DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Seher Abdal/Erişti Fazl-ı Yezdânî Bize Evlâd-ı Hayder’den
Gazel · 16. yüzyıl

Erişti Fazl-ı Yezdânî Bize Evlâd-ı Hayder’den

On iki beyitlik bir mahlaslı gazel. Ali'den Mehdî'ye uzanan imam silsilesini sırayla anar, her imamı bir beytin ya da bir dizenin yerine oturtur; son üç beyitte silsileden öğüde geçilir ve okurdan dünyayı bırakması, teberrâ ile tevellâyı bir arada tutması istenir.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Erişti bize evlâd-ı Hayder’den

    Alub nûş eyledik meyin sâkî-i kevserden

    1Hayder'in evlâdından bize Tanrı'nın feyzi ulaştı;

    2birlik şarabını kevser sâkisinin elinden alıp içtik.

    Matla musarrâdır: iki dize de aynı kafiyeyle bağlanır ve şiirin kalan beyitleri o kafiyeye çekilir. “Fazl” Hurufî söz varlığının anahtar kelimesidir, hem ilâhî lütuf hem harflerde saklı bilgi demeye gelir. Feyzin geldiği yer bir soy, dağıtıldığı yer bir kadehtir: nasip bir içki gibi elden ele veriliyor.

  2. 2

    Resûl’e her kim ümmettir sever evlâdını Şâhın

    İkisi nûr-i vâhiddir olur bir pâk gevherden

    1Peygamber'e kim ümmet ise Şah'ın evlâdını sever;

    2ikisi tek bir nurdur, tek bir temiz cevherden olur.

    Beyit bir ölçü koyar: Peygamber'e ümmet olmanın karşılığı, onun soyunu sevmektir. İkinci dize bunu bir cevher benzetmesiyle kapatır — iki ayrı ad tek bir nurdur, ayrı görünmeleri bakan gözün işidir, kendilerinin değil. Şart cümlesi böylece bir kimlik cümlesine dönüşür.

  3. 3

    Ben ol şehrim dedi seyyid Ali’dir yâ’nî

    Anınçün bil zuhûr etti Muhammed Ali ol derden

    1“Ben o şehrim” dedi efendimiz; “bâbuhâ”, yani kapısı Ali'dir,

    2bunun için bil ki Muhammed ile Ali o kapıdan göründü.

    Dize, “Ben ilim şehriyim, Ali onun kapısıdır” rivayetine dayanır ve “Bâbuhâ” kelimesini olduğu gibi alıntılar; şiir bir hadis parçasını kafiye düzenine sokar. İkinci dizedeki “der” Farsça kapıdır: aynı kapı hem rivayetin kapısı hem zuhurun geçidi olur, teşbih tekrarla değil kelime değiştirilerek sürdürülür.

  4. 4

    Ali’ye sıdk ile candan eğer tasdik kıldınsa

    Şefâat ola mahşerde sana Şebpîr ü Şebperdan

    1Ali'yi candan ve doğrulukla tasdik ettiysen

    2mahşerde Şebpîr ile Şebper'den sana şefaat olsun.

    Şart ile karşılığı iki dizeye bölünmüş: tasdik senden, şefaat onlardan. Şebpîr ile Şebper, Hasan ile Hüseyin'in bu gelenekte kullanılan az bilinen adlarıdır; şiir imam sırasına adları değiştirerek girer. Kafiye burada bozulur — kitap redif “-den” isterken “Şebperdan” diziyor, dizgi düzeltilmedi.

  5. 5

    İmam Zeynelâbâ’dan Bâkir oldu mürşid-i kâmil

    Eğer hak mezheb istersen yüzün döndürme Ca’fer’den.

    1İmam Zeynelâbidîn'den sonra Bâkır kâmil mürşid oldu;

    2hak mezhep istiyorsan Ca'fer'den yüzünü çevirme.

    İmam sırası burada düzenli hâle gelir ve şiirin iskeletini kurar. İlk dize silsileyi haber olarak verir, ikincisi okura doğrudan bir emir yöneltir: “yüzün döndürme”. Mezhep meselesi böylece bir yön tayinine indirgenir; bilgi ile bağlılık aynı beytin iki dizesinde yan yana durur.

  6. 6

    Bilin Mûsi-i Kâzım’dan erer maksûda her tâlib

    İmâm-ı ol şâh-ı Horasan nesl-i Hayder’den.

    1Bilin ki her talip maksadına Mûsâ-yı Kâzım'dan erişir;

    2sekizinci imam ise Hayder soyundan gelen o Horasan şahıdır.

    “Her tâlib” ifadesi şiiri kişisel bir ikrardan genel bir kaideye çevirir: yol herkes için aynı kapıdan geçer. İkinci dize sekizinci imamı adıyla değil sayısıyla ve lakabıyla anar — “heştüm” ve “şâh-ı Horasan”. Soy vurgusu kafiyeyle pekişir, redif matladaki Hayder'e geri döner.

  7. 7

    Takî’ye sıdk ile her kim gönül verdiyse ey âkıl

    Nakî’den feth ola ma’nâ hidâyet ire Asker’den

    1Ey akıllı kişi, kim Takî'ye doğrulukla gönül verdiyse

    2ona mânâ Nakî'den açılır, hidâyet Askerî'den erişir.

    Üç imam tek beyte sığdırılmış: gönül Takî'ye verilir, mânâ Nakî'den açılır, hidâyet Askerî'den gelir. Üç yüklem de kendiliğinden gerçekleşen bir kipte — “feth ola”, “ire”. Talip veren değil alan taraftadır; beytin dilbilgisi, bağlılığın kazanç değil karşılık olduğunu söylüyor.

