Ettin mi cefâ ilmini tahsil küçücükten
Şair sevgilinin eziyeti küçük yaşta bir ilim gibi öğrenip öğrenmediğini sorar; tatlı dil, merhamet ve iyi huy öğretmeye çalışır. Eksik ‘lemi ârâ’ yüzeyini dünyayı süsleme diye tamamlamadan, Ömer’in değerinin bilinmesini ister.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ettin mi küçücükten
Ne sendeki bu küçücükten
1Eziyet ilmini küçük yaştan mı öğrendin?
2Verdiğin sözü daha küçüklükten niçin böyle yorumlayıp değiştiriyorsun?
- 2
mi beslemiş anan seni ey mâh
dil küçücükten
1Ey ay yüzlü, annen seni şekerle mi besledi?
2Dilini papağan gibi daha küçüklükten eğitmeyi sürdür.
Annenin sevgiliyi şekerle beslemiş olması ilk dizede onun tatlılığına olası bir kaynak sunar. Şair ardından bu tadın dile geçmesini ister ve “tûtî”yi konuşma öğretilebilen papağan olarak kullanır. Sevgilinin yüzü ay kadar parlak olsa da dilinin ayrıca eğitim görmesi gerekir.
- 3
Ağlar gezer ol olanlar
Sen böyle gazûb olma kerem kıl küçücükten
1Sana hayran kul olanlar ağlayarak dolaşır.
2Böyle öfkeli olma; daha küçüklükten merhamet göster.
Sevgiliye hayran olanlar “bende” diye kulluk konumunda durur, fakat bu bağlılığın karşılığı ağlayarak dolaşmaktır. “Gazûb” sevgilinin süreğen öfkesini adlandırır; hemen ardından “kerem kıl” buyruğu gelir. Şair karakteri değişmez yazgı saymaz, küçük yaştan merhametle düzeltilebilecek huy kabul eder.
- 4
Bu hüsnile sen lemi ârâ olacaksın
Hüsnün gibi et küçücükten
1Bu güzellikle sen “lemi ârâ” olacaksın; eksik yüzey kesinleştirilemez.
2Güzelliğin gibi huyunu da daha küçüklükten olgunlaştır.
Kaynak dizedeki “lemi ârâ” yüzeyinin başı eksik olduğundan tamlama sessizce “âlemi ârâ” diye tamamlanamaz ve kesin bir dünya anlamına bağlanamaz. Buna karşı beyitin ikinci çizgisi açıktır: şair mevcut dış güzelliği “hüsn” ile överken huy için ayrıca “tekmil” ister; görünüşteki olgunluk, ahlakın da tamamlandığını kanıtlamaz.
- 5
Akl ile güzel fehmedeğör
Sen bu Ömer’in kıymetini bil küçücükten
1Akılla düşünerek eski sevgiliyi güzelce anla.
2Sen bu Ömer’in değerini daha küçüklükten bil.
Son beyit sevgiliden “yâr-ı kadîm”i, yani eski ve köklü bağlılık sahibini akılla tanımasını ister. Mahlas ikinci dizede doğrudan değer hesabına girer: bilinmesi gereken şey Ömer’in “kıymeti”dir. Tekrarlanan küçüklük sözü, bu tanımanın gecikmeden başlaması gerektiğini vurgular.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 şiir No.219 Âşık Ömer bölümündedir ve gövdede Sen bu Ömer’in kıymetini bil küçücükten mahlası açıkça görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n219-408360E24BE2. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.219, PDF 201; 5 iki dizelik birim/10 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Evvel bahar gülzar ile yaz gelürÂşık Ömer · Bahar koşması→
Cefa, doğuştan bir huy değil “tahsil” edilebilecek ilim gibi sorulur; sevgilinin zalimliği okul başarısına dönüştürülerek iğnelenir. İkinci dizedeki “va’deye te’vil” verilen sözün açıklamalarla başka yöne çekildiğini düşündürür. Çocukluk redifi, söz bozmanın bile erken öğrenildiği sitemini büyütür.