DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Ey dil eser fenâ badein olursun
Şiir · 17. yüzyıl

Ey dil eser fenâ badein olursun

Gönle kötü sözden kaçınmayı öğütleyen şiir, cahilin sözüyle arifin kelâmını karşılaştırır; şeriat, tarikat, hakikat ve marifet basamaklarından geçerek Âşık Ömer’in aşk şarabıyla hayran ve gurbet elde sarhoş oluşuna varır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Ey dil eser fenâ badein olursun

    Yahşi kem söyleme nâdim olursun

    1Ey gönül, ‘eser fenâ badein’ olursun;

    2iyi kötü söyleme, sonra pişman olursun.

    Açılıştaki ‘eser fenâ badein’ dizilişi baskıda bu biçimde durur; badein/bâde-in ayrımı ve sözlerin tam bağı ikinci tanık olmadan çözülemez. Bu nedenle faniliğin izi gibi ek bir öğreti kurulmaz; yalnız ikinci dizedeki söz ve pişmanlık ilişkisi açık aktarılır.

  2. 2

    veşten müberrâ

    Özün bilmezlere Hayren ve şerrâ

    1‘Mesîm-i subuh veşten müberrâ’;

    2özünü bilmeyenlere ‘hayren ve şerrâ’.

    Her iki dize de tarihî tamlama ve zarf yüzeyi bakımından kapalıdır. İlk dizeye basılı metinde olmayan ‘ol’, ikinciye de ‘karışır’ gibi bir yüklem eklenmez; sabah meltemi, özünü bilmeyenler ve hayır-şer sözleri açıkça görüldüğü ölçüde literal tutulur.

  3. 3

    Gâhilin bed sözü cana dikendir

    Ârifin kelâmı ’dir

    1Cahilin kötü sözü cana dikendir;

    2arifin sözü Hoten miskidir.

    Cahilin sözü bedene saplanan diken, arifin kelâmı ise Hoten miski olur. Acı ile güzel koku arasındaki keskin karşıtlık, bilginin yalnız doğru içerik vermediğini; dinleyenin canında iyileştirici ve kalıcı bir tesir bıraktığını anlatır.

  4. 4

    Ârife lec düşmez başı esendir

    İrdiği dimağı kılar

    1Arife inat yakışmaz, başı esendir;

    2ulaştığı zihni güzel kokuyla doldurur.

    Arifin inatlaşmaması onu edilgin değil esen kılar. Sözü ulaştığı dimağı güzel kokuyla doldurur; önceki birimdeki misk imgesi burada etkisini sürdürür. Bilgelik, tartışmada üstün gelmekten çok zihni dönüştüren bir huzur olarak belirir.

  5. 5

    Şerîat tarîkat bir özge kândır

    Hakîkat esrârı genc-i nihândır

    1Şeriat ve tarikat bambaşka bir kaynaktır;

    2hakikat sırları gizli bir hazinedir.

    Şeriat ve tarikat bir kaynağa, hakikat sırları gizli hazineye benzetilir. Kaynak ile hazine imgeleri bilginin hem akıp besleyen hem de emekle aranıp bulunan yanlarını birleştirir; yolun görünen kurallardan saklı anlama ilerlediğini gösterir.

  6. 6

    meydanı âli meydanıdır

    Ana yol bulamaz dûnî teberrâ

    1Marifet meydanı yüce bir meydandır;

    2aşağı yaradılışlı ve uzak duran ona yol bulamaz.

    Marifet, herkesin kolayca gireceği düz bir alan değil yüce bir meydandır. ‘Dûnî’ ve ‘teberrâ’ sözleri manevi alçaklıkla uzak duruşu işaretler; dize, bu meydana soyla değil iç yöneliş ve ahlaki hazırlıkla ulaşılacağını düşündürür.

