Dem Bu Demdir Gel Taleb Kıl Vuslati
Baştan sona emir kipiyle yazılmış bir nasihatnâme: gel, kıl, ol, bul, terk et. Şiir okuru tekkeye çağırır, orada nasıl durulacağını sıralar, nefsi yılana benzetip dünya yükünü dervişin gücüyle ölçer ve minneti tek bir adrese yönlendirir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Dem bu demdir gel taleb kıl vuslati
Tâ eresin menzile kıl sür’ati
1Vakit şu vakittir; gel, kavuşmayı taleb et,
2menzile erişmen için hızlı davran.
- 2
Âşık isen râh-ı Bektaşîye gel
Cân ile kıl bu tarîka rağbetî
1Âşıksan Bektaşî yoluna gel,
2bu tarikata can ile rağbet et.
Çağrının adresi açıkça veriliyor ve bir şart cümlesiyle sınanıyor: âşıklık iddiası varsa yolun adı da kabul edilecek. Kaynak bu dizeyi "rağbetî" diye, uzun î ile diziyor; şiirin öteki kafiyeleri kısa i ile bittiği hâlde dizgi korundu.
- 3
Hem mürîd ol mürşidân-ı sâdıka
Tâ bulasın izz ü câh-ı devleti
1Sadık mürşidlere mürit ol,
2ki devletin şerefini ve makamını bulasın.
Emir zinciri kişiye bağlanıyor: yola girmek bir mürşide bağlanmak demek. "Sâdıka" kelimesi sadık mürşidleri anarken şairin mahlasını da çağrıştırıyor ve aynı kök son beyitte iki kez daha dönecek. İstenen karşılık ise mal değil, makamın şerefi.
- 4
Lûtf-i Hak’dır ehl-i irfan tekyesi
bil çekme asla gurbeti
1İrfan ehlinin tekkesi Hakk'ın lütfudur;
2onu kılavuz bil, asla gurbet çekme.
Tekke bir bina olarak değil, bir lütuf olarak tanımlanıyor. İkinci dize bunun pratik sonucunu söylüyor: kılavuzu bulanın gurbeti yoktur. Gurbet burada memleket özlemi değil, yolsuz kalmanın adı; yer değiştirmekle değil bağlanmakla giderilir.
- 5
Kaim olub tekyelerde sen müdâm
Can vere gör eyleme hiç avdeti
1Tekkelerde daima ayakta, hazır dur;
2canını vermeye bak, asla geri dönme.
"Kaim olmak" ayakta durmak, hizmete hazır olmak demek; "avdet" ise geri dönüş. Beyit tekke hayatını bir yerde bulunmak değil, dönüşü kesmek olarak tanımlıyor. "Can vere gör" kalıbı da emri ricayla tehdidin arasında bir yere yerleştiriyor.
- 6
Hulkin ahsen eyle anda san
Tâ bulasın Zülcemâl’e kurbeti
1Orada huyunu en güzel kıl, kendini toprak say,
2ki Zülcemâl'e yakınlık bulasın.
Ahlâk ile tevazu tek dizede birleşiyor: en güzel huyun ölçüsü, kendini toprak saymak. "Türâb" dervişin ayağı altındaki yer, "Zülcemâl" ise güzellik sahibi olan Allah. Yakınlığa çıkmanın yolu böylece aşağıya inmekten geçiyor.
- 7
Hâdim olub hem emin ol anda sen
Cümleye kıl sâdıkane ülfeti
1Orada hizmet eden ol ve güvenilir ol;
2herkese sadıkane bir dostluk göster.
İki sıfat tekkenin iş bölümünü tarif ediyor: hâdim hizmet edendir, emin ise kendisine güvenilen. İkinci dize bu ikisini bir davranış kuralına çeviriyor — "cümleye", yani ayrım yapmadan herkese. "Sâdıkane" de yine mahlasla aynı kökten geliyor.
- 8
Kîl ü kalin fi’l ü hâlin kıl dürüst
Bi tekellüf eyleme sen illeti
1Sözünü, işini ve hâlini doğru kıl;
2yapmacıklığı bırak, kusur üretme.
Bir dizede üç alan sıralanıyor: söz, iş ve hâl. "Kîl ü kal" laf kalabalığı, dedikodu demek. İkinci dize karşısına "bî tekellüf"ü koyuyor: külfetsizlik, yapmacıksızlık. Nasihat böylece iç hâl ile dış davranışı aynı ölçüye tabi tutuyor.
- 9
Ol emâre hem levâme ile mahv
Merd-i râh ol öldüre gör hayyeti
1Emmâre ve levvâme nefsiyle birlikte yok ol;
2yol eri ol, o yılanı öldürmeye bak.
Beyit nefis mertebelerine dayanıyor: emmâre kötülüğü buyuran, levvâme kendini kınayan nefis. İkinci dizedeki "hayyet" yılan demek ve nefsi yılana benzetmek tasavvuf dilinde yerleşik bir mazmun. Kaynakta ilk dize fiilsiz kalıyor, "mahv" yardımcı fiil almadan duruyor.
- 10
Âşık-ı hüşyâr isen ger aç gözün
Aşk ile yan eyleme hiç fikreti
1Eğer uyanık bir âşıksan gözünü aç;
2aşkla yan, hiç kaygıya kapılma.
"Hüşyâr" ayık, uyanık demek ve sarhoşluğun karşıtıdır; âşıklığa eklenince beklenen sıfatın tersini veriyor. İkinci dize düşünmeyi değil kaygılanmayı yasaklıyor: yanmak eylem, "fikret" ise o eylemi geciktiren hesap olarak konumlanıyor.
