Ey kâkülü sâye-gâh-ı fitne
On bir beyit boyunca her mısra "fitne" ile kapanır ve sevgilinin yüzü bir savaş coğrafyasına dönüşür: kâkül gölgelik, göz sığınak, bakış pusu olur. Son beyitte şair kendini uyarır, çünkü aynı mahallede bin kuyu gizlidir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey kâkülü -ı
Çeşmin mi degil penâh-ı
1Ey kâkülü fitnenin gölgeliği olan,
2gözün fitnenin sığınağı değil mi?
- 2
Sad âh ki etti çeşm-i şûhun
Cân u dilimi tebâh-ı
1Yüz âh ki o şuh gözün,
2canımı ve gönlümü fitnenin yıkıntısına çevirdi.
"Sad âh" yüz âh demektir; sayı mübalağası beytin acısını ölçüye vurur. "Çeşm-i şûh" oynak, sınır tanımaz bakıştır ve etkisi tek tek değil topluca kaydedilir: can ile gönül aynı yıkıma birlikte girer. Tebâh harap olmuş demektir; fitne burada bir yer değil bir sonuçtur.
- 3
nigâhın etse imdâd
Dünyâyı yıkar sipâh-ı
1Bakışın Hârût'a yardım edecek olsa,
2fitne ordusu dünyayı yıkar.
Hârût, Bâbil'de insanlara sihir öğrettiğine inanılan melektir ve divan şiirinde göz büyüsünün ustası sayılır. Beyit ilişkiyi tersine çevirir: usta yardım alan taraftır, sevgilinin bakışı ona imdada yetişir. Şart cümlesi sonucu askıda bırakmaz — dünya yıkılır.
- 4
Olmuş ezelî hayâl-i çeşmın
Taht-ı dile pâdişâh-ı
1Gözünün hayali ezelden beri
2gönül tahtına fitne padişahı olmuş.
"Ezelî" kelimesi beytin tarihini yaratılıştan öncesine atar: bu istilanın bir başlangıç anı yoktur. Gönül burada bir ülke gibi kurgulanır — tahtı vardır, padişahı vardır — ama tahtta oturan sevgili değil, onun gözünün hayalidir; asıl hükümdar suretin kendisi olur.
- 5
Tâ arş-ı Hudâ'ya oldu peyvest
Zülfünle ulüvv-i câh-ı
1Tanrı'nın arşına kadar ulaştı,
2senin zülfünle fitne makamının yüceliği.
"Câh" hem mevki hem çukur demektir ve gazel bu ikinci anlamı son beyitte kuyu olarak kullanacaktır. Burada yükseklik anlamı işler: zülfün uzunluğu arşa değecek kadar uzatılır. Aynı kelimeden hem yükselme hem düşme çıkar, şiir sonu için bunu saklar.
- 6
Gör gamzeyi mest-i olmuş
Her cünbişi bir güvâh-ı
1Gamzeye bak, kibirden sarhoş olmuş;
2her kıpırdanışı fitnenin bir tanığı.
"Nahvet" kibir demektir; gamze sarhoş edilmiş değil, kendi kibrinden sarhoştur. İkinci dize hukuk diline kayar: her kıpırdanış bir "güvâh", yani tanık sayılır. Böylece bakış hem suçu işler hem kendi aleyhine tanıklık eder ve beyit bir mahkeme kurar.
- 7
Tarf-ı nigehi -i efsûn
Kâkülleri dam-gâh-ı
1Bakışının kenarı büyünün pususu,
2kâkülleri fitnenin tuzak yeridir.
İki dize iki tuzak kurar ve ikisi de savaş sözlüğünden gelir: "kemîn" pusu, "dam-gâh" ise avın kapana kısıldığı yerdir. Bakışın kenarı ile saçın kıvrımı, yani yüzün en kıyıda kalan iki ayrıntısı, şiirde bütün alanı kaplayan bir kuşatmaya çevrilir.
- 8
Bîmâri-i çeşmin eyler isbât
Renc-âver imiş günâh-ı
1Gözünün hastalığı şunu ispat eder:
2fitne günahı meğer zahmet getirirmiş.
Beyit tıp ile ahlakı üst üste bindirir: sevgilinin baygın, hasta bakışı bir kanıt sayılır ve kanıtladığı şey, fitne günahının işleyene de acı verdiğidir. "Renc-âver" zahmet getiren demektir; ceza dışarıdan gelmez, suçlunun yüzüne yazılmıştır.
- 9
İ'câz-ı nigâhın eyler ihyâ
Bin mürde-i hâk-i râh-ı
1Bakışının mucizesi diriltir
2fitne yolunun toprağındaki bin ölüyü.
Bir önceki beyitte hasta görünen bakış burada mucize gücüyle diriltir. Bakışın i‘câzı, fitne yolunun toprağında yatan bin ölüyü yeniden canlandırır; adı geçmeyen bir dinî kişilik yorumda özne yapılmaz.
- 10
Merdüm değil ol tegafülünden
Dutmuş nigehini âh-ı
1O, senin görmezden gelişin yüzünden gözbebeği değil;
2bakışını fitnenin âhı tutmuş, karartmıştır.
"Merdüm" hem insan hem gözbebeği demektir ve beyit ikinci anlamı seçer: gözün ortasındaki karalık gözbebeği değil, fitnenin âhının bıraktığı istir. "Tegâfül" bilerek görmezden gelmedir; sevgilinin aldırmazlığı, bakışını karartan şeyin adı hâline gelir.
- 11
Ekrem hazer ol mehin nihândır
Kûyunda hezâr çâh-ı
1Ekrem, sakın o aydan; gizlidir
2onun mahallesinde bin fitne kuyusu.
Mahlas beyti gazeli bir uyarıya bağlar ve beşinci beyitteki "câh" kelimesinin öbür anlamını açar: yükseklik burada çukura döner. "Kûy" sevgilinin mahallesi, âşığın dolandığı yerdir; kuyuların gizli olması, yolun her adımının tuzak olduğu anlamına gelir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142911 numaralı sürüm esas alındı. Sayfanın gövdesi "Kafiye-i Hâ/İkinci Gazel" satırıyla başlıyor; bu, sayfanın kendi adıyla ("Beşinci Gazel") bile uyuşmayan bir başlık tekrarıdır, dize değildir ve alınmadı. Kaynak ilk on beyti tek satırda, iki mısraı yan yana basıyor; mısralara bölme büyük harf sınırından burada yapıldı, son beyit kaynakta zaten iki satırdır. Dördüncü beyitteki "çeşmın" yazımı kaynaktadır (öbür yerlerde "çeşmin") ve düzeltilmedi. Mahlas "* Ekrem *" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar temizlendi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Redif "fitne" on bir beyit boyunca hep tamlanan olarak durur ve her beyit ona yeni bir mekân ya da rütbe verir: gölgelik, sığınak, ordu, taht, kuyu. Matla iki barınma sözcüğünü yan yana koyar — kâkül gölge verir, göz sığınak olur; fitne böylece kovulan değil ağırlanan bir konuk sayılır.