Diyâr-ı Fuzûlî
Fuzûlî'nin Kerbelâ'daki türbesine seslenen dört bentlik manzume. Şair ölü şairle aynı hâli paylaştığını söyler: mesken de mezar da vatan olsa insan garip kalır. Son bentte vatan, emzirdiği ağızda kanayan bir memeyle resmedilir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bugün, Fuzûlî, mesâîb-penâh olan türben,
içinde, emînim ki ağlıyor bizsiz;
O -yı firâkız ki mesken ü
Vatan da olsa garîbiz.. yetîm-i târîhiz!..
1Bugün, Fuzûlî, felaketlere sığınak olan türben,
2kederler içinde, eminim ki bizsiz ağlıyor;
3Biz o ayrılık yoksuluyuz ki mesken de mezar da
4vatan olsa bile garibiz.. tarihin öksüzüyüz!..
- 2
Görüşmedimse de aslâ mezâr-ı zârınla,
Revân-ı pâkini gördüm, gezerdi her yerde;
Evet Fuzûlî, senin rûh-ı nâlekârınla
Zamân zamân dolaşırdım o öksüz illerde!. .
1Ağlayan mezarınla hiç görüşmediysem de,
2temiz ruhunu gördüm, her yerde gezerdi;
3Evet Fuzûlî, senin inleyen ruhunla
4zaman zaman o öksüz illerde dolaşırdım!..
Konuşan ağlayan mezarla hiç görüşmediğini, buna karşılık temiz ruhu her yerde gördüğünü söyler. Buluşma fiziksel mezarda değil, ruhun ‘her yerde’ dolaşmasında kurulur; şairin görev veya seyahat tarihine ilişkin dış bilgi beyte eklenmez.
- 3
Seninle ben dolaşırken görür ve ağlardım
O münkesir vatanın haşrolan sefâletini;
Sükût ederdi ölürken de öyle anlardım
Ki havf-ı âr ile gizlerdi her mezelletini.
1Seninle dolaşırken görür ve ağlardım
2o kırgın vatanın yığın yığın toplanan sefaletini;
3Ölürken bile susardı; ben de öyle anlardım
4ki ar korkusuyla bütün alçalışını gizlerdi.
Vatan burada ölmekte olan bir hasta: sefaleti üst üste yığılıyor ama sesini çıkarmıyor. Susmanın sebebi “havf-ı âr”, yani utanma korkusu — ayıp sayılan yoksulluk değil, yoksulluğun görülmesi. Sükût, bendin sonunda şiirin en ağır suçlamasına dönüşüyor.
- 4
Mehâsininde nümâyân melâl-i hüsrânı,
Gelindi sanki, o bir -ı hicrânda;
Cihâna ömr akıdırken zavallı pistânı
Kanar dururdu mülevves dehân-ı küfrânda!. .
1Güzelliklerinde hüsranının kederi görünürdü,
2sanki gelindi, bir ayrılık ağlayışının ortasında;
3Zavallı memesi cihana ömür akıtırken
4kirli bir nankörlük ağzında kanar dururdu!..
Son bent vatanın güzelliğinde görünen hüsranı ve dünyayı beslerken nankörlük ağzında kanayan memeyi yan yana getirir. ‘Gelindi sanki’ sözü, ‘sanki oraya gelindi’ biçiminde okunabildiği gibi ‘gelin’ çağrışımını da açabilir; gelin görüntüsü kesin anlam değil, ikincil bir söz ihtimali olarak kalır. ‘Dehân-ı küfrân’ beslenip nankörlükle karşılık veren ağzı anlatır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 141754 numaralı sürüm esas alındı. Sayfanın başındaki iki dize (“Kârbân-ı râh-ı tecrîdiz…”) Fuzûlî'nin kendi beytidir; altında “Fuzûlî-i Bağdâdî” imzasıyla epigraf olarak duruyor ve Nazif'in dizesi olmadığı için metne alınmadı. Başlık ile “18 Nisan 1917” tarih satırı da alınmadı. Dört bent kaynaktaki boş satırlara göre ayrıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Revân-ı pâk-i Muhammed semâda giryândır,Süleyman Nazif · Manzume→
Türbe ‘mesâîb-penâh’, yani felaketlere sığınak olarak anılır. Konuşan kendisini de Fuzûlî ile aynı ayrılık hâlinde tanımlar: mesken, mezar ve vatan aynı yerde olsa bile garip ve tarihin öksüzüdür. Yorum türbenin coğrafyasını dizelerin dışından kesinleştirmez.