- 11
Va’delenmiş saltanat sâdıklara
Hak kerimdir cân ile kıl sür’ati
1Saltanat sadıklara vaat edilmiştir;
2Hak cömerttir, can ile hızlı davran.
İlk kez bir gerekçe veriliyor: acele etmenin sebebi, vaadin çoktan verilmiş olması. İkinci dize matladaki "kıl sür'ati" emrini olduğu gibi geri getiriyor; on beyit sonra aynı sözü tekrarlamak şiiri bir çağrı olarak yeniden başlatmaya yarıyor.
- 12
Sanma düşvar râh-ı Hak’kı sen bugün
Cümle âsan terk edince gafleti
1Hak yolunu bugün güç sanma;
2gafleti bıraktığında hepsi kolaylaşır.
"Düşvar" güç, "âsan" kolay: iki Farsça kelime karşı karşıya konuyor ve aradaki fark tek bir şarta bağlanıyor. Zorluk yolun kendisinde değil, gafletin sürmesinde aranıyor. Beyit böylece nasihati bir teşhise, güçlüğü de bir yanlış ölçüme çeviriyor.
- 13
Hacı Bektaş-ı Velî’yi anla bil
Bendesi ol tâ bulasın rif’ati
1Hacı Bektaş Velî'yi anla, bil;
2yüceliğe erişmek için onun kulu ol.
İkinci beyitte adı geçen yol burada kurucusuna bağlanıyor. Fiillerin sırası dikkat çekici: önce anlamak ve bilmek, sonra bende olmak — bağlılık bilgiden sonra geliyor. "Rif'at" yükselme demek ve kulluk, yükselmenin şartı olarak yazılıyor.
- 14
Ger perîşân olsa gönlün nâs içün
Fâriğ olub cümleden kıl uzleti
1İnsanlar yüzünden gönlün darmadağın olursa,
2hepsinden vazgeçip uzlete çekil.
Şiir ilk kez bir aksaklık ihtimalini kabul ediyor: topluluk içinde durmak gönlü dağıtabilir. Önerilen çözüm yedinci beyitteki "cümleye ülfet" emriyle gerilim içinde — herkese dostluk göstermek ile herkesten çekilmek aynı metinde yan yana duruyor.
- 15
Bâr-ı giran bâr-ı dünyâ bî sebât
Ana yetmez dervişin bil tâkati
1Dünya yükü ağır bir yüktür ve kararsızdır;
2bil ki dervişin gücü ona yetmez.
"Bâr" yük, "giran" ağır demek ve ilk dize aynı kelimeyi iki kez kullanarak yükü kendi kendine ölçüyor. Gerekçe alışılmadık: dünya yalnız ağır değil, aynı zamanda "bî sebât", yani yerinde durmuyor. Taşınamayan şey ağırlıktan çok kararsızlık.
- 16
Ehl-i dünyâdan berî ol sen müdâm
Bî niyâza eyle dâim minneti
1Dünya ehlinden daima uzak dur;
2minneti hiçbir şeye ihtiyacı olmayana sun.
Beyit bir yön değiştirme öneriyor: minnet duyulacak adres değişiyor. "Bî niyâz" muhtaç olmayan demek; kimseye ihtiyacı olmayana minnet etmek, karşılık beklentisini de ortadan kaldırıyor. "Müdâm" ile "dâim" iki dizede aynı sürekliliği iki kez söylüyor.
- 17
Sanma ni’met erişe hiç gayrıdan
Kanda olsan lûtf-ı Hak bil ni’meti
1Nimetin başkasından geleceğini sanma;
2nerede olursan ol, nimeti Hakk'ın lütfu bil.
Bir önceki beytin minnet meselesi burada nimetin kaynağına bağlanıyor. "Kanda olsan" nerede olsan demek ve mekân şartını siliyor: tekkede ya da dışında, veren aynıdır. "Ni'met" kelimesinin iki dizede tekrarlanması hükmü kapatıyor.
- 18
Cânib-i Hak’dan bilâ rayb Sâdıka
Sâdıkanın saltanattır kısmeti
1Hak tarafından, şüphesiz, Sâdık'a —
2sadıkların kısmeti saltanattır.
Mahlas beyti kelime oyununu açığa çıkarıyor: "Sâdıka" hem şairin adı hem de "sadıklar" demek ve iki dizede iki anlamda geçiyor. "Bilâ rayb" şüphesiz demek. On birinci beyitte vaat edilen saltanat burada kısmet olarak tekrarlanıp şiir kapanıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144610 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" derlemesinin taranmış nüshasından geliyor ve şairin bölümündeki dördüncü manzumedir. Derlemenin bastığı sıra numarası ("— 4 —") dize değildir, metne alınmadı; bu manzumenin konu başlığı yoktur. İkinci beytin son kelimesi kaynakta "rağbetî" diye uzun î ile diziliyor, şiirin öteki kafiyeleri kısa i ile bitse de düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Mustafâ’dır rehber ü burhânımızSâdık Abdal · Gazel→
Şiir zamanı daraltarak açılıyor: "dem bu demdir" başka bir ana yer bırakmıyor. İki dizede üç emir var ve "kıl" fiili hem talebi hem hızı yönetiyor. Redif on sekiz beyit boyunca aynı çağrı temposunu sürdürecek ve şiiri bir davetiye hâlinde tutacak.