Mustafâ’dır Rehber ü Burhânımız
On iki imamı sırayla anan bir düvâzimam. Her beyit bir imamın adını ve o addan gelen bir bağışı yan yana koyar; "-ımız" redifi sayımı tek bir topluluğun ağzından söyletir ve son beyit bu topluluğa "fırka-i nâcî" adını verir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Mustafâ’dır rehber ü burhânımız
Dilde matlûb ol Ali pinhânımız
1Rehberimiz ve delilimiz Mustafâ'dır,
2gönülde istenen o Ali ise gizlimizdir.
- 2
Ol Hasen’dir -ı dilde gün gibi
Hem Hüseyn aşkına döktük kanımız
1Gönüldeki sır, gün gibi apaçık, o Hasan'dır;
2Hüseyin aşkına da kanımızı döktük.
Hasan bir sır olarak anılıyor ama "gün gibi" kaydıyla: gizlilik ile apaçıklık aynı dizede duruyor. Hüseyin'e geçildiğinde fiil de değişiyor, bilmekten dökmeye iniyor. Kerbelâ adı hiç anılmadan bedeli beytin ikinci yarısına yazılmış oluyor.
- 3
Rahm ü lûtfunda o Zeynelâbidin
Serbeser kıldı cânımız
1O Zeynelâbidin'in merhametinde ve lütfunda,
2canımız baştan başa süslendi.
Üçüncü imamdan dördüncüsüne geçerken kan yerini süse bırakıyor: "müzeyyen kıldı" bir bezeme fiili. Şiirin yöntemi burada netleşiyor — her imam bir addan çok bir bağış, ve bağışın karşılığı hep birinci çoğul kişide toplanıyor: cânımız.
- 4
Tâlib ü tilmîzi olduk Bâkır’ın
Ol bize keşf eyledi Kur’ân’ımız
1Bâkır'ın talibi ve öğrencisi olduk,
2Kur'an'ımızı bize o açtı.
"Tâlib" tarikat dilinde yola girmek isteyen, "tilmîz" ise ders dilinde öğrenci demek; yan yana konunca bağlılık hem intisap hem talebelik olarak tanımlanıyor. İkinci dize karşılığı veriyor: açılan şey yeni bir bilgi değil, elde zaten duran kitap.
- 5
Cân ile hem Ca’fer’e olduk mürîd
Cümle irşâd eyledi irfânımız
1Can ile Ca'fer'e de mürit olduk,
2irfanımızı bütünüyle o irşad etti.
Bağlılık burada mürîdlik diye adlandırılıyor ve "cân ile" kaydı ekleniyor: sözle değil canla. İkinci dize irşadın nesnesini kişi değil bilgi yapıyor — irşad edilen mürit değil, müridin irfanı. Ca'fer'in ilim yönü sıralamaya böyle giriyor.
- 6
Kıldı hem Mûsî-i Kâzım keşf-i
Cümle sırrı bildirüb burhânımız
1Mûsâ-i Kâzım da sırrın keşfini yaptı,
2bütün sırrı bildirip delilimiz oldu.
"Keşf-i râz" bir önceki beytin "keşf eyledi" fiilini isim hâline getiriyor; sıralama kendi içinde de kafiyelenmeye başlıyor. "Burhânımız" ise matladaki kelimeyi geri çağırıp halkayı Mustafâ'ya bağlıyor. Kaynak adı "Mûsî-i Kâzım" diye diziyor.
- 7
Hem Ali Mûsâ Rızâ’nın aşkına
Tâc-ı ulvî giydi dervîşânımız
1Ali Mûsâ Rızâ'nın aşkına,
2dervişlerimiz yüce tacı giydi.
Sekizinci imama gelince anlatı tarikat kıyafetine iniyor: tâc, Bektaşî dervişinin başındaki keçedir. Böylece on iki imam sayımı bir inanç listesi olmaktan çıkıp giyilebilir, görülebilir bir işarete bağlanıyor; "dervîşânımız" da topluluğu adlandırıyor.
- 8
Hem Tâkî aşkına kıldı
Mâsivâdan dâimâ insânımız
1Tâkî aşkına da insanımız,
2Allah'tan gayrı olan her şeyden daima el çekti.
Dokuzuncu imamın payına düşen fiil bir vazgeçiş: ictinâb, sakınıp uzak durma demek. Beyit iki dizeye yayılan tek cümle kuruyor ve "dâimâ" kaydını araya sokarak vazgeçişi bir andan sürekliliğe çeviriyor. Mâsivâ, Allah dışında kalan her şeyin adı.
- 9
Hem Nâkî kıldı bizi bilcümle pâk
Aşk-ı Hak’dır dilde her mihmânımız
1Nâkî bizi bütünüyle pak kıldı,
2gönüldeki her konuğumuz Hak aşkıdır.
Onuncu imam temizlikle anılıyor ve temizlenen yer beden değil topluluk: "bizi". İkinci dize gönlü bir konukevi gibi kuruyor, içeri girmesine izin verilen tek misafir Hak aşkı. Bir önceki beyitteki mâsivâdan el çekme, boşalan yerin ne ile dolduğunu söylüyor.
- 10
Askerî’ye asker olduk cân ile
Nâci oldu cümle ol merdânımız
1Can ile Askerî'ye asker olduk,
2o erlerimizin hepsi kurtuluşa erdi.
Beyit adın kendisiyle çalışıyor: Hasan el-Askerî'nin lakabı "asker" kelimesini veriyor ve şair bağlılığı aynı kökten bir fiile çeviriyor — Askerî'ye asker olmak. İkinci dizedeki "nâci" kurtulan demek ve son beyitteki "fırka-i nâcî"yi baştan hazırlıyor.
- 11
Çok hidâyet eyledi Mehdî bize
Hem küşâde eyledi erkânımız
1Mehdî bize çok hidayet etti,
2erkânımızı da o açtı.
On ikinci imamla sıralama bugüne bağlanıyor. Fiiller geçmiş zamanda, oysa Mehdî beklenen addır; "eyledi" böylece bir vaadi olmuş bitmiş gibi söylüyor. "Küşâde eyledi" açtı demek ve açılan şey erkân, yani yolun uygulanabilir düzeni.
- 12
Sâdıka bu fırka-i nâcîlerin
Ol imamlar şâhımız sultânımız
1Ey Sâdık, bu kurtuluşa erenler topluluğunun
2şahı ve sultanı o imamlardır.
Mahlas beyti sayımı bir hükme bağlıyor: on iki ad ayrı ayrı bağışçı değil, tek topluluğun tek şahıdır. "Fırka-i nâcîye" kurtuluşa erecek zümre demek ve terim, onuncu beyitteki "nâci" kelimesinden büyütülmüş. Mahlas dizenin içinde ve datif hâlinde duruyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144610 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" derlemesinin taranmış nüshasından geliyor ve şairin bölümündeki birinci manzumedir. Derlemenin bastığı sıra numarası ("—1—") ile konu başlığı ("—On iki İmam hakkında—") dize değildir, metne alınmadı. Altıncı beyitte imamın adı kaynakta "Mûsî-i Kâzım" diziliyor; "Mûsâ-i Kâzım" beklenirdi, imlâ düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Velîlerden sakın sen olma gafilSâdık Abdal · Gazel→
Matla iki adı iki ayrı düzleme yerleştiriyor: Mustafâ dışta duran rehber ve delil, Ali ise gönülde aranan gizli. "Burhân" ispat diline, "pinhân" sır diline ait; ikisini aynı kafiyede buluşturmak zâhir ile bâtını baştan tek cümleye bağlıyor.