DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Muhyiddin Abdal/Ey Hak’kın Tâlibi Gezme Âvâre
Gazel · 16. yüzyıl

Ey Hak’kın Tâlibi Gezme Âvâre

Tâlibi başıboşluktan alıp bir mürşide bağlanmaya çağıran gazel, ikinci yarısında mecazını değiştirir: şair kendini ulu bir şehirde dükkân açmış tüccar, sözünü de sarrafın değer biçeceği bir cevher sayar. Nasihat böylece alıcısını seçen bir arz sahnesine dönüşür.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Ey Hak’kın tâlibi gezme âvâre

    Gel boyun sun kulluk eyle bir ere

    1Ey Hakk'ın isteklisi, başıboş dolaşma;

    2gel, boyun eğ, bir ere kulluk et.

    Matla beyti tek bir olumsuz buyrukla üç olumlu buyruğu karşı karşıya getiriyor: “gezme” yasaklıyor, “gel, sun, eyle” yol gösteriyor. Tâlibin başıboşluğu ancak bir “er”e, yani mürşide bağlanmakla bitiyor; gazelin kalan dokuz beyti bu ilk şarttan türetilecek.

  2. 2

    Ere yeten Hak’ka yeter bil

    Erden olur yine derdine çâre .

    1Ere ulaşan Hakk'a ulaşır, bunu şüphesiz bil;

    2derdinin çaresi yine erden gelir.

    İki dizeyi “er” kelimesinin tekrarı çiviliyor: birincisinde yol, ikincisinde ilaç. “Yakin” sıradan bir kanaat değil şüphesiz biliş demektir, yani mürşide bağlanmak bir ihtimal olarak değil kesinlik olarak sunuluyor. Kaynakta bu dizenin sonunda dizgiden kalma boşluklu bir nokta duruyor.

  3. 3

    Derdli isen iste bul tâbîbini

    Zîrâ tabib eder bimâra

    1Dertliysen kendi hekimini iste, bul;

    2çünkü hekim, hastaya hastalık verir.

    Beklenen “hekim derdi alır” değil, tersi söyleniyor: aranan tabip derdi gidermez, artırır. Tasavvufta derd bizzat devâdır, kaçılacak değil istenecek şeydir. Dize kaynakta eksiltili dizilmiş ve “hastaya hastalığını bildirir” diye de okunabilir; metne dokunulmadı, kesin bir okuma dayatılmadı.

  4. 4

    Sana gerek olanı iste ara

    Kişi Mekke’yi bulur sora sora

    1Sana gereken neyse onu iste, ara;

    2kişi Mekke'yi sora sora bulur.

    Yaygın atasözünü (“sora sora Bağdat bulunur”) Mekke'ye çevirerek alıyor ve arayışın hedefini kıble ile eşitliyor. “İste ara” ikilemesi bir önceki beytin “iste bul”unu yineleyip aramayı bir yönteme dönüştürüyor: bilgi hazır verilmez, sorularak toplanır.

  5. 5

    Hakim benim dürlü kumaş bendedir

    Dükkân açub girdim bir ulu şara

    1Hakîm benim, türlü kumaş bende;

    2bir ulu şehre girip dükkân açtım.

    Şiir burada nasihat kipinden birinci tekile geçiyor ve şair kendini çarşıda tezgâh açmış bir tüccar olarak kuruyor. “Kumaş” hem satılan mal hem söylenen sözdür; irfanı meta hâline getiren bu mecaz, gazelin kalan yarısını baştan sona bir pazar sahnesi olarak yürütecek.

  6. 6

    Çağırın şol sarraflara kim gelsün

    bugün çıkardım pazara

    1Şu sarrafları çağırın, gelsinler;

    2işte bugün pazara mal çıkardım.

    Tezgâhı kuran şair müşterisini de seçiyor: alıcı değil sarraf çağırıyor, yani kıymet biçmeyi bilen. “Uş” (işte) sözü sahneyi şimdiki ana çekiyor. Söz söylemek burada bir arz etme işidir ve dinleyici, değeri takdir edecek uzman olarak tanımlanıyor.

