Ey dirîga kim yine aldı beni cezb-i hevâ
Dünya dışı şeylerden vazgeçmişken hevanın çekimi konuşanı yeniden çok cefalı bir güzele bağlar. Aşk ateşi aklı ve iradeyi alır; ceylan göz avlar, saç tuzağı gönül kuşunu bırakmaz. Şarap, mum-pervane ve ay yüz imgeleriyle sarhoşluk büyür; sevgilinin kâkül ve gamzesi âşıkları avlamak için hazırlanır. Köşeli ayraçlı Ömer mahlası korunur ve gönül belaların başı sayılır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey dirîga kim yine aldı beni
Yine çeşmim kıldı pür tâ serteser
1Yazık, hevanın çekimi beni yine aldı;
2Gözüm yine baştan başa “nakş-ı sivâ” ile doldu [terim kapalı].
- 2
El çeküp vazgelmiş iken cümleden ben bîvefâ
Yenile bir cevri çok dildâre oldum mübtelâ
1Ey vefasız, ben her şeyden el çekip vazgeçmişken;
2Yeniden cefası çok bir sevgiliye tutuldum.
Konuşan önce “cümleden” el çekmiş, yani bütün bağları bırakmıştır; buna rağmen yeniden bir dilbere müptela olur. “Yenile” geri dönüşün tazeliğini, “cevri çok” yeni ilişkinin daha baştan bilinen bedelini verir; vazgeçiş arzunun çekimine dayanamaz.
- 3
Âteş-i aşk ile zâlim yaktı nâr etti beni
Gitti akl u ihtiyârım etti beni
1Zalim beni aşk ateşiyle yaktı, ateşe çevirdi;
2Aklım ve iradem gitti, beni kararsız etti.
Aşkın ateşi yalnız yakmaz, konuşanı bütünüyle “nâr” eder; beden ateşin nesnesinden maddesine dönüşür. Aklın yanında “ihtiyâr”ın da gitmesi düşünme ve seçme yetilerini birlikte siler, “bîkarâr” sözü sonucu sürekli huzursuzluk yapar.
- 4
Bir bakışta çeşm-i âhûsu şikâr etti beni
ne mümkin mürg-i dil âzâd ola
1Ceylan gözü bir bakışta beni avladı;
2Saçının tuzağından gönül kuşunun kurtulması mümkün mü?
Ceylan gözü bir tek bakışta avcı gibi “şikâr” eder; av sahnesi bedenin gözünden başlar. Zülf “dâm”, gönül de “mürg” olduğunda saçın kıvrımları kuş kapanına dönüşür; soru biçimi özgürlüğün imkânsızlığını önceden kabul eder.
- 5
nûş ideli mestânesi oldum anın
Şem’ine yanmaktayım pervânesi oldum anın
1Onun yudumunu içeli sarhoşu oldum;
2Mumunda yanıyorum, onun pervanesi oldum.
Bir “cür’a”, yani tek yudum konuşanı sevgilinin mestanesi yapmaya yeter. Aynı bağlılık mum ve pervane sahnesine geçer: sevgili ışık kaynağı, konuşan çevresinde yanmayı sürdüren böcektir; içme sarhoşluğu yanma tutkusuyla birleşir.
- 6
Mah cemâlin göreli dîvânesi oldum anın
aya benzer ruhi al çeşmi elâ
1Ay yüzünü göreli onun divanesi oldum;
2Ay alınlı, yüzü al, gözü ela.
Ay yüzü görmek divaneliğin başlangıcıdır; görsel temas birimde doğrudan zihinsel dönüşüm üretir. “Mehcebîn”, al yüz ve ela göz portreyi ışık, renk ve bakış olarak üçe ayırır; kısa sıralama önceki uzun sarhoşluk açıklamasını yüz ayrıntılarında toplar.
- 7
Âşıkı seydetmeğe kâküllerin
Gamzeleri mübtelânın kasdına kîn eylemiş
1Kâküllerini âşığı avlamak için kıvrımlı etmiş;
2Yan bakışlarını tutkunlara kastetmek için kinli etmiş.
Kâküllerin “çîn” edilmesi kıvrımın doğal değil av için hazırlanmış olduğunu ileri sürer. Gamzeler de müptelalara “kîn” besler; saç tuzak, yan bakış düşman olduğunda güzellik süs olmaktan çıkıp tasarlanmış saldırı düzenine dönüşür.
- 8
Hüsnünü ol mehlika tâvus gibi zîn eylemiş
Halkı âşık kılmak içün kendüye virmiş cilâ
1O ay yüzlü güzelliğini tavus gibi süslemiş;
2Halkı kendine âşık etmek için kendine parlaklık vermiş.
Ay yüzlü sevgili güzelliğini “tâvus gibi” süsler; kuşun gösterişli tüyleri cilalı beden imgesine taşınır. “Halkı âşık kılmak” bu süslemenin açık amacı sayılır, “kendüye virmiş cilâ” da sevgilinin kendi görüntüsünü etkin biçimde parlatmasını söyler.
- 9
Der ki bu Âşık [Ö]mer dil nice ma’nîler saçar
Her bilüp bilmediği hercâyiye zârın açar
1Bu Âşık [Ö]mer der: ‘dil’ nice anlamlar saçar [dil/gönül/söyleyiş açık];
2Bildiği bilmediği her uçarı kişiye inleyişini açar.
Mahlastaki eksik Ö harfi köşeli ayraçla görünür tamamlanır. Kaynak “dil nice ma’nîler saçar” der; “dil” burada organ, gönül veya söyleyiş alanlarına açılabildiği için tek anlama çevrilmez. İkinci dize bu çoğul anlamları ve inleyişi bildik bilmedik her hercaiye açma davranışını eleştirir.
- 10
Ne cefâsından hazer eyler ne cevrinden kaçar
Bu gönül dedikleri başa
1Ne cefasından sakınır ne eziyetinden kaçar;
2Bu gönül dedikleri başa bela içinde beladır.
Gönül ne cefadan “hazer” eder ne cevr karşısında kaçar; acıdan sakınma mekanizması çalışmaz. “Belâ ender belâ” Farsça iç içelikle belanın içinde başka bela kurar, gönlü yalnız sorun değil başa gelen bütün sorunların merkezi ilan eder.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.298 gövdesinde “Der ki bu Âşık [Ö]mer dil nice ma’nîler saçar” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n298-FADFAE14277E. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.298, PDF 246; 10 iki dizelik birim/20 dize. Kaynak aparatı: dize 17 [Ö]mer: Basılı yüzeyde Ö harfi baskı kusuruyla eksik/silik; tamamlanan harf köşeli ayraçla görünür tutuldu. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
“Cezb-i hevâ” konuşanı iradesi dışında çeken arzu kuvvetidir; “yine” eski mücadeleye dönüşü bildirir. Gözün “pür” olması ve “serteser” bütünüyle dolmayı anlatır, fakat “nakş-ı sivâ”nın tam olarak hangi dış sureti gösterdiği kapalı tutulur.