DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Sâdık Abdal/Velîlerden Sakın Sen Olma Gafil
Gazel · 15. yüzyıl

Velîlerden Sakın Sen Olma Gafil

Velîlere karşı gafil kalmama uyarısıyla açılıp Otman Baba'nın adlarını sayan bir methiye. Şiir bir kişiyi değil bir ad zincirini anlatır: Hüsâmeddin Şâh, Otman, Ganî Şâh, sonra Hızır Baba ile Kara Baba. Kızıl Deli tekkesinde erkânın kurulmasıyla kapanır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Velîlerden sakın sen olma gafil

    Olardır âleme lûtf

    1Velîlerden yana gafil olmaktan sakın;

    2âleme lütuf bağışlayan, lütfun sahibi onlardır.

    Şiir bir uyarıyla açılıyor ve muhatabı doğrudan ikinci tekil kişi: "sen". "Iss" eski Türkçede sahip, "vâhib" Arapçada bağışlayan demek; ikisinin aynı dizede yan yana durması, Sâdık Abdal'ın Türkçe ile Arapça kelimeyi aynı işte kullanışının örneği.

  2. 2

    Velîler cümlesi hakdır muhakkak

    Cihanda hâzır u nâzır u gaib

    1Velîlerin hepsi şüphesiz haktır;

    2cihanda hem hazır, hem gören, hem de görünmezdirler.

    İkinci dize üç sıfatı bağlaçla dizip birbirine zıt iki hâli aynı özneye yüklüyor: hazır olmak ile gaib olmak. Velînin bulunduğu yer böylece coğrafya olmaktan çıkıyor; bu, gaybet inancının methiye diline geçmiş hâli.

  3. 3

    Cihâna serbeser sultân idi bil

    Hüsâmeddin Şâh ol -i galib

    1Bil ki cihana baştan başa sultan idi;

    2o galip kutub, Hüsâmeddin Şâh'tı.

    Ad ancak üçüncü beyitte söyleniyor, hem de doğrudan değil, bir sıfat yığınının arkasından: sultan, kutub, galib. "Kutb" tasavvuf düzeninde zamanın manevî önderi demek; "galib" ise onu bir tartışmanın kazananı gibi konumlandırıyor.

  4. 4

    Elinde zerre idi san cihan hem

    Kamuya azl ü nasb u hükm-i sâhib

    1Cihanı onun elinde bir zerre say;

    2herkes üzerinde görevden alma, atama ve hüküm sahibiydi.

    Beyit velâyeti devlet diliyle anlatıyor: "azl ü nasb", Osmanlı kaleminde görevden alma ve tayin demek. Manevî önderlik böylece bir yetki listesine dönüşüyor; aynı ölçüyle cihan da o elin içinde bir zerre kadar küçültülüyor.

  5. 5

    Dahi mahlâs dediler ana Otman

    Anın sen ismin anla tâlib

    1Ona bir de "Otman" mahlasını verdiler;

    2sen onun bâtınî adını anlamaya çalış, ey tâlib.

    Şiirin asıl konusu burada belli oluyor: Otman Baba. Ama beyit ad vermekle yetinmiyor, adın türünü tartışıyor — "Otman" mahlas, yani dışta söylenen; asıl ad bâtında duruyor. Muhatap da "tâlib" diye anılarak öğrenci konumuna yerleştiriliyor.

  6. 6

    Ki ârifler dediler bil Gânî Şâh

    Ganîdir bî zevâl ol -i galib

    1Ârifler ona "Ganî Şâh" dediler, bil;

    2o galip kutub, hiç tükenmeyen bir zenginliktir.

    Üçüncü ad geliyor ve bu kez adı verenler de belirtiliyor: ârifler. "Ganî" hem zengin hem de kimseye ihtiyacı olmayan demek, "bî zevâl" ise yok olmayan. Ad bir sıfata, sıfat da ilâhî isimlerin diline doğru kayıyor.

  7. 7

    nûr idi ol şâh-ı Zinnûr

    Hak’kı buldu erişen ana tâlib

    1O nur sahibi şah, baştan ayağa nurdu;

    2ona erişen tâlib, Hakk'ı bulmuş oldu.

    "Zinnûr" nur sahibi demek ve dize aynı kelimeyi iki kez, biri sıfat biri lakap olarak kullanıyor. İkinci dize methiyeyi okura çeviriyor: ulaşmanın karşılığı doğrudan Hak'tır. Beyit böylece övgüden bir vaade geçiyor.

  8. 8

    Anın sırrı idi Hızır Baba bil

    Ki kendüsi idi ol şâh-ı galib

    1Bil ki Hızır Baba onun sırrıydı;

    2o galip şahın kendisiydi.

