Ey dirîga çerh-i gaddar kaddimi kıldın dütâ
Şair acımasız feleğe boyunu iki büktüğü ve nazlı yârdan ayırdığı için yakınır; ardından vefasız sevgiliye ne yaptığını sorar. Sel gibi gözyaşı, bağrı kebap eden hasret ve göğe çıkan ah arasında suçsuzluğunu savunur. Merhametsizlik sorgulanırken kavuşmanın kıymet ve bedel kutbu açık bırakılır; Ömer’in görünüşte karınca, anlamda yiğit oluşu son siteme geçer.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey dirîga kaddimi kıldın
Eyledin âhır beni ol nazlı yârımdan cüdâ
1Yazık, ey acımasız felek, boyumu iki büktün;
2Sonunda beni o nazlı sevgilimden ayırdın.
- 2
Bunca derd-i bîdevâya sen beni görüp revâ
Neyledim nettim sana söyle bana ey bîvefâ
1Beni bunca devası olmayan derde layık gördün;
2Ne yaptım sana? Söyle bana ey vefasız.
“Derd-i bîdevâ” yalnız çok acı değil çözümü bulunmayan hastalık imgesidir; felek konuşanı buna “revâ” görmüştür. “Neyledim nettim” aynı suçsuzluk sorusunu iki yakın fiille çoğaltır ve hitabı vefasız sevgiliye çevirerek hesap istemeye başlar.
- 3
Cûş edüp dembedem akmaktadır
Nâr-ı hasret bağrımı edüp yakmaktadır
1Gözyaşımın seli coşup sürekli akmaktadır;
2Hasret ateşi bağrımı kebap edip yakmaktadır.
Gözyaşı “seylâb”dır ve “cûş edüp” coşarak dembedem akar; su imgesi kesintisiz hareket taşır. Bağır ise “büryân” edilir, yani hasret ateşinde kebap olur; dışarı akan su ile içeride yanan et aynı bedende karşıt maddeleri birleştirir.
- 4
firkatinle göklere çıkmaktadır
Buna râzı mı Hudâ söyle bana ey bîvefâ
1Ahımın dumanı ayrılığınla göklere çıkmaktadır;
2Allah buna razı mı? Söyle bana ey vefasız.
Ahın “dûd”u hasret ateşinin dumanı gibi göklere çıkar; iç yanış kozmik yükseklikte görünür iz bırakır. “Buna râzı mı Hudâ” sorusu sevgilinin davranışını yalnız kişisel vicdana değil ilahî onaya sunar ve siteme ahlaki mahkeme boyutu ekler.
- 5
Bu cüdâlık senden oldu bende yok cürm ü günâh
Ya nedendir kılarım her rûz ü şeb ben âh ü vâh
1Bu ayrılık senden oldu, bende suç ve günah yok;
2Öyleyse neden gece gündüz ah edip yakınırım?
Konuşan ayrılığın kaynağını kesin biçimde “senden” diye gösterir, kendisinde cürüm ve günah olmadığını savunur. Buna rağmen gece gündüz ah etmesinin nedenini sorar; suçsuzluk acıyı azaltmaz, yalnız sorumluluğun kimde olduğuna dair ısrarı büyütür.
- 6
Doğrusun de ey lebi sükker yüzü gün alnı mâh
Az mı kıldın sen cefâ söyle bana ey bîvefâ
1Doğrusunu söyle ey şeker dudaklı, güneş yüzlü, ay alınlı;
2Az mı cefa ettin? Söyle bana ey vefasız.
Şeker dudak, güneş yüz ve ay alın üç parlak/tatlı öğeyi tek yüz portresinde toplar. Böyle övülen kişiye “az mı kıldın sen cefâ” sorusunun yönelmesi güzellikle eziyet arasındaki çelişkiyi keskinleştirir; iltifat sitemi yumuşatmaz.
- 7
Tâ ezelden bilürem sende yokduğun
Âşıka asla terahhum ile şefkat yokduğun
1Ezelden beri sende iyilik bulunmadığını bilirim;
2Âşığa asla merhamet ve şefkatin bulunmadığını.
Merhametsizliğin “tâ ezelden” bilinmesi, sevgilinin huyunu sonradan edinilmiş davranış değil başlangıçtan gelen nitelik yapar. “Terahhum ile şefkat” iki merhamet sözünü üst üste getirir; ikisinin de yokluğu âşığa hiçbir yumuşama alanı bırakmaz.
- 8
Sen bilürken vaslına âlemde kıymet yokduğun
Yâ ne derdin bir behâ söyle bana ey bîvefâ
1Sen ‘vaslına âlemde kıymet yok’ yüzeyini bilirken [paha/değersizlik kutbu açık];
2‘Yâ ne derdin bir behâ?’ Söyle bana ey vefasız [söz dizimi açık].
“Vaslına âlemde kıymet yok” sözü değersizlik kadar dünyada paha biçilememeyi de taşıyabilir; değer kutbu tanık olmadan seçilmez. “Yâ ne derdin bir behâ” devamında deme, bedel ve kişi bağları da kapanmaz; modern ve yorum kesin fiyat hikâyesi eklemeden iki yüzeyi aparatlı korur.
- 9
Âşık Ömer sözlerinden anlanur dîvânedir
ise ol mânide merdânedir
1Âşık Ömer’in sözlerinden divane olduğu anlaşılır;
2Görünüşte karınca ise de anlamda yiğittir.
Ömer’in divaneliği kendi beyanından değil “sözlerinden” anlaşılır; şiir kişiyi dil üzerinden tanımlar. “Zâhirâ bir mûr” görünüşte küçüklük ve güçsüzlük, “mânide merdâne” iç anlamda yiğitliktir; dış bedenle şiirsel kudret ters çevrilir.
- 10
Pek keder verdi bu güne gam sana âyâ nedir
Kimseden etme hayâ söyle bana ey bîvefâ
1Bugün bu gam sana çok keder verdi; acaba nedir [kişi bağı açık]?
2Kimseden utanma; söyle bana ey vefasız.
“Bu güne gam sana” yüzeyi kederin kime ait olduğu bakımından açıktır; konuşan yine de sebebi “âyâ nedir” diye sorar. “Kimseden etme hayâ” sevgiliyi çevre baskısından kurtarıp açık konuşmaya çağırır, son nakarat cevap bekleyen ısrarı sürdürür.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.297 gövdesinde “Âşık Ömer sözlerinden anlanur dîvânedir” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n297-838C3D2880DC. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.297, PDF 245–246; 10 iki dizelik birim/20 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
“Çerh-i gaddar” ayrılığın ilk faili olarak sevgiliden önce feleği suçlar; gaddarlık kozmik düzene yüklenir. Kaddin “dütâ” yani iki büklüm oluşu acıyı bedende gösterir, nazlı yârdan cüda edilme de bu eğilmenin açık sebebini verir.