  8. 8

    Muhammed Mehdi’dir hatm-i İmam olıcağız zâhir

    Cihanda kalmaya bir şey Yezîd ü gebr ü kâferden

    1İmamların sonu Muhammed Mehdî'dir; o açığa çıkacağı zaman

    2cihanda Yezîd'den, ateşe tapandan ve kâfirden bir şey kalmayacak.

    Silsile Mehdî ile kapanır ve şiirin zamanı geleceğe kayar. “Hatm-i İmam” son halkayı işaretler; ikinci dize zuhurun sonucunu üç adı sayarak verir, hüküm soyut bir kötülüğe değil adı anılan taraflara yöneltilir. Kafiyeye giren “kâferden” imlâsı kitabın dizgisidir, düzeltilmedi.

  9. 9

    Bu zulmâtın sıfâtından eğer kurtulmak istersen

    Fenâ dünyâyı terk eyle elin çek sîm ile zerden

    1Bu karanlığın vasıflarından kurtulmak istiyorsan

    2geçici dünyayı bırak, elini gümüşten de altından da çek.

    Şiir imam sırasından çıkıp öğüde geçer ve muhatabını doğrudan seçer. “Zulmât” burada bir yer değil bir sıfat kümesidir; kurtulunacak şey karanlık değil, karanlığın insana geçen huyudur. İkinci dizedeki gümüş ile altın ise dünyanın en somut iki adıdır: bırakılacak şey soyut değil, elde tutulandır.

  10. 10

    Koyub bu şehr-i âfâkı baka mülküne azm eyle

    Erişe şerbet-i Bâkî sana ’den

    1Bu görünenler şehrini bırakıp kalıcılık ülkesine yönel;

    2kevser sâkisinden sana bekanın şerbeti ulaşsın.

    “Şehr-i âfâk” ile “baka mülkü” bir yer değiştirme teklifidir: görünenler şehrinden kalıcılık ülkesine göç. Teklifin karşılığı yine bir içecektir ve şiirin ilk beytine bağlanır — orada vahdet meyi içilmişti, burada beka şerbeti bekleniyor. Sâkî iki uçta da aynı kişidir.

  11. 11

    Fedâ kıl cânını Şâh’ın yolunda ey Seher tâ kim

    Mevâlî meşreb ol ismin yuyulmasm bu defterden

    1Ey Seher, canını Şah'ın yolunda feda et ki

    2mevâlî meşrepli olasın, adın bu defterden silinmesin.

    Mahlas beyti şairin adını bir şarta bağlar: can feda edilirse ad defterden silinmez. “Mevâlî meşreb” bağlılığın adıdır, bir mizaç gibi söylenir. Kitabın dizgisi tam burada bozuk — “yuyulmasın” yerine “yuyulmasm” basılmış; adın silinmesinden söz eden dizede bir harfin düşmesi, düzeltilmeden bırakıldı.

  12. 12

    eyle müşrikten hezâran cân ile dâim

    eyle ey mü’min gelüb mevlâ-yı Kamber’den

    1Müşrikten bin canla, dâima teberrâ et;

    2ey mümin, gelip Kamber'in mevlâsına tevellâ eyle.

    Son beyit ikrarın iki yüzünü karşı karşıya koyar: uzaklaşmak ile bağlanmak, teberrâ ile tevellâ. “Hezârân cân” sayıyı bir abartıdan çok bir teminata çevirir. Kapanış kafiyesi “Kamber’den”dir: şiir Hayder'den başlar, onun hizmetkârının efendisine gelerek halkayı kapatır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144503 numaralı sürüm esas alındı; Ergun derlemesinin Seher Abdal faslındaki —1— numaralı manzumedir. Kitabın dizdiği sıra numarası, sayfa numarası işaretleri ve mahlas kelimesindeki italik vurgu metne alınmadı; mahlas dizenin içinde geçtiği için “Seher” kelimesi korundu. Dizgi düzeltilmedi: beşinci beytin ikinci dizesi ile altıncı beytin ikinci dizesi kitapta noktayla kapanıyor (“Ca’fer’den.”, “Hayder’den.”), on birinci beyitte “yuyulmasın” yerine “yuyulmasm” dizilmiş, dördüncü beytin kafiyesi redif “-den” isterken “Şebperdan” basılmış; “kâferden”, “Bâkir” ve “Mûsi-i Kâzım” imlâları da olduğu gibi bırakıldı. Ergun aynı fasılda, Bâkî'nin sağlığında yazılmış tezkire tarzında bir mecmuada (İnkılâp Müzesi, M. Cevdet K. nr. 479) bu şiirin matlaını “Erişti Fazl-ı rûhânî bize evlâd-i Hayder’den / Alup nûş eyledik vahdet meyin sâkî-i Kevser’den” biçiminde kayıtlı bulduğunu söyler; metin derlemeden alındığı için “Fazl-ı Yezdânî” okuyuşu korundu, mecmua farkı buraya yazıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirGene Seyyâh Oluben Destime Aldım Teberi
Gene seyyâh oluben destime aldım teberi
Seher Abdal · Müseddes (mütekerrir)

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

Fazl-ı Yezdânî

Tanrı'nın lütfu, ilâhî feyiz

vahdet

Birlik

sâkî-i kevser

Cennet ırmağından içiren; Ali'nin sıfatı

Bâbuhâ

Onun kapısı

Şebpîr ü Şebper

Hasan ile Hüseyin'in bu gelenekteki adları

heştüm

Sekizinci

teberrâ

Uzak durma, ilgisini kesme

tevellâ

Sevgiyle bağlanma