    Şiir burada ikinci bir kişiye geçiyor ama geçişi bir ayrılık değil bir devam gibi kuruyor: Hızır Baba hem "onun sırrı" hem de "kendisi". Ard arda gelen iki er, halifelik zincirinde tek kişi sayılıyor ve zaman sırası silinmiş oluyor.

  9. 9

    Kara Baba ana mahlâs dediler

    Ki ol Ganî şâh idi vâcib

    1Ona "Kara Baba" mahlasını verdiler;

    2bâtında ise o, hiç şüphesiz Ganî Şâh'tı.

    Beşinci beyitteki kalıp burada aynen tekrarlanıyor: mahlas dışta, asıl ad bâtında. Aynı cümlenin iki ayrı kişi için kurulması ad değişimini şiirin yöntemi hâline getiriyor — anlatılan şey kişiler değil, adların altındaki süreklilik.

  10. 10

    Serinde tâc-ı bektaşî idi hem

    Tamâm ol nûr idi hem kevne sahip

    1Başında Bektaşî tacı vardı;

    2bütünüyle nurdu ve varlığın sahibiydi.

    Görünür işaret ilk kez ortaya çıkıyor: baştaki tâc, mensubiyetin gözle görülen kanıtıdır. İkinci dizedeki "kevn" varlık, oluş demek. Kaynak bu dizede kafiyeyi "sahip" diye p ile diziyor, şiirin geri kalanı b ile bitiyor; imlâ korundu.

  11. 11

    Gelüb Kızıl Deli tekyesine ol

    Tamâm erkân idüb icrâ

    1O, Kızıl Deli tekkesine gelip

    2erkânı ve usulleri eksiksiz uyguladı.

    Şiir Sâdık Abdal'ın kendi bağlandığı ocağa dönüyor: Kızıl Deli, yani Seyyid Ali Sultan tekkesi. "Esâlib" üslûb kelimesinin çoğulu, burada usul anlamında. Anlatılan olay bir keramet değil, bir erkânın eksiksiz yerine getirilmesi.

  12. 12

    Ki sofra hem istedi ol şâh

    Dil ü candan verildi ana

    1O şah sofra ve çırağ istedi;

    2gönülden ve candan bağışlanıp ona verildi.

    İstenen iki şey de Bektaşî erkânının somut parçası: sofra meydanda kurulan yemek düzeni, çırağ ise yakılan kandil. Talebin karşılanışı "dil ü candan" kaydıyla anlatılıyor, yani verilen izin bir formalite değil bir kabul olarak yazılıyor.

  13. 13

    Olub meskûn kenâr-ı Akdeniz’de

    Ki ol Taşlık köyü kurbinde sâib

    1Akdeniz kıyısında yerleşmiş,

    2o Taşlık köyünün yakınında yerini bulmuştu.

    Şiir tek bir coğrafî ayrıntı veriyor: Akdeniz kıyısı ve Taşlık köyü. Osmanlı kullanımında "Akdeniz" bugünkü Ege'yi de kapsadığı için yer adı tek başına bir noktayı göstermiyor. "Sâib" isabetli, yerini bulmuş demek; kafiyenin sürüklediği bir kelime.

  14. 14

    Eyâ Sâdık rehinde can veren er

    Naîmi lûtfuna erdi o tâlib

    1Ey Sâdık, onun yolunda can veren er —

    2o tâlib, Naîm'in lütfuna erdi.

    Mahlas beyti methiyeyi bir sonuca bağlıyor: anlatılan erin değeri, ona bağlanan tâlibin ne kazandığıyla ölçülüyor. "Naîm" cennet nimeti demek. Beşinci beyitte muhatabı adlandıran "tâlib" sözü burada dönüp onu ödülün yanına yerleştiriyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144610 numaralı sürüm esas alındı; metin Sadettin Nüzhet Ergun'un "Bektaşî Şairleri ve Nefesleri" derlemesinin taranmış nüshasından geliyor ve şairin bölümündeki üçüncü manzumedir. Derlemenin bastığı sıra numarası ("—3 —") ile konu başlığı ("— Otman Baba hakkında —") dize değildir, metne alınmadı. Onuncu beytin ikinci dizesinde kafiye kaynakta "sahip" biçiminde, p ile diziliyor; şiirin öteki kafiyeleri b ile bitse de değiştirilmedi.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirCihânın Nâzırı O Kutb-ı Âlem
Cihânın nâzırı ol kutb-i âlem şâh-i bîhemtâ
Sâdık Abdal · Hz. Ali övgüsü kasidesi

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

ıssı

sahibi; "ıss" eski Türkçede sahip

vâhib

bağışlayan, veren

kutb

tasavvuf düzeninde zamanın manevî önderi

bâtın

içyüz, gizli olan; zâhirin karşıtı

serâpâ

baştan ayağa, bütünüyle

esâlib

üslûplar; burada usuller

çırağ

kandil, ışık; erkânda yakılan mum

Naîm

cennet nimeti, bolluk