destekler; kaynağın çeviriyazısı korundu. Mahlas kaynakta "* Ekrem *" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Abartı bir yarış olarak kurulmuş: ateşin kendi kurumları — fırınlar — âşığın karşısında yenik düşüyor ve yara alan taraf oluyorlar. İkinci dizedeki "rüsûm" hem usul hem resmî harç demektir; yanmak böylece öğrenilebilir, öğretilebilir bir disipline, bir mesleğe dönüşür.