  7. 7

    Sarraf bilür gevherin kıymetini

    Bahâ biçsün ol kıymetli gevhere

    1Cevherin değerini sarraf bilir;

    2o kıymetli cevhere fiyatı o biçsin.

    “Gevher” iki dizede de tekrarlanıp beyti kendi üstüne kapatıyor; “kıymet” ile “bahâ” ise bilmek ile ölçmeyi ayırıyor. Şairin istediği övgü değil ehil bir değerlendirme: söz ancak onu tartabilecek kişinin karşısında söz olur, kalanın elinde kumaş yığınıdır.

  8. 8

    Ârifin esrârını fâş idem ben

    Ne münâsib deyem ehl-i inkâra

    1Ben ârifin sırlarını açığa mı vurayım?

    2İnkâr ehline söylemek yakışır mı?

    Pazar mecazının öbür yüzü: mal herkese satılmaz. Soru kipiyle kurulan beyit, “sırrı ehline söyle” ilkesini tüccar diliyle tekrarlıyor. Bir önceki beytin sarrafı ile buradaki ehl-i inkâr, aynı tezgâhın karşısına gelen iki zıt müşteridir.

  9. 9

    Okudum bildim der ise demesün

    Her kimde ki var ise ol

    1“Okudum, bildim” diyorsa demesin;

    2kimde o emmâre nefis varsa.

    Kitap bilgisi ile hâl bilgisi ayrılıyor. Şair inkârcıyı cahilliğiyle değil nefsiyle tanımlıyor: “okudum bildim” diyebilen biri de nefs-i emmâre taşıyorsa sarraf sayılmaz. “Demesün” buyruğu konuşma hakkını okumuşluğa değil arınmışlığa bağlıyor.

  10. 10

    Muhyeddin'in pazarı Hak iledir

    Ki gözlü gerek gele Hak’kı göre

    1Muhyeddin'in pazarı Hak'ladır;

    2gelenin gözlü olması, Hakk'ı görmesi gerek.

    Makta beytinde alışverişin karşı tarafı açıklanıyor: tezgâhın asıl muhatabı müşteri değil Hak'tır. “Gözlü” hem gören hem seçen demektir. Gazel, mürşide bağlanma çağrısıyla açılıp gören göz şartıyla kapanınca ilk dizedeki “âvâre gezme” de karşıtını bulmuş oluyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 143963 numaralı sürüm esas alındı; sayfa Sadettin Nüzhet Ergun'un “Bektaşî Şairleri ve Nefesleri” taramasının 144-157. yapraklarını topluca aktardığı bölüm sayfasıdır, bu yüzden şairin bu partideki bütün şiirleri aynı adresi ve aynı sürüm numarasını taşır. Metin Ergun'un “—4—” sıra numarasıyla dizdiği gazeldir; sıra numarası ve “—2—” hizasındaki “— Gazel —” tasnif başlığı metne alınmadı, ama nazım şeklini o başlık belirledi. Ergun'un kendi notu şairin bütün şiirlerinin hece vezniyle yazıldığını söylüyor ve sayım da bunu doğruluyor: yirmi dizenin yirmisi de 11 hece. Kaynakta iki dizgi sorunu var, ikisi de düzeltilmedi: dördüncü dize boşluklu bir noktayla bitiyor (“…derdine çâre .”) ve aynı kelime bir dizede “bîmâr”, ertesi kelimede “bimâra” imlâsıyla dizilmiş. Ayrıca “Zîrâ tabib bîmâr eder bimâra” dizesi eksiltili kurulmuş ve birden çok okumaya açıktır; dizeye dokunulmadı, günümüz Türkçesi sütununa sözdizimine en yakın karşılık yazıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirİnsan İnsan Derler İdi
İnsan insan derler idi
Muhyiddin Abdal · Nefes

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

tâlib

isteyen, arayan; tarikat yoluna girmek isteyen kişi

yakin

şüphesiz bilgi, kesin biliş

bîmâr

hasta

şar

şehir

işte

metâ’

satılık mal, ticaret eşyası

gevher

cevher, mücevher; burada sözün özü

emmâre

kötülüğü buyuran nefis (nefs-i emmâre)