  7. 7

    Görmeyen karasın akın

    olamaz yakın

    1Ledün ilminin karasını akını görmeyen

    2anlamın el değmemiş inceliklerine yaklaşamaz.

    Ledün bilgisi siyahı ve beyazıyla bütünlüğü görülmesi gereken derin bir alandır. ‘Ebkâr-ı ma’nâ’ ifadesi henüz el değmemiş anlamları çağırır; yüzeyde kalan bakışın bu inceliklere yaklaşamayacağı özellikle vurgulanır.

  8. 8

    Bu bâbı fehmeder zannetme sakın

    Zâhirî olanlar sûretâ garrâ

    1Sakın bu kapıyı anlayacağını sanma;

    2yalnız dış görünüşte parlak olanlar anlayamaz.

    Şair, görünüşte parlak olmayı anlayışla eşitlemez ve bu kapının kolay kavranacağını sanmamayı söyler. ‘Bâb’ hem konu hem giriş kapısıdır; dış süsün ötesindeki irfan için yalnız surete bağlanmayan bir okuma gerektiği anlatılır.

  9. 9

    Âşık Ömer şimdi Mecnûn’a akran

    Şerâb-ı aşk ile

    1Âşık Ömer şimdi Mecnun’a eştir;

    2aşk şarabıyla şaşkın ve hayrandır.

    Mahlasın görünmesiyle soyut öğretinin deneyimleyen öznesi belirir: Ömer, Mecnun’a akran sayılır. Aşk şarabı onu vâlih ve hayran eder; burada sarhoşluk aklın basit kaybı değil, irfan yolundaki yoğun şaşkınlık ve kendinden geçiştir.

  10. 10

    Olmuşum bâde-i gafletle sekran

    Diyâr-ı gurbette mest-i

    1Gaflet şarabıyla sarhoş olmuşum;

    2gurbet diyarında ‘mest-i muharrâ’yım.

    İlk dize gaflet şarabıyla sarhoşluğu açıkça söyler. İkinci dizedeki ‘muharrâ’nın burada yakıcı mı, arınmış mı, yoksa başka bir tarihî değer mi taşıdığı doğrulanmamıştır; iki ayrı kesin anlam üretmek yerine terim ve belirsizliği birlikte korumak gerekir.

Kavram sözlüğü (9) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun 1936 şiir No.14 Âşık Ömer bölümündedir ve gövdede Ömer mahlası açıkça görünür.

Atıf kanıtını aç ↗

Kaynak sürümü ergun1936-n14-451893361AAD. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.14, PDF 119; 10 iki dizelik birim/20 dize. Tarama yalnız kanıt olarak bağlandı ve yeniden dağıtılmadı. İçerik aparatı: ‘eser fenâ badein’, ‘Mesîm-i subuh veşten müberrâ / Hayren ve şerrâ’ ve ‘muharrâ’ yüzeyleri ikinci tanık olmadan genişletilmedi.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBu Âlemde Sohbet Kalmadı
Ey dilâ bu âlemin sahnında sohbet kalmadı
Âşık Ömer · Tarihî kaynakta nazım şekli ayrıca sınıflandırılmadı

Kavram sözlüğü

9 kavram bulundu.

Mesîm-i subuh

Sabah meltemi.

misk-i Huten

Hoten ülkesine nispet edilen güzel kokulu misktir.

mutarrâ

Güzel kokuyla doldurulmuş, tazelenmiş.

genc-i nihân

Gizli hazinedir.

Ma’rifet

Allah’ı ve hakikati gönül bilgisiyle tanıma.

leddünnün

Doğrudan ilahi kaynaktan geldiği kabul edilen ledün bilgisinin.

Ebkâr-ı ma’nâya

El değmemiş, ince anlamlara.

vâlih ü hayran

Şaşkın ve kendinden geçmiş.

muharrâ

‘Mest-i muharrâ’ tamlamasında geçen; buradaki tarihî karşılığı kesinleştirilmemiş söz.